Yed

Posted by

Yed: El.
1-) Mecazen: Güç, kudret, yardım.
2-) Allahü teâlâ hakkında kudret, gücü yetmek manası verilen lafız, söz.
3-) Vasıta.
4-) Mülk.

Yed ile ilgili kelimeler:
1-) Maide suresi 38. ayet:
Arapça:
وَٱلسَّارِقُ وَٱلسَّارِقَةُ فَٱقْطَعُوٓا۟ أَيْدِيَهُمَا جَزَآءًۢ بِمَا كَسَبَا نَكَٰلًا مِّنَ ٱللَّهِ ۗ وَٱللَّهُ عَزِيزٌ حَكِيمٌ
Okunuşu:
Ves sariku ves sarikatü faktau eydiyehüma cezaem bima keseba nekalem minellah vallahü azızün hakım
Anlamı:
Hırsızlık eden erkek ve kadının, yaptıklarına karşılık bir ceza ve Allah’tan bir ibret olmak üzere ellerini kesin. Allah izzet ve hikmet sahibidir.
2-) Maide suresi 64. ayet:
Arapça:
وَقَالَتِ ٱلْيَهُودُ يَدُ ٱللَّهِ مَغْلُولَةٌ ۚ غُلَّتْ أَيْدِيهِمْ وَلُعِنُوا۟ بِمَا قَالُوا۟ ۘ بَلْ يَدَاهُ مَبْسُوطَتَانِ يُنفِقُ كَيْفَ يَشَآءُ ۚ وَلَيَزِيدَنَّ كَثِيرًا مِّنْهُم مَّآ أُنزِلَ إِلَيْكَ مِن رَّبِّكَ طُغْيَٰنًا وَكُفْرًا ۚ وَأَلْقَيْنَا بَيْنَهُمُ ٱلْعَدَٰوَةَ وَٱلْبَغْضَآءَ إِلَىٰ يَوْمِ ٱلْقِيَٰمَةِ ۚ كُلَّمَآ أَوْقَدُوا۟ نَارًا لِّلْحَرْبِ أَطْفَأَهَا ٱللَّهُ ۚ وَيَسْعَوْنَ فِى ٱلْأَرْضِ فَسَادًا ۚ وَٱللَّهُ لَا يُحِبُّ ٱلْمُفْسِدِينَ
Okunuşu:
Ve kaletil yehudü yedüllahi mağluleh ğullet eydıhim ve lüınu bi ma kalu bel yedahü mebsutatani yünfiku keyfe yeşa’ ve le yezıdenne kesıram minhüm ma ünzile ileyke mir rabbike tuğyanev ve küfra ve elkayna beynehümül adavete vel bağdae ila yevmil kıyameh küllema evkadu naral lil harbi atfeehellahü ve yes’avne fil erdı fesada vallahü la yühıbbül müfsidın
Anlamı:
Yahudiler, Allah’ın eli bağlıdır (sıkıdır), dediler. Hay dedikleri yüzünden elleri bağlanası ve lanet olasılar! Bilakis, Allah’ın elleri açıktır, dilediği gibi verir. Andolsun ki sana Rabbinden indirilen, onlardan çoğunun azgınlığını ve küfrünü arttırır. Aralarına, kıyamete kadar (sürecek) düşmanlık ve kin soktuk. Ne zaman savaş için bir ateş yakmışlarsa (fitneyi uyandırmışlarsa) Allah onu söndürmüştür. Onlar yeryüzünde bozgunculuğa koşarlar; Allah ise bozguncuları sevmez.

3-) Taha suresi 22. ayet:
Arapça:
وَاضْمُمْ يَدَكَ إِلَى جَنَاحِكَ تَخْرُجْ بَيْضَاء مِنْ غَيْرِ سُوءٍ آيَةً أُخْرَى
Okunuşu:
Vadmün yedeke ila cenahıke tahrüc beydae min ğayri suin ayeten uhra
Anlamı:
Allah: “Elini koynuna sok. Başka bir ayet olarak, kusursuz bir beyazlıkta çıksın.”

4-) Neml suresi 12. ayet:
Arapça:
وَأَدْخِلْ يَدَكَ فِي جَيْبِكَ تَخْرُجْ بَيْضَاء مِنْ غَيْرِ سُوءٍ فِي تِسْعِ آيَاتٍ إِلَى فِرْعَوْنَ وَقَوْمِهِ إِنَّهُمْ كَانُوا قَوْمًا فَاسِقِينَ
Okunuşu:
Ve edhıl yedeke fı ceybike tahruc beydae min ğayri suin fı tis’ı ayatin ila fir’avne ve kavmih innehüm kanu kavmen fasikıyn
Anlamı:
“Elini koynuna sok; Firavun’a ve onun kavmine gönderilen dokuz mucizeden biri olarak, kusursuz bembeyaz olarak çıksın. Çünkü onlar fasık bir kavimdir.”

5-) Kasas suresi 32 ayet:
Arapça:
اسْلُكْ يَدَكَ فِي جَيْبِكَ تَخْرُجْ بَيْضَاء مِنْ غَيْرِ سُوءٍ وَاضْمُمْ إِلَيْكَ جَنَاحَكَ مِنَ الرَّهْبِ فَذَانِكَ بُرْهَانَانِ مِن رَّبِّكَ إِلَى فِرْعَوْنَ وَمَلَئِهِ إِنَّهُمْ كَانُوا قَوْمًا فَاسِقِينَ
Okunuşu:
Üslük yedeke fi ceybike tahruc beydae min ğayri su’iv vadmün ileyke cenahake miner rahbi fe zanike bürhanani mir rabbike ila fir’avne ve meleih innehüm kanu kavmen fasikıyn
Anlamı:
“Elini koynuna sok. (Alaca hastalığı gibi) bir hastalık sebebiyle olmaksızın bembeyaz bir hâlde çıksın. Korkudan açılan kolunu kendine çek (toparlan). İşte bunlar, Firavun ve ileri gelen adamlarına (göstermen için) Rabbin tarafından (sana verilen) iki delildir. Çünkü onlar fasık bir kavimdirler.”

6-) Araf suresi 108 ayet:
Arapça:
وَنَزَعَ يَدَهُ فَاِذَا هِىَ بَيْضَاءُ لِلنَّاظِرٖينَ
Okunuşu:
Ve nezea yedehu fe iza hiye beydaü lin nazırın
Anlamı:
Elini (koynundan) çıkardı. Bir de ne görsünler o, bakanlar için, bembeyaz olmuş.

7-) Fetih suresi 10. ayet:
Arapça:
اِنَّ الَّذ۪ينَ يُبَايِعُونَكَ اِنَّمَا يُبَايِعُونَ اللّٰهَۜ يَدُ اللّٰهِ فَوْقَ اَيْد۪يهِمْۚ فَمَنْ نَكَثَ فَاِنَّمَا يَنْكُثُ عَلٰى نَفْسِه۪ۚ وَمَنْ اَوْفٰى بِمَا عَاهَدَ عَلَيْهُ اللّٰهَ فَسَيُؤْت۪يهِ اَجْرًا عَظ۪يمًا۟
Okunuşu:
İnnellezıne yübayiuneke innema yübayiunellah yedüllahi fevka eydıhim fe men nekese fe innema yenküsü ala nefsih ve men evfa bi ma ahede aleyhüllahe fe se yü’tıhi ecran azıyma
Anlamı:
Sana biat edenler ancak Allah’a biat etmiş olurlar. Allah’ın eli onların ellerinin üzerindedir. Verdiği sözden dönen kendi aleyhine dönmüş olur. Allah’a verdiği sözü yerine getirene, Allah büyük bir mükafat verecektir.

😎 Nisa suresi 117. ayet:
Arapça:
إِنْ يَدْعُونَ مِنْ دُونِهِ إِلَّا إِنَاثًا وَإِنْ يَدْعُونَ إِلَّا شَيْطَانًا مَرِيدًا
Okunuşu:
İy yed’une min dunihı illa inasa ve iy yad’une illa şeytanem merıda
Anlamı:
Onlar, Allah’ı bırakıp ancak dişilere tapıyorlar.Halbuki (aslında) azgın bir şeytana tapmaktadırlar.

9-) Sad suresi 75. ayet:
Arapça:
قَالَ يَا إِبْلِيسُ مَا مَنَعَكَ أَن تَسْجُدَ لِمَا خَلَقْتُ بِيَدَيَّ أَسْتَكْبَرْتَ أَمْ كُنتَ مِنَ الْعَالِينَ
Okunuşu:
Kale ya iblısü ma meneake en tescüde li ma halaktü bi yedeyy estekberte em künte minel alın
Anlamı:
Allah, “Ey İblis! “Ellerimle yarattığıma saygı ile eğilmekten seni ne alıkoydu? Büyüklük mü tasladın, yoksa üstünlerden mi oldun?” dedi.

10-) Ali İmran suresi 26. ayet:
Arapça:
قُلِ اللَّهُمَّ مَالِكَ الْمُلْكِ تُؤْتِي الْمُلْكَ مَن تَشَاء وَتَنزِعُ الْمُلْكَ مِمَّن تَشَاء وَتُعِزُّ مَن تَشَاء وَتُذِلُّ مَن تَشَاء بِيَدِكَ الْخَيْرُ إِنَّكَ عَلَىَ كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ
Okunuşu:
Kulillahümme malikel mülki tü’til mülke men teşaü ve tenziul mülke mimmen teşa’ ve tüızzü men teşaü ve tüzillü men teşa’ bi yedikel hayr inneke ala külli şey’in kadır
Anlamı:
De ki: “Ey mülkün sahibi olan Allah’ım! Sen mülkü dilediğine verirsin. Dilediğinden de mülkü çeker alırsın. Dilediğini aziz edersin, dilediğini zelil edersin. Hayır senin elindedir. Şüphesiz sen her şeye hakkıyla gücü yetensin.”

Yed ile ilgili hadisler:
1-) Nefsim yed-i kudretinde olan Allah’a yemin ederim ki; mü’min olmadıkça Cennet’e giremezsiniz ve birbirinizi sevmedikçe mümin olamazsınız. Size; birbirinizi seveceğiniz bir şeyi bildireyim mi? Selamı aranızda yayın. (Hadîs-i şerîf-Râmûz-ül-Ehâdîs)
2-) Nefsim yed-i kudretinde olana yemin ederim ki, sizlerden biriniz beni evlâd ve babasından fazla sevmedikçe layığı ile mümin olamaz. (Hadîs-i şerîf-Râmûz-ül-Ehâdîs)

Yed ile ilgili kelimeler:
Yed-i Beydâ: Parlak el. Musa aleyhisselâmın mucize olarak gösterdiği ve koynundan çıkardığında gözleri kamaştıran ve güneş ziyası saçan eli.
Yed-i Emîn: Hz. Muhammed’in (a.s.m.) bir lakabı.
1-) Kanunen güvenilir kimse olarak seçilen kişi.
2-) Mahkemece kendisine bir şey emanet olunan kimse.
3-) Emniyetli, tehlikesiz ve korkusuz yer.
Yed-i Kudret: Allahü teâlânın kudreti.
Yed be yed (yeden biyedin): Elden ele, doğrudan doğruya, vasıtasız.
Yed-i adil (Yed-i emin, yed-i mürtehin): Hukukta: Münazaalı şeyin saklanması ve idaresi kendisine verilen kimse.
Yed-i beyzâ (en beyaz el): Hz. Musa’nın Firavuna karşı; mucize olarak görünen parlak eli,
Yed-i husûmet: Hukukta: Bir malı, mülkü olarak elinde bulunduran kimsenin yedi.
Yed-i niyabet: Hukukta: Başkasının malını ona niyâ-beten elinde bulunduran kimse.
Yed-i tâir: Kanat.
Yed-i Tasarruf: Sahiplik, sahip olma.
Yed-î tûlâ (en uzun el): Tam, çok geniş bilgi. Geniş nüfuz. Büyük kudret.
Yed-i vâhid: İnhisar usulü, tekel.
Yed-ullah: Allah’ın kudreti.
Yed-üd-dehr: Zamanın uzaması.
Yed-ür-rih: Rüzgarın kuvveti.
Yed-üt-tâir: Kuşun kanadı.
Yed-i rahmet: Rahmet eli, Rahmetle ihsan edilmesi.
Yedan: Eller. İki el.
Yedeyn: İki el.
Yediyy: El ile dokunmuş.
Yedullah: Cenab-ı Hakk’ın kudreti, yardımı.
Bast-ı yed: Tasallut ve istila maksadıyla elini bir şeye uzatmak.
Huz byedî: Elimi al, elimden tut, bana yardım et manasında.
İstidad-ı yed: Elin alışması.
Itlak-ı yed: Hayır işleme.
Kasır-ül yed: Eli kısa. Aciz, işten anlamaz, beceriksiz.
Kasr-ı yed: El çekmek, feragat etme, vazgeçme.
Keff-i yed: El çekme. Karışmama.
Ma-fi-l yed: Fıkıhta: Bir terekenin taksimi yapılmadan varislerden biri veya birkaçı ölürse, bunların terekelerinden varislerine düşen kendi miktarları.
Maglul-ül yed: Eli bağlı.
Medd-i yed: El uzatma.
Sâhib-ül yed: Mal sahibi, malı elinde tutan kimse.
Sıfır-ül yed (Sıfr-ül yed): Mahrum, eli boş.
Vaz’-ı yed: El koymak, sahip çıkmak, tasarruf etmek.
Vâzı-ul yed: El koyan. Eline alan. Bir malı eline geçirmiş olan.
Zi-l yed: Fıkıhta: Bir malı elinde bulunduran. Bu malın hakiki sahibi olsun veya olmasın halen istediği şekilde kullanmakta bulunan kimse.
Zü-l yedeyn: İki elliler, insanlar.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir