Yemin

Posted by

Yemîn (ant):
1-) Bir şeyi yapacağına veya yapmayacağına dair, genellikle kutsal kabul edilen bir varlık üzerine verilen söz.
2-) Dini anlamda bir kimsenin Allah’ın adını veya sıfatını zikrederek sözünü kuvvetlendirmesi.

Yemin ile ilgili ayetler:
1-) Bakara Suresi, 224. ayet:
Arapça:
وَلَا تَجْعَلُوا۟ ٱللَّهَ عُرْضَةً لِّأَيْمَٰنِكُمْ أَن تَبَرُّوا۟ وَتَتَّقُوا۟ وَتُصْلِحُوا۟ بَيْنَ ٱلنَّاسِ ۗ وَٱللَّهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ
Okunuşu:
Ve la tec’alullahe urdatel li eymanikum en teberru ve tetteku ve tuslihu beynen nas vallahu semîun alîm
Anlamı:
Yeminlerinizden dolayı Allah’ı (O’nun adını), iyilik etmenize, O’ndan sakınmanıza ve insanların arasını düzeltmenize engel kılmayın. Allah işitir ve bilir.
2-) Bakara Suresi, 225. ayet:
Arapça:
لَّا يُؤَاخِذُكُمُ ٱللَّهُ بِٱللَّغْوِ فِىٓ أَيْمَٰنِكُمْ وَلَٰكِن يُؤَاخِذُكُم بِمَا كَسَبَتْ قُلُوبُكُمْ ۗ وَٱللَّهُ غَفُورٌ حَلِيمٌ
Okunuşu:
La yuahîzukumullahu bil lağvi fî eymanikum ve lakiy yuahîzukum bi ma kesebet kulubukum vallahu ğafurun halîm
Anlamı:
Allah sizi kasıtsız yeminlerinizden sorumlu tutmaz. Lakin kasıtlı yaptığınız yeminlerinizden dolayı sizi sorumlu tutar. Allah gafurdur, halimdir.
3-) Bakara Suresi, 226. ayet:
Arapça:
لِّلَّذِينَ يُؤْلُونَ مِن نِّسَآئِهِمْ تَرَبُّصُ أَرْبَعَةِ أَشْهُرٍ ۖ فَإِن فَآءُو فَإِنَّ ٱللَّهَ غَفُورٌ رَّحِيمٌ
Okunuşu:
Lillezîne yu’lune min nisaihim terabbusu erbeati eşhur fe in fau fe innellahe ğafurur rahîym
Anlamı:
Kadınlarına yaklaşmamaya yemin edenler dört ay beklerler. Eğer (bu müddet içinde) kadınlarına dönerlerse, şüphesiz Allah çokça bağışlayan ve esirgeyendir.

4-) Al-i İmran Suresi, 77. ayet:
Arapça:
إِنَّ الَّذِينَ يَشْتَرُونَ بِعَهْدِ اللّهِ وَأَيْمَانِهِمْ ثَمَنًا قَلِيلاً أُوْلَئِكَ لاَ خَلاَقَ لَهُمْ فِي الآخِرَةِ وَلاَ يُكَلِّمُهُمُ اللّهُ وَلاَ يَنظُرُ إِلَيْهِمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ وَلاَ يُزَكِّيهِمْ وَلَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ
Okunuşu:
İnnellezıne yeşterune bi ahdillahi ve eymanihim semenen kalılen ülaike la halak lehüm fil ahırati ve la yükellimühümüllahü ve la yenzuru ileyhim yevmel kıyameti ve la yüzekkıhim ve lehüm azabün elım
Anlamı:
Şüphesiz, Allah’a verdikleri sözü ve yeminlerini az bir karşılığa değişenler var ya, işte onların ahirette bir payı yoktur. Allah kıyamet günü onlarla konuşmayacak, onlara bakmayacak ve onları temizlemeyecektir. Onlar için elem dolu bir azap vardır.

5-) Nisa Suresi, 33. ayet:
Arapça:
وَلِكُلٍّ جَعَلْنَا مَوَالِيَ مِمَّا تَرَكَ الْوَالِدَانِ وَالْأَقْرَبُونَ وَالَّذِينَ عَقَدَتْ أَيْمَانُكُمْ فَآتُوهُمْ نَصِيبَهُمْ إِنَّ اللَّهَ كَانَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ شَهِيدًا
Okunuşu:
Ve li küllin cealna mevaliye mimma terakel validani vel akrabun vellezıne akadet eymanüküm fe atuhüm nasıybehüm innellahe kane ala külli şey’in şehıda
Anlamı:
(Erkek ve kadından) her biri için ana-babanın ve akrabanın bıraktıklarından (pay alan) varisler kıldık. Yeminlerinizin bağladığı (ahitleştiğiniz) kimselere de kendi hisselerini verin.Şüphesiz Allah her şeye şahittir.
6-) Nisa Suresi, 62. ayet:
Arapça:
فَكَيْفَ إِذَا أَصَابَتْهُمْ مُصِيبَةٌ بِمَا قَدَّمَتْ أَيْدِيهِمْ ثُمَّ جَاءُوكَ يَحْلِفُونَ بِاللَّهِ إِنْ أَرَدْنَا إِلَّا إِحْسَانًا وَتَوْفِيقًا
Okunuşu:
Fe keyfe iza esabethüm müsıybetüm bi ma kaddemet eydıhim sümme cauke yahlifune billahi in eradna illa ıhsanev ve etvfıka
Anlamı:
Kendi işledikleri yüzünden başlarına bir musibet geldiği, sonra da “Biz iyilik etmek ve uzlaştırmaktan başka bir şey istememiştik” diye Allah’a yemin ederek sana geldikleri zaman halleri nasıl olur?

7-) Maide Suresi, 53. ayet:
Arapça:
وَيَقُولُ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ أَهَٰٓؤُلَآءِ ٱلَّذِينَ أَقْسَمُوا۟ بِٱللَّهِ جَهْدَ أَيْمَٰنِهِمْ ۙ إِنَّهُمْ لَمَعَكُمْ ۚ حَبِطَتْ أَعْمَٰلُهُمْ فَأَصْبَحُوا۟ خَٰسِرِينَ
Okunuşu:
Ve yekulüllezıne amenu ehaülaillezıne aksemu billahi cehde eymanihim innehüm le meaküm habitat a’malühüm fe asbehu hasirın
Anlamı:
(O zaman) iman edenler: “Bunlar mıdır sizinle beraber olduklarına bütün güçleriyle yemin edenler?” diyeceklerdir. Onların bütün yaptıkları boşa gitmiştir de kaybedenlerden olmuşlardır.
😎 Maide Suresi, 89. ayet:
Arapça:
لَا يُؤَاخِذُكُمُ ٱللَّهُ بِٱللَّغْوِ فِىٓ أَيْمَٰنِكُمْ وَلَٰكِن يُؤَاخِذُكُم بِمَا عَقَّدتُّمُ ٱلْأَيْمَٰنَ ۖ فَكَفَّٰرَتُهُۥٓ إِطْعَامُ عَشَرَةِ مَسَٰكِينَ مِنْ أَوْسَطِ مَا تُطْعِمُونَ أَهْلِيكُمْ أَوْ كِسْوَتُهُمْ أَوْ تَحْرِيرُ رَقَبَةٍ ۖ فَمَن لَّمْ يَجِدْ فَصِيَامُ ثَلَٰثَةِ أَيَّامٍ ۚ ذَٰلِكَ كَفَّٰرَةُ أَيْمَٰنِكُمْ إِذَا حَلَفْتُمْ ۚ وَٱحْفَظُوٓا۟ أَيْمَٰنَكُمْ ۚ كَذَٰلِكَ يُبَيِّنُ ٱللَّهُ لَكُمْ ءَايَٰتِهِۦ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ
Okunuşu:
La yüahızükümüllahü billağvi fı eymaniküm ve lakiy yüahızüküm bima akkadtümül eyman fe keffaratühu ıt’amü aşerati mesakıne min evsetı ma tut’ımune ehlıküm evkisvetühüm ev tahrıru rakabeh fe mel lem yecid fe sıyamü selaseti eyyam zalike kefferatü eymaniküm iza haleftüm vahfezu eymaneküm kezalike yübeyyinüllahü leküm ayatihı lealleküm teşkürun
Anlamı:
Allah, kasıtsız olarak ağzınızdan çıkıveren yeminlerinizden dolayı sizi sorumlu tutmaz, fakat bilerek yaptığınız yeminlerden dolayı sizi sorumlu tutar. Bunun da keffareti, ailenize yedirdiğiniz yemeğin orta hallisinden on fakire yedirmek, yahut onları giydirmek, yahut da bir köle azat etmektir. Bunları bulamayan üç gün oruç tutmalıdır. Yemin ettiğiniz takdirde yeminlerinizin keffâreti işte budur. Yeminlerinizi koruyun (onlara riayet edin). Allah size ayetlerini açıklıyor; umulur ki şükredersiniz!
9-) Maide Suresi, 106. ayet:
Arapça
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ شَهَٰدَةُ بَيْنِكُمْ إِذَا حَضَرَ أَحَدَكُمُ ٱلْمَوْتُ حِينَ ٱلْوَصِيَّةِ ٱثْنَانِ ذَوَا عَدْلٍ مِّنكُمْ أَوْ ءَاخَرَانِ مِنْ غَيْرِكُمْ إِنْ أَنتُمْ ضَرَبْتُمْ فِى ٱلْأَرْضِ فَأَصَٰبَتْكُم مُّصِيبَةُ ٱلْمَوْتِ ۚ تَحْبِسُونَهُمَا مِنۢ بَعْدِ ٱلصَّلَوٰةِ فَيُقْسِمَانِ بِٱللَّهِ إِنِ ٱرْتَبْتُمْ لَا نَشْتَرِى بِهِۦ ثَمَنًا وَلَوْ كَانَ ذَا قُرْبَىٰ ۙ وَلَا نَكْتُمُ شَهَٰدَةَ ٱللَّهِ إِنَّآ إِذًا لَّمِنَ ٱلْءَاثِمِينَ
Okunuşu:
Ya eyyühellezıne amenu şehadetü beyniküm iza hadara ehadekümül mevtü hıynel vesıyyetisnani zevaadlim minküm ev aharani min ğayriküm in entüm darabtüm fil erdı fe esabetküm müsıybetül mevt tahbisunehüma mim ba’dis salati fe yuksimani billahi inirtebtüm la neşterı bihı semenev ve lev kane za kurba ve la nektümü şehadetellahi inna izel le minel azimın
Anlamı:
Ey iman edenler! Birinize ölüm gelip çatınca vasiyet esnasında içinizden iki adalet sahibi kişi aranızda şahitlik etsin. Yahut seferde iken başınıza ölüm musibeti gelmişse sizden olmayan, başka iki kişi (şahit olsun). Eğer şüpheye düşerseniz o iki şahidi namazdan sonra alıkor, “Bu vasiyet karşılığında hiçbir şeyi satın almayacağız, akraba (menfaatine) de olsa; Allah (için yaptığımız) şahitliği gizlemeyeceğiz, (aksini yaparsak) bu takdirde biz elbette günahkarlardan oluruz” diye Allah üzerine yemin ettirirsiniz.
10-) Maide Suresi, 107. ayet:
Arapça:
فَإِنْ عُثِرَ عَلَىٰٓ أَنَّهُمَا ٱسْتَحَقَّآ إِثْمًا فَـَٔاخَرَانِ يَقُومَانِ مَقَامَهُمَا مِنَ ٱلَّذِينَ ٱسْتَحَقَّ عَلَيْهِمُ ٱلْأَوْلَيَٰنِ فَيُقْسِمَانِ بِٱللَّهِ لَشَهَٰدَتُنَآ أَحَقُّ مِن شَهَٰدَتِهِمَا وَمَا ٱعْتَدَيْنَآ إِنَّآ إِذًا لَّمِنَ ٱلظَّٰلِمِينَ
Okunuşu:
Fe in usira ala ennehümestehakka ismen fe aharani yekumani mekamehüma minellezı nestehakka aleyhimül evleyani fe yuksimani billahi le şehadetüna ehakku min şehadetihima ve ma’tedeyna inna izel le minez zalimın
Anlamı:
Bu şahitlerin (sonradan yalan söyleyerek) bir günah kazandıkları anlaşılırsa, (şahitlerin) haklarına tecavüz ettiği ölüye daha yakın olan (mirasçılardan) iki kişi onların yerini alır ve “Andolsun ki bizim şahitliğimiz onların şahitliğinden daha gerçektir ve biz (kimsenin hakkına) tecavüz etmedik, aksi takdirde biz, elbette zalimlerden oluruz” diye Allah’a yemin ederler.
11-) Maide Suresi, 108. ayet:
Arapça:
ذَٰلِكَ أَدْنَىٰٓ أَن يَأْتُوا۟ بِٱلشَّهَٰدَةِ عَلَىٰ وَجْهِهَآ أَوْ يَخَافُوٓا۟ أَن تُرَدَّ أَيْمَٰنٌۢ بَعْدَ أَيْمَٰنِهِمْ ۗ وَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَٱسْمَعُوا۟ ۗ وَٱللَّهُ لَا يَهْدِى ٱلْقَوْمَ ٱلْفَٰسِقِينَ
Okunuşu:
Zalike edna ey ye’tu biş şehadeti ala vechiha ev yehafu en türadde eymanüm ba’de eymanihim vettekullahe vesmeu vallahü la yehdil kavmel fasikıyn
Anlamı:
Bu (usul), şahitliği gerektiği şekilde yapmaya, yahut yeminlerinden sonra, yeminlerin (mirasçılar tarafından) reddedilmesinden korkmalarına (çekinmelerine çare olarak) daha uygundur. Allah’tan korkun ve (O’nu) dinleyin. Allah, yoldan çıkmışlar topluluğuna rehberlik etmez.

12-) En’am Suresi, 109. ayet:
Arapça:
وَأَقْسَمُواْ بِاللّهِ جَهْدَ أَيْمَانِهِمْ لَئِن جَاءتْهُمْ آيَةٌ لَّيُؤْمِنُنَّ بِهَا قُلْ إِنَّمَا الآيَاتُ عِندَ اللّهِ وَمَا يُشْعِرُكُمْ أَنَّهَا إِذَا جَاءتْ لاَ يُؤْمِنُونَ
Okunuşu:
Ve askemu billahi cehde eymanihim le in caethüm ayetül le yü’minünne biha kul innemel ayatü ındellahi ve ma yüş’ıruküm enneha iza caet la yü’minun
Anlamı:
Kendilerine bir mucize gelirse ona mutlaka inanacaklarına dair kuvvetli bir şekilde Allah’a and içtiler. De ki: Mucizeler ancak Allah katındandır. Ama mucize geldiğinde de inanmayacaklarının farkında mısınız?

13-) Araf Suresi, 21. ayet:
Arapça:
وَقَاسَمَهُمَا اِنّٖى لَكُمَا لَمِنَ النَّاصِحٖينَ
Okunuşu:
Ve kasemehüma innı leküma le minen nasıhıyn
Anlamı:
“Şüphesiz ben size öğüt verenlerdenim” diye de onlara yemin etti.
14-) Araf Suresi, 49. ayet:
Arapça:
اَهٰؤُلَاءِ الَّذٖينَ اَقْسَمْتُمْ لَا يَنَالُهُمُ اللّٰهُ بِرَحْمَةٍ اُدْخُلُوا الْجَنَّةَ لَا خَوْفٌ عَلَيْكُمْ وَلَا اَنْتُمْ تَحْزَنُونَ
Okunuşu:
E haülaillezıne aksemtüm la yenalühümüllahü bi rahmeh üdhulül cennete la havfün aleyküm ve la entüm tahzenun
Anlamı:
“Sizin, Allah bunları rahmete erdirmez’ diye yemin ettikleriniz şunlar mı?” (Sonra cennetliklere dönerek) “Haydi, girin cennete. Size korku yok. Siz üzülecek de değilsiniz” derler.

15-) Tevbe Suresi, 12. ayet:
Arapça:
وَإِن نَّكَثُواْ أَيْمَانَهُم مِّن بَعْدِ عَهْدِهِمْ وَطَعَنُواْ فِي دِينِكُمْ فَقَاتِلُواْ أَئِمَّةَ الْكُفْرِ إِنَّهُمْ لاَ أَيْمَانَ لَهُمْ لَعَلَّهُمْ يَنتَهُونَ
Okunuşu:
Ve in nekesu eymanehüm mim ba’di ahdihim ve taanu fı dıniküm fe katilu eimmetel küfri innehüm la eymane lehüm leallehüm yentehun
Anlamı:
Eğer antlaşmalarından sonra yeminlerini bozup dininize dil uzatırlarsa, küfrün ele başlarıyla savaşın. Çünkü onlar yeminlerine riâyet etmeyen kimselerdir. Umulur ki, vazgeçerler.
16-) Tevbe Suresi, 13. ayet:
Arapça:
أَلاَ تُقَاتِلُونَ قَوْمًا نَّكَثُواْ أَيْمَانَهُمْ وَهَمُّواْ بِإِخْرَاجِ الرَّسُولِ وَهُم بَدَؤُوكُمْ أَوَّلَ مَرَّةٍ أَتَخْشَوْنَهُمْ فَاللّهُ أَحَقُّ أَن تَخْشَوْهُ إِن كُنتُم مُّؤُمِنِينَ
Okunuşu:
Ela tükatilune kavmen nekesu eymanehüm ve hemmu bi ıhracir rasuli ve hüm bedeuküm evvele merrah e tahşevnehüm fellahü ehakku en tahşevhü in küntüm mü’minın
Anlamı:
Yeminlerini bozan, peygamberi yurdundan çıkarmaya kalkışan ve üstelik size tecavüzü ilk defa kendileri başlatan bir kavimle savaşmaz mısınız? Yoksa onlardan korkuyor musunuz? Oysa Allah, -eğer siz gerçek mü’minler iseniz- kendisinden korkmanıza daha lâyıktır.
17-) Tevbe Suresi, 42. ayet:
Arapça:
لَوْ كَانَ عَرَضًا قَرِيبًا وَسَفَرًا قَاصِدًا لاَّتَّبَعُوكَ وَلَكِن بَعُدَتْ عَلَيْهِمُ الشُّقَّةُ وَسَيَحْلِفُونَ بِاللّهِ لَوِ اسْتَطَعْنَا لَخَرَجْنَا مَعَكُمْ يُهْلِكُونَ أَنفُسَهُمْ وَاللّهُ يَعْلَمُ إِنَّهُمْ لَكَاذِبُونَ
Okunuşu:
Lev kane aradan karıbev ve seferan kasıdel lettebeuke ve lakim beudet aleyhimüş şükkah ve se yahlifune billahi levisteta’na le haracna meaküm yühlikune enfüsehüm vallahü ya’lemü innehüm le kazibun
Anlamı:
Eğer yakın bir dünya menfaati ve kolay bir yolculuk olsaydı, (sefere katılmayan münafıklar da) mutlaka sana uyarlardı. Fakat meşakkatli yol, onlara uzak geldi. Gerçi onlar, “Eğer gücümüz yetseydi, elbette sizinle beraber çıkardık” diye Allah’a yemin edeceklerdir. Onlar kendilerini helake sürüklüyorlar. Allah biliyor ki onlar kesinlikle yalancıdırlar.
18-) Tevbe Suresi, 56. ayet:
Arapça:
وَيَحْلِفُونَ بِاللّهِ إِنَّهُمْ لَمِنكُمْ وَمَا هُم مِّنكُمْ وَلَكِنَّهُمْ قَوْمٌ يَفْرَقُونَ
Okunuşu:
Ve yahlifune billahi innehüm le minküm ve ma hüm minküm ve lakinnehüm kavmüy yefrakun
Anlamı:
Kesinlikle sizden olduklarına dair Allah’a yemin ederler. Oysa onlar sizden değillerdir. Fakat onlar korkudan ödleri patlayan bir topluluktur.
19-) Tevbe Suresi, 62. ayet:
Arapça:
يَحْلِفُونَ بِاللّهِ لَكُمْ لِيُرْضُوكُمْ وَاللّهُ وَرَسُولُهُ أَحَقُّ أَن يُرْضُوهُ إِن كَانُواْ مُؤْمِنِينَ
Okunuşu:
Yahlifune billahi leküm li yürduküm vallahü ve rasulühu ehakku ey yürduhü in kanu mü’minın
Anlamı:
Sizi razı etmek için, Allah’a yemin ederler. Eğer gerçekten mümin iseler (bilsinler ki), Allah ve Resûlü’nü razı etmeleri daha önceliklidir.
20-) Tevbe Suresi, 96. ayet:
Arapça:
يَحْلِفُونَ لَكُمْ لِتَرْضَوْاْ عَنْهُمْ فَإِن تَرْضَوْاْ عَنْهُمْ فَإِنَّ اللّهَ لاَ يَرْضَى عَنِ الْقَوْمِ الْفَاسِقِينَ
Okunuşu:
Yahlifune leküm li terdav anhüm fe in terdav anhüm fe innellahe la yerda anil kavmil fasikıyn
Anlamı:
Kendilerinden razı olasınız diye, size yemin edeceklerdir. Siz onlardan razı olsanız bile, Allah o fasıklar topluluğundan asla razı olmaz.
21-) Tevbe Suresi, 107. ayet:
Arapça:
وَالَّذِينَ اتَّخَذُواْ مَسْجِدًا ضِرَارًا وَكُفْرًا وَتَفْرِيقًا بَيْنَ الْمُؤْمِنِينَ وَإِرْصَادًا لِّمَنْ حَارَبَ اللّهَ وَرَسُولَهُ مِن قَبْلُ وَلَيَحْلِفَنَّ إِنْ أَرَدْنَا إِلاَّ الْحُسْنَى وَاللّهُ يَشْهَدُ إِنَّهُمْ لَكَاذِبُونَ
Okunuşu:
Vellezınettehazu mesciden dırarav ve küfrav ve tefrıkam beynel mü’minıne ve irsadel li men habellahe ve rasulehu min kabl ve le yahlifünne in eradna illel husna vallahü yeşhedü innehüm le kazibun
Anlamı:
Bir de zararlı faaliyetlerde bulunmak, küfre yardım etmek, mü’minler arasına ayrılık sokmak için ve öteden beri Allah ve Resûlüne karşı savaşanlara üs olsun diye bir mescit yapanlar vardır. Bunlar, “Bizim iyilikten başka hiçbir kasdımız yok” diye de mutlaka yemin ederler. Ama Allah şâhitlik eder ki bunlar mutlaka yalancıdırlar.

22-) Nahl Suresi, 38. ayet:
Arapça:
وَاَقْسَمُوا بِاللّٰهِ جَهْدَ اَيْمَانِهِمْ لَا يَبْعَثُ اللّٰهُ مَنْ يَمُوتُ بَلٰى وَعْدًا عَلَيْهِ حَقًّا وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ
Okunuşu:
Ve aksemu billahi cehde eymanihim la yeb’asüllahü mey yemut bela va’den aleyhi hakkav ve lakinne ekseran nasi la ya’lemun
Anlamı:
Onlar, “Allah ölen bir kimseyi diriltmez.” diye var güçleriyle Allah’a yemin ettiler. Hayır diriltecek! Bu, yerine getirilmesini Allah’ın üzerine aldığı bir vaattir. Fakat insanların çoğu bilmezler.
23-) Nahl Suresi, 91. ayet:
Arapça:
وَاَوْفُوا بِعَهْدِ اللّٰهِ اِذَا عَاهَدْتُمْ وَلَا تَنْقُضُوا الْاَيْمَانَ بَعْدَ تَوْكٖيدِهَا وَقَدْ جَعَلْتُمُ اللّٰهَ عَلَيْكُمْ كَفٖيلًا اِنَّ اللّٰهَ يَعْلَمُ مَا تَفْعَلُونَ
Okunuşu:
Ve evfu bi ahdillahi iza ahettüm ve la tenkudul eymane ba’de tevkıdiha ve kad cealtümüllahe aleyküm kefıla innellahe ya’lemü ma tef’alun
Anlamı:
Antlaşma yaptığınız zaman, Allah’a karşı verdiğiniz sözü yerine getirin. Allah’ı kendinize kefil kılarak pekiştirdikten sonra yeminlerinizi bozmayın. Şüphesiz Allah yaptıklarınızı bilir.
24-) Nahl Suresi, 92. ayet:
Arapça:
وَلَا تَكُونُوا كَالَّتٖى نَقَضَتْ غَزْلَهَا مِنْ بَعْدِ قُوَّةٍ اَنْكَاثًا تَتَّخِذُونَ اَيْمَانَكُمْ دَخَلًا بَيْنَكُمْ اَنْ تَكُونَ اُمَّةٌ هِىَ اَرْبٰى مِنْ اُمَّةٍ اِنَّمَا يَبْلُوكُمُ اللّٰهُ بِهٖ وَلَيُبَيِّنَنَّ لَكُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ مَا كُنْتُمْ فٖيهِ تَخْتَلِفُونَ
Okunuşu:
Ve la tekunu kelletı nekadat ğazleha mim ba’di kuvvetin enkasa tettehızune eymaneküm dehalem beyneküm en tekune ümmetün hiye erba min ümmeh innema yeblukümüllahü bih ve le yübeyyinenne leküm yevmel kıyameti ma küntüm fıhi tahtelifun
Anlamı:
Bir topluluk diğer bir topluluktan daha (güçlü ve) çoktur diye yeminlerinizi aranızda bir hile ve fesat sebebi yaparak, ipliğini iyice eğirip büktükten sonra (tekrar) çözüp bozan kadın gibi olmayın. Allah bununla sizi ancak imtihan eder. Hakkında ayrılığa düştüğünüz şeyleri kıyamet günü size elbette açıklayacaktır.
25-) Nahl Suresi, 94. ayet:
Arapça:
وَلَا تَتَّخِذُوا اَيْمَانَكُمْ دَخَلًا بَيْنَكُمْ فَتَزِلَّ قَدَمٌ بَعْدَ ثُبُوتِهَا وَتَذُوقُوا السُّوءَ بِمَا صَدَدْتُمْ عَنْ سَبٖيلِ اللّٰهِ وَلَكُمْ عَذَابٌ عَظٖيمٌ
Okunuşu:
Ve la tettehızu eymaneküm dehalem beyneküm fe tezille kademüm ba’de sübutiha ve tezukus sue bima sadedtüm an sebılillah ve leküm azabüm azıym
Anlamı:
Yeminlerinizi aranızda hile ve fesat sebebi yapmayın. Sonra sağlamca bastıktan sonra ayak(larınız) kayar da Allah yolundan sapmanız sebebiyle kötü azabı tadarsınız. (Ahirette de) sizin için büyük bir azap vardır.
26-) Nahl Suresi, 95. ayet:
Arapça:
وَلَا تَشْتَرُوا بِعَهْدِ اللّٰهِ ثَمَنًا قَلٖيلًا اِنَّمَا عِنْدَ اللّٰهِ هُوَ خَيْرٌ لَكُمْ اِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ
Okunuşu:
Ve la teşteru bi ahdillahi semenen kalıla innema ındellahi hüve hayrul leküm in küntüm ta’lemun
Anlamı:
Allah’a verdiğiniz sözü az bir karşılığa değişmeyin. Eğer bilirseniz, şüphesiz Allah katında olan sizin için daha hayırlıdır.

27-) Nur Suresi, 6. ayet:
Arapça:
وَالَّذِينَ يَرْمُونَ أَزْوَاجَهُمْ وَلَمْ يَكُن لَّهُمْ شُهَدَاء إِلَّا أَنفُسُهُمْ فَشَهَادَةُ أَحَدِهِمْ أَرْبَعُ شَهَادَاتٍ بِاللَّهِ إِنَّهُ لَمِنَ الصَّادِقِينَ
Okunuşu:
Vellezıne yermune ezvacehüm ve lem yekül lehüm şühedaü illa enfüsühüm fe şehadetü ehadihim erbeu şehadatim billahi innehu le mines sadikıyn
Anlamı:
Eşlerine iftira atanlar, kendilerinden başka tanıkları yoksa o zaman onların her birinin tanıklığı, kendisinin doğru söyleyenlerden olduğuna dair dört defa Allah’ı tanık tutmasıdır.
28-) Nur Suresi, 7. ayet:
Arapça:
وَالْخَامِسَةُ أَنَّ لَعْنَتَ اللَّهِ عَلَيْهِ إِن كَانَ مِنَ الْكَاذِبِينَ وَيَدْرَأُ
Okunuşu:
Vel hamisetü enne la’netellahi aleyhi in kane minel kazibın
Anlamı:
Beşincide de, eğer yalan söyleyenlerden ise, Allah’ın lanetinin kendisi üzerine olmasını dilemesidir.
29-) Nur Suresi, 8. ayet:
Arapça:
عَنْهَا الْعَذَابَ أَنْ تَشْهَدَ أَرْبَعَ شَهَادَاتٍ بِاللَّهِ إِنَّهُ لَمِنَ الْكَاذِبِينَ
Okunuşu:
Ve yedraü anhel azabe en teşhede erbea şehadatim billahi innehu le minel kazibın
Anlamı:
Kadının, dört kez “Billahi o kesinlikle yalancıdır.” şeklinde Allah’a tanıklık etmesi ondan cezayı kaldırır.
30-) Nur Suresi, 9. ayet:
Arapça:
وَالْخَامِسَةَ أَنَّ غَضَبَ اللَّهِ عَلَيْهَا إِن كَانَ مِنَ الصَّادِقِينَ
Okunuşu:
Vel hamisete enne ğadabellahi aleyha in kane mines sadikıyn
Anlamı:
Ve beşinci kez eğer o doğru söyleyenlerden ise Allah’ın gazabının kendisinin üzerine olmasını diler.
31-) Nur Suresi, 53. ayet:
Arapça:
وَأَقْسَمُوا بِاللَّهِ جَهْدَ أَيْمَانِهِمْ لَئِنْ أَمَرْتَهُمْ لَيَخْرُجُنَّ قُل لَّا تُقْسِمُوا طَاعَةٌ مَّعْرُوفَةٌ إِنَّ اللَّهَ خَبِيرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ
Okunuşu:
Ve aksemu billahi cehde eymanihim lein emartehüm le yahrucünn kulla tuksimu taatüm ma’rufeh innellahe habırum bima ta’melun
Anlamı:
Münafıklar sen kendilerine emrettiğin takdirde mutlaka savaşa çıkacaklarına dair en ağır bir şekilde Allah’a yemin ettiler. De ki: “Yemin etmeyin. Sizden istenen güzelce itaat etmektir. Şüphesiz Allah yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.”

32-) Ahzab Suresi, 4. ayet:
Arapça:
مَّا جَعَلَ اللَّهُ لِرَجُلٍ مِّن قَلْبَيْنِ فِي جَوْفِهِ وَمَا جَعَلَ أَزْوَاجَكُمُ اللَّائِي تُظَاهِرُونَ مِنْهُنَّ أُمَّهَاتِكُمْ وَمَا جَعَلَ أَدْعِيَاءكُمْ أَبْنَاءكُمْ ذَلِكُمْ قَوْلُكُم بِأَفْوَاهِكُمْ وَاللَّهُ يَقُولُ الْحَقَّ وَهُوَ يَهْدِي السَّبِيلَ
Okunuşu:
Ma cealellahü li racülim min kalbeyni fı cevfih ve ma ceale ezvacekümüllaı tüzahirune minhünne ümmehatiküm ve ma ceale ed’ıyaeküm ebnaeküm zaliküm kavlüküm bi efvahiküm vallahü yekulül hakka ve hüve yehdis sebıl
Anlamı:
Allah, bir adamın içinde iki kalp yaratmadığı gibi, “zıhâr” yaptığınız eşlerinizi de analarınız yerinde tutmadı ve evlatlıklarınızı da öz oğullarınız olarak tanımadı. Bunlar sizin ağızlarınıza geliveren sözlerden ibarettir. Allah ise gerçeği söyler ve doğru yola O eriştirir.

33-) Fatır Suresi, 42. ayet:
Arapça:
وَأَقْسَمُوا بِاللَّهِ جَهْدَ أَيْمَانِهِمْ لَئِن جَاءهُمْ نَذِيرٌ لَّيَكُونُنَّ أَهْدَى مِنْ إِحْدَى الْأُمَمِ فَلَمَّا جَاءهُمْ نَذِيرٌ مَّا زَادَهُمْ إِلَّا نُفُورًا
Okunuşu:
Ve aksemu billahi cehde eymanihim lein caehüm nezırul le yekununne ehda min ıhdel ümem felemma caehüm nezırum mazadehüm illa nüfura
Anlamı:
Müşrikler, eğer kendilerine bir uyarıcı gelirse, ümmetlerden herhangi birinden daha çok doğru yol üzere olacaklarına dair en güçlü şekilde Allah’a yemin etmişlerdi. Fakat onlara bir uyarıcı gelince, bu ancak onların nefretlerini artırdı.

34-) Vakıa Suresi, 27. ayet:
Arapça:
وَأَصْحَابُ الْيَمِينِ مَا أَصْحَابُ الْيَمِينِ
Okunuşu:
Ve ashabulyemiyni ma ashabulyemiyni.
Anlamı:
Sağdakiler, ne mutlu o sağdakilere!
35-) Vakıa Suresi, 38. ayet:
Arapça:
لِّأَصْحَابِ الْيَمِينِ
Okunuşu:
Liashabilyemiyni.
Anlamı:
Bütün bunlar sağdakiler içindir..
36-) Vakıa Suresi, 75. ayet:
Arapça:
فَلَا أُقْسِمُ بِمَوَاقِعِ النُّجُومِ
Okunuşu:
Fela uksimu bimevakı’ınnnucumi.
Anlamı:
Hayır! Yıldızların yerlerine yemin ederim ki,
37-) Vakıa Suresi, 76. ayet:
Arapça:
وَإِنَّهُ لَقَسَمٌ لَّوْ تَعْلَمُونَ عَظِيمٌ
Okunuşu:
Ve innehu lekasemun lev ta’lemune ‘azıymun.
Anlamı:
Bilirseniz, gerçekten bu, büyük bir yemindir.
38-) Vakıa Suresi, 90. ayet:
Arapça:
وَأَمَّا إِن كَانَ مِنَ أَصْحَابِ الْيَمِينِ
Okunuşu:
Ve emma in kane min ashabilyemiyni.
Anlamı:
Eğer o sağdakilerden ise,
39-) Vakıa Suresi, 91. ayet:
Arapça:
فَسَلَامٌ لَّكَ مِنْ أَصْحَابِ الْيَمِينِ
Okunuşu:
Feselamun leke min ashabilyemiyni.
Anlamı:
“Ey sağdaki! Sana selam olsun!”

40-) Mücadele Suresi, 14. ayet:
Arapça:
أَلَمْ تَرَ إِلَى الَّذِينَ تَوَلَّوْا قَوْمًا غَضِبَ اللَّهُ عَلَيْهِم مَّا هُم مِّنكُمْ وَلَا مِنْهُمْ وَيَحْلِفُونَ عَلَى الْكَذِبِ وَهُمْ يَعْلَمُونَ
Okunuşu:
Elem tere ilelleziyne tevellev kavmen ğadıballahu ‘aleyhim ma hum minkum ve la minhum ve yahlifune ‘alelkezibi ve hum ya’lemune.
Anlamı:
Allah’ın kendilerine gazap ettiği bir topluluğu dost edinenleri görmez misin? Onlar ne sizdendirler, ne de onlardan. Onlar bile bile yalan yere yemin ederler.
41-) Mücadele Suresi, 16. ayet:
Arapça:
اتَّخَذُوا أَيْمَانَهُمْ جُنَّةً فَصَدُّوا عَن سَبِيلِ اللَّهِ فَلَهُمْ عَذَابٌ مُّهِينٌ
Okunuşu:
İttehazu eymanehum cunneten fesaddu ‘an sebiylillahi felehum ‘azabun muhiynun.
Anlamı:
Onlar yeminlerini kalkan yapıp (insanları) Allah’ın dininden alıkoydular. Bunun için onlara alçaltıcı bir azap vardır.
42-) Mücadele Suresi, 18. ayet:
Arapça:
يَوْمَ يَبْعَثُهُمُ اللَّهُ جَمِيعًا فَيَحْلِفُونَ لَهُ كَمَا يَحْلِفُونَ لَكُمْ وَيَحْسَبُونَ أَنَّهُمْ عَلَى شَيْءٍ أَلَا إِنَّهُمْ هُمُ الْكَاذِبُونَ
Okunuşu:
Yevme yeb’asuhumullahu cemiy’an feyahlifune lehu kema yahlifune lekum ve yahsebune ennehum ‘ala şey’in ela innehum humulkazibune.
Anlamı:
Allah’ın onları hep birden dirilteceği, onların da (kendilerini kurtaracak) bir iş üzerinde olduklarını sanarak size yemin ettikleri gibi Allah’a da yemin edecekleri günü düşün! İyi bilin ki, onlar yalancıların ta kendileridir.

43-) Münafikun Suresi, 2. ayet:
Arapça:
اتَّخَذُوا أَيْمَانَهُمْ جُنَّةً فَصَدُّوا عَن سَبِيلِ اللَّهِ إِنَّهُمْ سَاء مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ المنافقون
Okunuşu:
İttehazu eymanehum cunneten fesaddu ‘ansebiylillahi innehum sae ma kanu ya’melune.
Anlamı:
Yeminlerini kalkan yaptılar da insanları Allah’ın yolundan çevirdiler. Gerçekten onların yaptıkları şey ne kötüdür!

44-) Tahrim Suresi, 2. ayet:
Arapça:
قَدْ فَرَضَ اللَّهُ لَكُمْ تَحِلَّةَ أَيْمَانِكُمْ وَاللَّهُ مَوْلَاكُمْ وَهُوَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ
Okunuşu:
Kad feredallahu lekum tehıllete eymanikum vallahu mevlakum ve luvel’alıymulhakıymu.
Anlamı:
Allah (gerektiğinde) yeminlerinizi bozmayı (ve kefaret ödemeyi) size meşru kılmıştır. Allah sizin yardımcınızdır. O, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.

45-) Kalem Suresi, 10. ayet:
Arapça:
وَلَا تُطِعْ كُلَّ حَلَّافٍ مَّهِينٍ
Okunuşu:
Ve la tutı’ kulle hallafin mehiyni.
Anlamı:
Hiç durmadan yemin eden düzenbazlara boyun eğme.
46-) Kalem Suresi, 39. ayet:
Arapça:
أَمْ لَكُمْ أَيْمَانٌ عَلَيْنَا بَالِغَةٌ إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ إِنَّ لَكُمْ لَمَا تَحْكُمُونَ
Okunuşu:
Em lekum eymanun ‘aleyna baliğatun ila yevmilkıyameti inne lekum lema tahkumune.
Anlamı:
Yahut bizden, her ne hükmederseniz mutlaka öyle olacağına dair Kıyamete kadar sürecek kesin sözler mi aldınız?

47-) Hakka Suresi, 38. ayet:
Arapça:
فَلَا أُقْسِمُ بِمَا تُبْصِرُونَ
Okunuşu:
Fela uksimu bima tubsırune.
Anlamı:
Hayır! Gördüğünüz şeylere yemin ederim;

48-) Mearic Suresi, 40. ayet:
Arapça:
فَلَا أُقْسِمُ بِرَبِّ الْمَشَارِقِ وَالْمَغَارِبِ إِنَّا لَقَادِرُونَ
Okunuşu:
Fela uksimu birabbilmeşarikı velmeğaribi inna likadirune.
Anlamı:
Hayır, öyle değil! Doğuların ve batıların Rabb’ine yemin ederim ki kesinlikle Bizim her şeye gücümüz yeter;

49-) Müddessir Suresi, 39. ayet:
Arapça:
إِلَّا أَصْحَابَ الْيَمِينِ
Okunuşu:
İlla ashabelyemiyni.
Anlamı:
Ancak ahiret mutluluğuna eren kimseler başka.

50-) Tekvir Suresi, 15. ayet:
Arapça:
فَلَا أُقْسِمُ بِالْخُنَّسِ
Okunuşu:
Fela uksimu bilhunnesi.
Anlamı:
Hayır, ant olsun sinenlere,

51-) İnşikak Suresi, 16. ayet:
Arapça:
فَلَا أُقْسِمُ بِالشَّفَقِ
Okunuşu:
Fela uksimü bişşefekı.
Anlamı:
Yemin ederim şafağa,

52-) Fecr Suresi, 5. ayet:
Araapça:
هَلْ فِي ذَلِكَ قَسَمٌ لِّذِي حِجْرٍ
Okunuşu:
Hel fiy zalike kasemün liziy hıcrin.
Anlamı:
Nasıl, bunlarda bir akıl sahibi için yemin var değil mi?

53-) Beled Suresi, 1. ayet:
Arapça:
لَا أُقْسِمُ بِهَذَا الْبَلَدِ
Okunuşu:
La uksimü bilhazelbeledi.
Anlamı:
Hayır; bu şehre yemin ederim,

Yemin ile ilgili hadisler:
1-) İmran İbnu Husayn radıyallahu anhüma anlatıyor: “Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: “Kim, (mahkeme gereği, yapması icap eden) bir yeminde yalan yere yemin ederse bu yemini sebebiyle cehennemdeki yerini hazırlamış olur.” [Ebu Davud, Eyman 1, (3242).]
2-) İyas İbnu Sa’lebe el-Harisi radıyallahu anh anlatıyor: “Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: “Kim Müslüman bir kimsenin hakkını, yemini ile ele geçirirse artık onun için cehennem vacip olmuştur. Allah Teala ona cenneti de mutlaka haram kılmıştır.” “Ey Allah’ın Resulü! Az bir şey olsa da mı?” diye sormuşlardı. “Misvak ağacından bir çubuk bile olsa!” cevabını verdi.” [Müslim, İman 218, (137); Muvatta, Akdiye 11, (2, 727); Nesai, Kada 29, (8, 246).]
3-) Hz. Cabir radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: “Şu minberimin yanında kim günaha sebep olan bir yemin ederse, hatta bu, yeşil bir misvak çubuğu için dahi olsa, mutlaka cehennemdeki yerini hazırlamış olur.” [Muvatta, Akdiye 10, (2, 727);. Ebu Davud, Eyman 3, (3246); İbnu Mace, Ahkam 9, (2325).]
4-) İbnu Ömer radıyallahu anhuma anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: “Kim yemin eder ve “inşaallah!” derse istisna yapmış olur. Dilerse rücü eder, dilerse hanis olması mevzu bahis olmadan terk eder.” [Muvatta, Eyman 10, (2, 477); Ebu Davud, Eyman 11, (3261, 3262); Tirmizi, Eyman 7, (1531); Nesai, Eyman 18, 39, (7, 12, 25); İbnu Mace, Kefarat 6, (2105-2106).]
5-) Hz. Ebu Musa radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: “Ben, Allah’a yemin ederek söylüyorum: İnşaallah, herhangi bir şeye yemin edince, yeminimin aksini yapmayı daha hayırlı görecek olsam, yeminimi kefaretler, hayırlı gördüğüm şeyi yaparım.” [Buhari; Eyman 14; Müslim, Eyman 10, (1649); Ebu Davud, Eyman 17, (3276); Nesai, Eyman 15, (7, 910), Sayd 33, (7, 206).]
6-) Alış-verişte vallahi böyledir, vallahi öyle değildir diye yemin edenlere ve san’at sahiplerinden, yarın gel, öbür gün gel diye sözünde durmayanlara yazıklar olsun. (Hadîs-i şerîf-Kimyây-ı Seâdet)
7-) Yemîn-i gâmûs eden kimse için peygamber efendimiz şöyle buyurmuştur:
Kim yalan yere yemin ederse, Allahü teâlâ onu Cehennem’e koyar. (Merginânî)

Yemin ile ilgili kelimeler:
Yemîn-i Mün’akıde: Geleceğe ait bir iş hakkında mesela ilerde yapacağım veya yapmayacağım diyerek yapılan yemin.
Yemîn Keffâreti: Yapılan yemine riayet etmeyip, yemini bozan bir Müslümana lazım gelen keffaret, ceza.
Yemîn-i Gâmûs: Hukukta; Geçmişteki bir şey için, bile bile yalan söyleyerek, yemin etmek.
Gamûs Yemîni: Bile bile yalan yere yapılan yemindir.
Yemîn-i Lağv: Hukukta; Boş yere yemin. Geçmiş bir şey için zan ile yanlış yemin etmek.
Kedd-i yemîn: El emeği, el emeği ile kazanılan.
Yemîn-bi-llâh (kasem-bi-llâh): Allah’ın kutsal adına olan yemin.
Yemîn-fi-l-isbât: Hukukta; bir şey yapmak için vuku’ bulan yemin.
Yemîn-fi-n-nefy: Hukukta; bir şeyi yapmamak için vaki olan yemin.
Yemîn-i fâcire: Hukukta; yalan yere edilen yemin.
Yemîn-i gamız: Yalan yere edilen yemin.
Yemîn-i istihzar: fıkıhta; terekeden bir hak dava ve ispat eden kimseye hakim (yargıç) tarafından ettirilen yemin.
Yemîn-i muvakkat: Hukukta; bir vakit ile mukayyet veya tevkit ifade eden bir lafza mukarin olan yemin.
Yemîn-i mürsel: Hukukta; bir vakit ile mukayyet olmayan yemin.
Yemîn ü yesâr: Sağ ve sol.
Ashâb-ı yemin:
1-) Ahid ve yeminlerinde sebat edenler.
2-) Kendi kazançlarından ziyade Cenab-ı Hakk’ın lütuf ve ikramına kavuşacakları ümit edilenler.
3-) Allah’a itaatleri ve amelleri iyi olup ahirette amel defterleri sağ taraftan verilecek olanlar.
4-) Sağlam ve helal dairesinde çalışan kimseler. Cennetlik olanlar.
Ehyemin: Aşık olmalar, şaşkınlıklar.
Gars-ı yemin:
1-) Sağ el ile dikilen fidan.
2-) Bir kimsenin yanından, fidan gibi ayrılmayan kişi.
Gureba-i yemin: İbrahim paşa, Galata ve Edirne saraylarından çıkanlarla, harpte fevkalade yararlık gösteren yabancılar ve yeni Müslüman olmuşlardan teşkil olunan iki süvari bölüğünden birinin ismidir.
Hâcib-i yemin: Sağ kaş.
Hıns-ı yemin: Yemininde durmayıp bozmak. Nakz-ı ahd da denir.
Kedd-i yemin: El emeği.
Milk-i yemin: Köle, cariye.
Mülk-i yemin: Bir kimsenin mülkü olan köle veya cariye.
Tekfir-i yemin: Yeminin keffaretini vermek. Yemin bozan bir kimsenin ceza olarak ödediği para, tuttuğu oruç.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir