Vakt

Posted by

Vakt:
1-) Namazın dışındaki farzlardan birisi.
2-) Saat. Çağ. Mevsim. Boş zaman. Geçim. Fırsat. Muayyen, belli bir zaman.

Vakit ile ilgili ayetler:
1-) Bakara Suresi 143. ayet:
Arapça:
وَكَذَٰلِكَ جَعَلْنَٰكُمْ أُمَّةً وَسَطًا لِّتَكُونُوا۟ شُهَدَآءَ عَلَى ٱلنَّاسِ وَيَكُونَ ٱلرَّسُولُ عَلَيْكُمْ شَهِيدًا ۗ وَمَا جَعَلْنَا ٱلْقِبْلَةَ ٱلَّتِى كُنتَ عَلَيْهَآ إِلَّا لِنَعْلَمَ مَن يَتَّبِعُ ٱلرَّسُولَ مِمَّن يَنقَلِبُ عَلَىٰ عَقِبَيْهِ ۚ وَإِن كَانَتْ لَكَبِيرَةً إِلَّا عَلَى ٱلَّذِينَ هَدَى ٱللَّهُ ۗ وَمَا كَانَ ٱللَّهُ لِيُضِيعَ إِيمَٰنَكُمْ ۚ إِنَّ ٱللَّهَ بِٱلنَّاسِ لَرَءُوفٌ رَّحِيمٌ
Okunuşu:
Ve kezalike cealnakmum ummetev vesetal li tekunu şuhedae alen nasi ve yekuner rasulu aleykum şehîda ve ma cealnel kîbletelletî kunte aleyha illa li na’leme mey yettebiur rasule mimmey yenkalibu ala akîbeyh ve in kanet le kebîraten illa alellezîne hedellah ve ma kanellahu li yudîy’a îmanekum innellahe bin nasi le raufur rahîym
Anlamı:
İşte böylece sizin insanlığa şahitler olmanız, Resûl’ün de size şahit olması için sizi mutedil bir millet kıldık. Senin (arzulayıp da şu anda) yönelmediğin kıbleyi (Kâbe’yi) biz ancak Peygamber’e uyanı, ökçeleri üzerinde geri dönenden ayırt etmemiz için kıble yaptık. Bu, Allah’ın hidayet verdiği kimselerden başkasına elbette ağır gelir. Allah sizin imanınızı asla zayi edecek değildir. Zira Allah insanlara karşı şefkatli ve merhametlidir.
2-) Bakara Suresi 187. ayet:
Arapça:
أُحِلَّ لَكُمْ لَيْلَةَ ٱلصِّيَامِ ٱلرَّفَثُ إِلَىٰ نِسَآئِكُمْ ۚ هُنَّ لِبَاسٌ لَّكُمْ وَأَنتُمْ لِبَاسٌ لَّهُنَّ ۗ عَلِمَ ٱللَّهُ أَنَّكُمْ كُنتُمْ تَخْتَانُونَ أَنفُسَكُمْ فَتَابَ عَلَيْكُمْ وَعَفَا عَنكُمْ ۖ فَٱلْـَٰٔنَ بَٰشِرُوهُنَّ وَٱبْتَغُوا۟ مَا كَتَبَ ٱللَّهُ لَكُمْ ۚ وَكُلُوا۟ وَٱشْرَبُوا۟ حَتَّىٰ يَتَبَيَّنَ لَكُمُ ٱلْخَيْطُ ٱلْأَبْيَضُ مِنَ ٱلْخَيْطِ ٱلْأَسْوَدِ مِنَ ٱلْفَجْرِ ۖ ثُمَّ أَتِمُّوا۟ ٱلصِّيَامَ إِلَى ٱلَّيْلِ ۚ وَلَا تُبَٰشِرُوهُنَّ وَأَنتُمْ عَٰكِفُونَ فِى ٱلْمَسَٰجِدِ ۗ تِلْكَ حُدُودُ ٱللَّهِ فَلَا تَقْرَبُوهَا ۗ كَذَٰلِكَ يُبَيِّنُ ٱللَّهُ ءَايَٰتِهِۦ لِلنَّاسِ لَعَلَّهُمْ يَتَّقُونَ
Okunuşu:
uhîlle lekum leyletes sîyamir rafesu ila nisaikum hunne libasul lekum ve entum libasul lehunn alimellahu ennekum kuntum tahtaune enfusekum fe tabe aleykum ve afa ankum fel anebaşiruhunne vevteğu ma ketebellahu lekum ve kulu veşrabu hatta yetebeyyene lekumul huytul ebyadu minel haytîl esvedi minel fecri summe etimmus sîyame ilel leyl ve la tubaşiruhunne ve entum akifune fil mesacid tilke hududullahi fe la takrabuha kezalike yubeyyinullahu ayatihî lin nasi leallehum yettekun
Anlamı:
Oruç gecesinde kadınlarınıza yaklaşmak size helal kılındı. Onlar sizin için birer elbise, siz de onlar için birer elbisesiniz. Allah sizin kendinize kötülük ettiğinizi bildi ve tövbenizi kabul edip sizi bağışladı. Artık (ramazan gecelerinde) onlara yaklaşın ve Allah’ın sizin için takdir ettiklerini isteyin. Sabahın beyaz ipliği (aydınlığı), siyah ipliğinden (karanlığından) ayırt edilinceye kadar yiyin, için, sonra akşama kadar orucu tamamlayın. Mescitlerde ibadete çekilmiş olduğunuz zamanlarda kadınlarla birleşmeyin. Bunlar Allah’ın koyduğu sınırlardır. Sakın bu sınırlara yaklaşmayın. İşte böylece Allah âyetlerini insanlara açıklar. Umulur ki korunurlar.
3-) Bakara Suresi 189. ayet:
Arapça:
يَسْـَٔلُونَكَ عَنِ ٱلْأَهِلَّةِ ۖ قُلْ هِىَ مَوَٰقِيتُ لِلنَّاسِ وَٱلْحَجِّ ۗ وَلَيْسَ ٱلْبِرُّ بِأَن تَأْتُوا۟ ٱلْبُيُوتَ مِن ظُهُورِهَا وَلَٰكِنَّ ٱلْبِرَّ مَنِ ٱتَّقَىٰ ۗ وَأْتُوا۟ ٱلْبُيُوتَ مِنْ أَبْوَٰبِهَا ۚ وَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ
Okunuşu:
Yes’eluneke anil ehilleh kul hiye mevakîytu lin nasi velhacc ve leysel birru bi en te’tul buyute min zuhuriha ve lakinnel birra menitteka ve’tul buyute min ebvabiha vettekullahe leallekum tuflihun
Anlamı:
Sana, hilâl şeklinde yeni doğan ayları sorarlar. De ki: Onlar, insanlar ve özellikle hac için vakit ölçüleridir. İyi davranış, asla evlere arkalarından gelip girmeniz değildir. Lâkin iyi davranış, korunan (ve ölçülü giden) kimsenin davranışıdır. Evlere kapılarından girin, Allah’tan korkun, umulur ki kurtuluşa erersiniz.
4-) Bakara Suresi 217. ayet:
Arapça:
يَسْـَٔلُونَكَ عَنِ ٱلشَّهْرِ ٱلْحَرَامِ قِتَالٍ فِيهِ ۖ قُلْ قِتَالٌ فِيهِ كَبِيرٌ ۖ وَصَدٌّ عَن سَبِيلِ ٱللَّهِ وَكُفْرٌۢ بِهِۦ وَٱلْمَسْجِدِ ٱلْحَرَامِ وَإِخْرَاجُ أَهْلِهِۦ مِنْهُ أَكْبَرُ عِندَ ٱللَّهِ ۚ وَٱلْفِتْنَةُ أَكْبَرُ مِنَ ٱلْقَتْلِ ۗ وَلَا يَزَالُونَ يُقَٰتِلُونَكُمْ حَتَّىٰ يَرُدُّوكُمْ عَن دِينِكُمْ إِنِ ٱسْتَطَٰعُوا۟ ۚ وَمَن يَرْتَدِدْ مِنكُمْ عَن دِينِهِۦ فَيَمُتْ وَهُوَ كَافِرٌ فَأُو۟لَٰٓئِكَ حَبِطَتْ أَعْمَٰلُهُمْ فِى ٱلدُّنْيَا وَٱلْءَاخِرَةِ ۖ وَأُو۟لَٰٓئِكَ أَصْحَٰبُ ٱلنَّارِ ۖ هُمْ فِيهَا خَٰلِدُونَ
Okunuşu:
Yes’eluneke aniş şehril harami kîtalin fîh kul kîtalun fîhi kebîr ve saddun an sebîlillahi ve kufram bihî vel mescidil harami ve îhracu ehlihî minhu ekberu îndellah vel fitnetu ekberu minel katl ve la yezalune yukatilunekum hatta yeruddukum an dînikum inisteta ve mey yertedid minkum an dînihî fe yemut ve huve kafirun fe ulaike habitat a’maluhum fid dunya vel ahîrah ve ulaike ashabun nar hum fîha halidun
Anlamı:
Sana haram ayı, yani onda savaşmayı soruyorlar. De ki: O ayda savaşmak büyük bir günahtır. (İnsanları) Allah yolundan çevirmek, Allah’ı inkar etmek, Mes-cid-i Haram’ın ziyaretine mani olmak ve halkını oradan çıkarmak ise Allah katında daha büyük günahtır. Fitne de adam öldürmekten daha büyük bir günahtır. Onlar eğer güçleri yeterse, sizi dininizden döndürünceye kadar size karşı savaşa devam ederler. Sizden kim, dininden döner ve kafir olarak ölürse, onların yaptıkları işler dünyada da ahirette de boşa gider. Onlar cehennemliktirler ve orada devamlı kalırlar.
5-) Bakara Suresi 225. ayet:
Arapça:
لَّا يُؤَاخِذُكُمُ ٱللَّهُ بِٱللَّغْوِ فِىٓ أَيْمَٰنِكُمْ وَلَٰكِن يُؤَاخِذُكُم بِمَا كَسَبَتْ قُلُوبُكُمْ ۗ وَٱللَّهُ غَفُورٌ حَلِيمٌ
Okunuşu:
La yuahîzukumullahu bil lağvi fî eymanikum ve lakiy yuahîzukum bi ma kesebet kulubukum vallahu ğafurun halîm
Anlamı:
Allah sizi kasıtsız yeminlerinizden sorumlu tutmaz. Lâkin kasıtlı yaptığınız yeminlerinizden dolayı sizi sorumlu tutar. Allah gafûrdur, halîmdir.
6-) Bakara Suresi 227. ayet:
Arapça:
وَإِنْ عَزَمُوا۟ ٱلطَّلَٰقَ فَإِنَّ ٱللَّهَ سَمِيعٌ عَلِيمٌ
Okunuşu:
Ve in azemut talaka fe innellahe semîun aliym
Anlamı:
Eğer (müddeti içinde dönmeyip kadınlarını) boşamaya karar verirlerse (ayrılırlar). Biliniz ki, Allah işitir ve bilir.
7-) Bakara Suresi 228. ayet:
Arapça:
وَٱلْمُطَلَّقَٰتُ يَتَرَبَّصْنَ بِأَنفُسِهِنَّ ثَلَٰثَةَ قُرُوٓءٍ ۚ وَلَا يَحِلُّ لَهُنَّ أَن يَكْتُمْنَ مَا خَلَقَ ٱللَّهُ فِىٓ أَرْحَامِهِنَّ إِن كُنَّ يُؤْمِنَّ بِٱللَّهِ وَٱلْيَوْمِ ٱلْءَاخِرِ ۚ وَبُعُولَتُهُنَّ أَحَقُّ بِرَدِّهِنَّ فِى ذَٰلِكَ إِنْ أَرَادُوٓا۟ إِصْلَٰحًا ۚ وَلَهُنَّ مِثْلُ ٱلَّذِى عَلَيْهِنَّ بِٱلْمَعْرُوفِ ۚ وَلِلرِّجَالِ عَلَيْهِنَّ دَرَجَةٌ ۗ وَٱللَّهُ عَزِيزٌ حَكِيمٌ
Okunuşu:
Vel mutallekatu yeterabbasne bi enfusihinne selasete kuru’ ve la yehîllu lehunne ey yektmne ma halekallahu fî erhamihinne in kunne yu’minne billahi vel yevmil ahîr ve buuletuhunne ehakku bi raddihinne fî zalike in eradu îslaha ve lehunne mislullezî aleyhinne bil ma’rufi ve lir ricali aleyhinne deraceh vallahu azîzun hakîm
Anlamı:
Boşanmış kadınlar, kendi başlarına (evlenmeden) üç ay hali (hayız veya temizlik müddeti) beklerler. Eğer onlar Allah’a ve ahiret gününe gerçekten inanmışlarsa, rahimlerinde Allah’ın yarattığını gizlemeleri kendilerine helâl olmaz. Eğer kocalar barışmak isterlerse, bu durumda boşadıkları kadınları geri almaya daha fazla hak sahibidirler. Erkeklerin kadınlar üzerindeki hakları gibi, kadınların da erkekler üzerinde belli hakları vardır. Ancak erkekler, kadınlara göre bir derece üstünlüğe sahiptirler. Allah azîzdir, hakîmdir.
😎 Bakara Suresi 229. ayet:
Arapça:
ٱلطَّلَٰقُ مَرَّتَانِ ۖ فَإِمْسَاكٌۢ بِمَعْرُوفٍ أَوْ تَسْرِيحٌۢ بِإِحْسَٰنٍ ۗ وَلَا يَحِلُّ لَكُمْ أَن تَأْخُذُوا۟ مِمَّآ ءَاتَيْتُمُوهُنَّ شَيْـًٔا إِلَّآ أَن يَخَافَآ أَلَّا يُقِيمَا حُدُودَ ٱللَّهِ ۖ فَإِنْ خِفْتُمْ أَلَّا يُقِيمَا حُدُودَ ٱللَّهِ فَلَا جُنَاحَ عَلَيْهِمَا فِيمَا ٱفْتَدَتْ بِهِۦ ۗ تِلْكَ حُدُودُ ٱللَّهِ فَلَا تَعْتَدُوهَا ۚ وَمَن يَتَعَدَّ حُدُودَ ٱللَّهِ فَأُو۟لَٰٓئِكَ هُمُ ٱلظَّٰلِمُونَ
Okunuşu:
Ettalaku merratani fe imsakum bi ma’rufin ev tesrîhum bi îhsarî ve la yehîllu lekum en te’huzu mimma ateytumuhunne şey’en illa ey yehafa ella yukîyma hududellah fe in hîftum ella yukîyma hududellahi fe la cunaha aleyhime fîmeftedet bih tilke hududullahi fe la ta’teduha ve mey yeteadde hududellahi fe ulaike humuz zalimun
Anlamı:
Boşama iki defadır. Bundan sonrası ya iyilikle tutmak ya da güzellikle salıvermektir. Kadınlara verdiklerinizden (boşanma esnasında) bir şey almanız size helâl olmaz. Ancak erkek ve kadın Allah’ın sınırlarında kalıp evlilik haklarını tam tatbik edememekten korkarlarsa bu durum müstesna. (Ey müminler!) Siz de karı ile kocanın, Allah’ın sınırlarını, hakkıyla muhafaza etmelerinden kuşkuya düşerseniz, kadının (erkeğe) fidye vermesinde her iki taraf için de sakınca yoktur. Bu söylenenler Allah’ın koyduğu sınırlardır. Sakın onları aşmayın. Kim Allah’ın sınırlarını aşarsa işte onlar zalimlerdir.
9-) Bakara Suresi 230. ayet:
Arapça:
فَإِن طَلَّقَهَا فَلَا تَحِلُّ لَهُۥ مِنۢ بَعْدُ حَتَّىٰ تَنكِحَ زَوْجًا غَيْرَهُۥ ۗ فَإِن طَلَّقَهَا فَلَا جُنَاحَ عَلَيْهِمَآ أَن يَتَرَاجَعَآ إِن ظَنَّآ أَن يُقِيمَا حُدُودَ ٱللَّهِ ۗ وَتِلْكَ حُدُودُ ٱللَّهِ يُبَيِّنُهَا لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَ
Okunuşu:
Fe in tallekaha fe la tehîllu lehu mim ba’du hatta tenkîha zevcen ğayrah fe in tallekaha fe la cunaha aleyhima ey yeteracea in zanna ey yukîyma hududellah ve tilke hududullahi yubeyyinuha li kavmiy ya’lemun
Anlamı:
Eğer erkek kadını (üçüncü defa) boşarsa, ondan sonra kadın bir başka erkekle evlenmedikçe onu alması kendisine helâl olmaz. Eğer bu kişi de onu boşarsa, (her iki taraf da) Allah’ın sınırlarını muhafaza edeceklerine inandıkları takdirde, yeniden evlenmelerinde beis yoktur. Bunlar Allah’ın sınırlarıdır. Allah bunları bilmek, öğrenmek isteyenler için açıklar.
10-) Bakara Suresi 231. ayet:
Arapça:
وَإِذَا طَلَّقْتُمُ ٱلنِّسَآءَ فَبَلَغْنَ أَجَلَهُنَّ فَأَمْسِكُوهُنَّ بِمَعْرُوفٍ أَوْ سَرِّحُوهُنَّ بِمَعْرُوفٍ ۚ وَلَا تُمْسِكُوهُنَّ ضِرَارًا لِّتَعْتَدُوا۟ ۚ وَمَن يَفْعَلْ ذَٰلِكَ فَقَدْ ظَلَمَ نَفْسَهُۥ ۚ وَلَا تَتَّخِذُوٓا۟ ءَايَٰتِ ٱللَّهِ هُزُوًا ۚ وَٱذْكُرُوا۟ نِعْمَتَ ٱللَّهِ عَلَيْكُمْ وَمَآ أَنزَلَ عَلَيْكُم مِّنَ ٱلْكِتَٰبِ وَٱلْحِكْمَةِ يَعِظُكُم بِهِۦ ۚ وَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَٱعْلَمُوٓا۟ أَنَّ ٱللَّهَ بِكُلِّ شَىْءٍ عَلِيمٌ
Okunuşu:
Ve iza tallaktumun nisae fe belağne ecelehunne fe emsikuhunne bi ma’rufin ev serrihuhunne bi ma’rufiv ve la tumsikuhunne dîraran li ta’tedu ve mey yef’al zalike fe kad zaleme nefseh ve la tettehîzu ayatillahi huzuvev vezkuru nî’metellahi aleykum ve ma enzele aleykum minel kitabi vel hîkmeti yeîzukum bih vettekullahe va’lemu ennellahe bi kulli şey’in alîym
Anlamı:
Kadınları boşadığınız ve onlar da bekleme müddetlerini bitirdikleri vakit ya onları iyilikle tutun yahut iyilikle bırakın. Fakat haksızlık ederek ve zarar vermek için onları nikâh altında tutmayın. Kim bunu yaparsa muhakkak kendine kötülük etmiş olur. Allah’ın âyetlerini eğlenceye almayın. Allah’ın sizin üzerinizdeki nimetini, (size verdiği hidayeti), size öğüt vermek üzere indirdiği Kitab’ı ve hikmeti hatırlayın. Allah’tan korkun. Bilesiniz ki Allah, her şeyi bilir.
11-) Bakara Suresi 232. ayet:
Arapça:
وَإِذَا طَلَّقْتُمُ ٱلنِّسَآءَ فَبَلَغْنَ أَجَلَهُنَّ فَلَا تَعْضُلُوهُنَّ أَن يَنكِحْنَ أَزْوَٰجَهُنَّ إِذَا تَرَٰضَوْا۟ بَيْنَهُم بِٱلْمَعْرُوفِ ۗ ذَٰلِكَ يُوعَظُ بِهِۦ مَن كَانَ مِنكُمْ يُؤْمِنُ بِٱللَّهِ وَٱلْيَوْمِ ٱلْءَاخِرِ ۗ ذَٰلِكُمْ أَزْكَىٰ لَكُمْ وَأَطْهَرُ ۗ وَٱللَّهُ يَعْلَمُ وَأَنتُمْ لَا تَعْلَمُونَ
Okunuşu:
Ve iza tallaktumun nisae fe belağne ecelehunne fe la ta’duluhunne ey yenkîhne ezvacehunne iza teradav beynehum bil ma’ruf zalike yuazu bihî men kane minkum yu’minu billahi vel yevmil ahîr zalikum ezka lekum ve ather vallahu ya’lemu ve entum la ta’lemun
Anlamı:
Kadınları boşadığınız ve onlar da bekleme müddetlerini bitirdikleri vakit, aralarında iyilikle anlaştıkları takdirde, onların (eski) kocalarıyla evlenmelerine engel olmayın. İşte bununla içinizden Allah’a ve ahiret gününe inanan kimselere öğüt verilmektedir. Bu öğüdü tutmanız kendiniz için en iyisi ve en temizidir. Allah bilir, siz bilmezsiniz.
12-) Bakara Suresi 236. ayet:
Arapça:
لَّا جُنَاحَ عَلَيْكُمْ إِن طَلَّقْتُمُ ٱلنِّسَآءَ مَا لَمْ تَمَسُّوهُنَّ أَوْ تَفْرِضُوا۟ لَهُنَّ فَرِيضَةً ۚ وَمَتِّعُوهُنَّ عَلَى ٱلْمُوسِعِ قَدَرُهُۥ وَعَلَى ٱلْمُقْتِرِ قَدَرُهُۥ مَتَٰعًۢا بِٱلْمَعْرُوفِ ۖ حَقًّا عَلَى ٱلْمُحْسِنِينَ
Okunuşu:
La cunaha aleykum in talaktumun nisae ma lem temessuhunne ev tefridu lehunne ferîdah ve mettiuhunn alel musiî kaderuhu ve alel muktiri kaderuh metaam bil ma’ruf hakkan alel muhsinîn
Anlamı:
Nikâhtan sonra henüz dokunmadan veya onlar için belli bir mehir tayin etmeden kadınları boşarsanız bunda size mehir zorunluğu yoktur. Bu durumda onlara müt’a (hediye cinsinden bir şeyler) verin. Zengin olan durumuna göre, fakir de durumuna göre vermelidir. Münasip bir müt’a vermek iyiler için bir borçtur.
13-) Bakara Suresi 237. ayet:
Arapça:
وَإِن طَلَّقْتُمُوهُنَّ مِن قَبْلِ أَن تَمَسُّوهُنَّ وَقَدْ فَرَضْتُمْ لَهُنَّ فَرِيضَةً فَنِصْفُ مَا فَرَضْتُمْ إِلَّآ أَن يَعْفُونَ أَوْ يَعْفُوَا۟ ٱلَّذِى بِيَدِهِۦ عُقْدَةُ ٱلنِّكَاحِ ۚ وَأَن تَعْفُوٓا۟ أَقْرَبُ لِلتَّقْوَىٰ ۚ وَلَا تَنسَوُا۟ ٱلْفَضْلَ بَيْنَكُمْ ۚ إِنَّ ٱللَّهَ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِير
Okunuşu:
Ve in tallaktumuhunne min kabli en temessuhunne ve kad feradtum lehunne ferîdaten fe nîsfu ma feradtum illa ey ya’fune ev ya ‘fuvellezî bi yedihî ukdetun nikah ve en ta’fu akrabu littakva ve la tensevul fadle beynekum innellahe bi ma ta’melune basîyr
Anlamı:
Kendilerine mehir tayin ederek evlendiğiniz kadınları, temas etmeden boşarsanız, tayin ettiğiniz mehrin yarısı onların hakkıdır. Ancak kadınların vazgeçmesi veya nikâh bağı elinde bulunanın (velinin) vazgeçmesi hali müstesna, affetmeniz (mehirden vazgeçmeniz), takvâya daha uygundur. Aranızda iyilik ve ihsanı unutmayın. Şüphesiz Allah yapmakta olduklarınızı hakkıyla görür.
14-) Bakara Suresi 241. ayet:
Arapça:
وَلِلْمُطَلَّقَاتِ مَتَاعٌ بِالْمَعْرُوفِ حَقًّا عَلَى الْمُتَّقِينَ
Okunuşu:
Ve lil mutallekati metaum bil ma’ruf hakkan alel muttekîyn
Anlamı:
Boşanmış kadınların, hakkaniyet ölçülerinde (kocalarından) menfaat sağlamak haklarıdır; bu, Allah korkusu taşıyanlar üzerine bir borçtur.

15-) Tahrim Suresi 5. ayet:
Arapça:
عَسَى رَبُّهُ إِن طَلَّقَكُنَّ أَن يُبْدِلَهُ أَزْوَاجًا خَيْرًا مِّنكُنَّ مُسْلِمَاتٍ مُّؤْمِنَاتٍ قَانِتَاتٍ تَائِبَاتٍ عَابِدَاتٍ سَائِحَاتٍ ثَيِّبَاتٍ وَأَبْكَارًا
Okunuşu:
‘Asa rabbuhu in tallakakune en yubdilehu ezvacen hayren minkunne muslimatin mu’munatin kanitatin taibatin ‘abidatin saihatin seyyibatin ve ebkaren.
Anlamı:
Eğer o sizi boşarsa Rabbi ona, sizden daha hayırlı, müslüman, inanan, sebatla itaat eden, tövbe eden, ibadet eden, oruç tutan, dul ve bakire eşler verebilir.

16-) Hicr Suresi 3. ayet:
Arapça:
ذَرْهُمْ يَأْكُلُواْ وَيَتَمَتَّعُواْ وَيُلْهِهِمُ الأَمَلُ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ
Okunuşu:
Zerhüm ye’külu ve yetemetteu ve yülhihimül emelü fe sevfe ya’lemun
Anlamı:
Bırak onları yesinler (içsinler), yararlansınlar; emelleri onları oyalayadursun. İleride (gerçeği) bilecekler.
17-) Hicr Suresi 38. ayet:
Arapça:
إِلَى يَومِ الْوَقْتِ الْمَعْلُومِ
Okunuşu:
İla yevmil vaktil ma’lum
Anlamı:
“Bilinen zamanın gününe kadar.” dedi.
18-) Hicr Suresi 73. ayet:
Arapça
فَأَخَذَتْهُمُ الصَّيْحَةُ مُشْرِقِينَ
Okunuşu:
Fe ehazethümüs sayhatü müşrikıyn
Anlamı:
Derken güneşin doğuşu sırasında o korkunç uğultulu ses onları yakalayıverdi.
19-) Hicr Suresi 83. ayet:
Arapça:
فَأَخَذَتْهُمُ الصَّيْحَةُ مُصْبِحِينَ
Okunuşu:
Fe ehazethümüs sayhatü musbihıyn
Anlamı:
Onları da sabaha çıkarlarken o korkunç uğultulu ses yakalayıverdi.

20-) İsra Suresi 78. ayet:
Arapça:
أَقِمِ الصَّلاَةَ لِدُلُوكِ الشَّمْسِ إِلَى غَسَقِ اللَّيْلِ وَقُرْآنَ الْفَجْرِ إِنَّ قُرْآنَ الْفَجْرِ كَانَ مَشْهُودًا
Okunuşu:
Ekımes salate li düluküş şemsi ila ğasekıl leyli ve kur’anel fecr inne kur’anel fecri kane meşhuda
Anlamı:
Güneşin zevalinden (öğle vaktinde Batı’ya kaymasından) gecenin karanlığına kadar (belli vakitlerde) namazı kıl. Bir de sabah namazını kıl. Çünkü sabah namazı şahitlidir.

21-) İnşikak Suresi 4. ayet:
Arapça:
وَأَلْقَتْ مَا فِيهَا وَتَخَلَّتْ
Okunuşu:
Ve elkat ma fiyha ve tehallet.
Anlamı:
İçinde ne varsa atıp boşaldığı zaman,
22-) İnşikak Suresi 16. ayet:
Arapça:
فَلَا أُقْسِمُ بِالشَّفَقِ
Okunuşu:
Fela uksimü bişşefekı.
Anlamı:
Yemin ederim şafağa,

23-) Adiyat Suresi 3. ayet:
Arapça:
فَالْمُغِيرَاتِ صُبْحًا
Okunuşu:
Fel muğırati subha
Anlamı:
Sabahleyin akın edenlere,

24-) Hud Suresi 16. ayet:
Arapça:
اُوﻟٰٓﺌِﻚَ اﻟَّﺬٖﻳﻦَ ﻟَﻴْﺲَ ﻟَﻬُﻢْ ﻓِﻰ اﻟْﺎٰﺧِﺮَةِ اِﻟَّﺎ اﻟﻨَّﺎرُ وَﺣَﺒِﻂَ ﻣَﺎ ﺻَﻨَﻌُﻮا ﻓٖﻴﻬَﺎ وَﺑَﺎﻃِﻞٌ ﻣَﺎ ﻛَﺎﻧُﻮا ﻳَﻌْﻤَﻠُﻮنَ
Okunuşu:
Ülaikellezıne leyse lehüm fil ahırati illen nar ve habita ma saneu fıha ve batılüm ma kanu ya’m’lun
Anlamı:
İşte onlar, kendileri için âhirette ateşten başka bir şey olmayan kimselerdir. (Dünyada) yaptıkları şeyler, orada boşa gitmiştir. Zaten bütün yapmakta oldukları da boş şeylerdir.
25-) Hud Suresi 81. ayet:
Arapça:
ﻗَﺎﻟُﻮا ﻳَﺎ ﻟُﻮطُ اِﻧَّﺎ رُﺳُﻞُ رَﺑِّﻚَ ﻟَﻦْ ﻳَﺼِﻠُٓﻮا اِﻟَﻴْﻚَ ﻓَﺎَﺳْﺮِ ﺑِﺎَﻫْﻠِﻚَ ﺑِﻘِﻄْﻊٍ ﻣِﻦَ اﻟَّﻴْﻞِ وَﻟَﺎ ﻳَﻠْﺘَﻔِﺖْ ﻣِﻨْﻜُﻢْ اَﺣَﺪٌ اِﻟَّﺎ اﻣْﺮَاَﺗَﻚَ اِﻧَّﻪُ ﻣُﺼٖﻴﺒُﻬَﺎ ﻣَٓﺎ اَﺻَﺎﺑَﻬُﻢْ اِنَّ ﻣَﻮْﻋِﺪَﻫُﻢُ اﻟﺼُّﺒْﺢُ اَﻟَﻴْﺲَ اﻟﺼُّﺒْﺢُ ﺑِﻘَﺮٖﻳﺐٍ
Okunuşu:
Kalu ya lutu inna rusülü rabbike ley yesılu ileyke fe esri bi ehlike bi kıd’ım minel leyli ve la yeltefit minküm ehadün illemraetek innehu müsıybüha ma esabehüm inne mev’ıdehümüs subh e leyses bi karıb
Anlamı:
Konukları şöyle dedi: “Ey Lût! Biz Rabbinin elçileriyiz. Onlar sana asla ulaşamayacaklar. Geceleyin bir vakitte aileni al götür. İçinizden kimse ardına bakmasın. Ancak karın müstesna. (Onu bırak.) Çünkü onların (kavminin) başına gelecek olan azap, onun başına da gelecektir. Onların azabla buluşma zamanı sabahtır. Sabah yakın değil midir?!”

26-) Saffat Suresi 137. ayet:
Arapça:
وَإِنَّكُمْ لَتَمُرُّونَ عَلَيْهِم مُّصْبِحِينَ
Okunuşu:
Ve inneküm le temürrune aleyhim musbihıyn
Anlamı:
Siz, gündüz onların yanlarından geçip gidiyorsunuz.

27-) Vakıa Suresi 25. ayet:
Arapça:
لَا يَسْمَعُونَ فِيهَا لَغْوًا وَلَا تَأْثِيمًا
Okunuşu:
La yesme’une fiyha lağven ve la te’siymen.
Anlamı:
Orada boş bir söz ve günaha sokan bir laf işitmezler.
28-) Vakıa Suresi 50. ayet:
Arapça:
لَمَجْمُوعُونَ إِلَى مِيقَاتِ يَوْمٍ مَّعْلُومٍ
Okunuşu:
Lemecmu’une ila miykati yevmin ma’lumin.
Anlamı:
Belli bir günün belli vaktinde mutlaka toplanacaklardır!
29-) Vakıa suresi 84. ayet:
Arapça:
وَأَنتُمْ حِينَئِذٍ تَنظُرُونَ
Okunuşu:
Ve entum hıyneizin tenzurune.
Anlamı:
O vakit siz bakar durursunuz.

30-) Taha Suresi 59. ayet:
Arapça:
قَالَ مَوْعِدُكُمْ يَوْمُ الزِّينَةِ وَأَن يُحْشَرَ النَّاسُ ضُحًى
Okunuşu:
Kale mev’ıdüküm yevmüz zınet ve ey yuhşeran nasü duha
Anlamı:
Mûsâ, “Buluşma vaktimiz, bayram günü, insanların toplandığı kuşluk vaktidir” dedi.

31-) Şuara Suresi 38. ayet:
Arapça:
فَجُمِعَ السَّحَرَةُ لِمِيقَاتِ يَوْمٍ مَّعْلُومٍ
Okunuşu:
Fe cümias seharatü li mıkati yevmim ma’lun
Anlamı:
Böylece sihirbazlar, belli bir günün belirlenen bir vaktinde bir araya getirildiler.
32-) Şuara Suresi 60. ayet:
Arapça:
فَأَتْبَعُوهُم مُّشْرِقِينَ
Okunuşu:
Fe etbeuhüm müşrikıyn
Anlamı:
Firavun ve adamları gün doğarken onları takibe koyuldular.

33-) Rahman Suresi 31. ayet:
Arapça:
سَنَفْرُغُ لَكُمْ أَيُّهَا الثَّقَلَانِ
Okunuşu:
Senefruğu lekum eyyuhessekaleni.
Anlamı:
Yakında sizi de hesaba çekeceğiz, ey cinler ve insanlar!

34-) Ahzab Suresi 12. ayet:
Arapça:
وَإِذْ يَقُولُ الْمُنَافِقُونَ وَالَّذِينَ فِي قُلُوبِهِم مَّرَضٌ مَّا وَعَدَنَا اللَّهُ وَرَسُولُهُ إِلَّا غُرُورًا
Okunuşu:
Ve iz yekulül münafikune vellezıne fı kulubihim meradum ma veaddenellahü ve rasulühu illa ğurura
Anlamı:
Ve o zaman, münafıklar ile kalplerinde hastalık (iman zayıflığı) bulunanlar: Meğer Allah ve Resûlü bize sadece kuru vaadlerde bulunmuşlar! diyorlardı.
35-) Ahzab Suresi 49. ayet:
Arapça:
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِذَا نَكَحْتُمُ الْمُؤْمِنَاتِ ثُمَّ طَلَّقْتُمُوهُنَّ مِن قَبْلِ أَن تَمَسُّوهُنَّ فَمَا لَكُمْ عَلَيْهِنَّ مِنْ عِدَّةٍ تَعْتَدُّونَهَا فَمَتِّعُوهُنَّ وَسَرِّحُوهُنَّ سَرَاحًا جَمِيلًا
Okunuşu:
Ya eyyühellezıne amenu iza nekahtümül mü’minati sümme tallaktümuhünne min kabli en temessuhünne femaleküm aleyhinne min ıddetin ta’tedduneha fe mettiuhünne ve serrihuhünne serahan cemıla
Anlamı:
Ey iman edenler! Mümin kadınları nikâhlayıp da, henüz zifafa girmeden onları boşarsanız, onları sayacağınız bir iddet süresince bekletme hakkınız yoktur. O halde onları (bir bağışla) memnun edin ve onları güzel bir şekilde serbest bırakın.
36-) Ahzab Suresi 53. ayet:
Arapça:
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَدْخُلُوا بُيُوتَ النَّبِيِّ إِلَّا أَن يُؤْذَنَ لَكُمْ إِلَى طَعَامٍ غَيْرَ نَاظِرِينَ إِنَاهُ وَلَكِنْ إِذَا دُعِيتُمْ فَادْخُلُوا فَإِذَا طَعِمْتُمْ فَانتَشِرُوا وَلَا مُسْتَأْنِسِينَ لِحَدِيثٍ إِنَّ ذَلِكُمْ كَانَ يُؤْذِي النَّبِيَّ فَيَسْتَحْيِي مِنكُمْ وَاللَّهُ لَا يَسْتَحْيِي مِنَ الْحَقِّ وَإِذَا سَأَلْتُمُوهُنَّ مَتَاعًا فَاسْأَلُوهُنَّ مِن وَرَاء حِجَابٍ ذَلِكُمْ أَطْهَرُ لِقُلُوبِكُمْ وَقُلُوبِهِنَّ وَمَا كَانَ لَكُمْ أَن تُؤْذُوا رَسُولَ اللَّهِ وَلَا أَن تَنكِحُوا أَزْوَاجَهُ مِن بَعْدِهِ أَبَدًا إِنَّ ذَلِكُمْ كَانَ عِندَ اللَّهِ عَظِيمًا
Okunuşu:
Ya eyyühellezıne amenu la tedhulu büyuten nebiyyi illa ey yü’zene leküm ila taamin ğayra nazırıne inahü ve lakin iza düıytüm fedhulu fe iza taımtüm fenteşiru ve la müste’nisıne li hadıs inne zaliküm kane yü’zin nebiyye fe yestahyı minküm vallahü la yestahyı minel hakk ve iza seeltümuhünne metaan fes’eluhünne miv verai hıcab zaliküm atheru li kulubiküm ve kulubihinn ve ma kane leküm en tü’zu rasullellahi ve la en tenkihu ezvacehu mim ba’dihı ebeda inne zaliküm kane ındellahi azıyma
Anlamı:
Ey iman edenler! Siz zamanını gözetlemeksizin, bir yemeğe davet edilmedikçe, Peygamber’in evlerine girmeyin. Ancak davet edildiğiniz vakit girin. Yemeği yediğinizde hemen dağılın, sohbete dalmayın. Çünkü bu hareketiniz Peygamber’i üzmekte, fakat o (size bunu söylemekten) utanmaktadır. Ama Allah, hakkı söylemekten çekinmez. Peygamber’in hanımlarından bir şey istediğiniz zaman perde arkasından isteyin. Bu, hem sizin kalpleriniz, hem de onların kalpleri için daha temiz bir davranıştır. Sizin Allah’ın Resûlünü üzmeniz ve kendisinden sonra onun hanımlarını nikâhlamanız asla caiz olamaz. Çünkü bu, Allah katında büyük (bir günah) tır.

37-) Nur Suresi 58. ayet:
Arapça:
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لِيَسْتَأْذِنكُمُ الَّذِينَ مَلَكَتْ أَيْمَانُكُمْ وَالَّذِينَ لَمْ يَبْلُغُوا الْحُلُمَ مِنكُمْ ثَلَاثَ مَرَّاتٍ مِن قَبْلِ صَلَاةِ الْفَجْرِ وَحِينَ تَضَعُونَ ثِيَابَكُم مِّنَ الظَّهِيرَةِ وَمِن بَعْدِ صَلَاةِ الْعِشَاء ثَلَاثُ عَوْرَاتٍ لَّكُمْ لَيْسَ عَلَيْكُمْ وَلَا عَلَيْهِمْ جُنَاحٌ بَعْدَهُنَّ طَوَّافُونَ عَلَيْكُم بَعْضُكُمْ عَلَى بَعْضٍ كَذَلِكَ يُبَيِّنُ اللَّهُ لَكُمُ الْآيَاتِ وَاللَّهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ
Okunuşu:
Ya eyyühellezıne amenu li yeste’zinkümüllezıne meleket eymaüküm vellezıne lem yeblüğul hulüme minküm selase merratv min kabli salatil fecri ve hıyne tedaune siyabeküm minez zahırati ve mim ba’di salatil ışa’i selasü avratil leküm leyse aleyküm ve la aleyhim cünahum ba’dehünn tavvafune aleyküm ba’duküm ala ba’d kezalike yübeyyinüllahü lekümül ayat vallahü alımün hakım
Anlamı:
Ey iman edenler! Ellerinizin altında bulunanlar (köleleriniz) ve sizden henüz büluğ çağına ermemiş olanlar, günde üç defa; sabah namazından önce, öğleyin elbiselerinizi çıkardığınız vakit ve yatsı namazından sonra (yanınıza girecekleri zaman) sizden izin istesinler. Bu üç vakit sizin soyunup dökündüğünüz vakitlerdir. Bu vakitlerin dışında (izinsiz girme konusunda) ne size, ne onlara bir günah vardır. Birbirinizin yanına girip çıkabilirsiniz. Allah, âyetlerini size işte böylece açıklar. Allah hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir
38-) Nur Suresi 61. ayet:
Arapça:
لَيْسَ عَلَى الْأَعْمَى حَرَجٌ وَلَا عَلَى الْأَعْرَجِ حَرَجٌ وَلَا عَلَى الْمَرِيضِ حَرَجٌ وَلَا عَلَى أَنفُسِكُمْ أَن تَأْكُلُوا مِن بُيُوتِكُمْ أَوْ بُيُوتِ آبَائِكُمْ أَوْ بُيُوتِ أُمَّهَاتِكُمْ أَوْ بُيُوتِ إِخْوَانِكُمْ أَوْ بُيُوتِ أَخَوَاتِكُمْ أَوْ بُيُوتِ أَعْمَامِكُمْ أَوْ بُيُوتِ عَمَّاتِكُمْ أَوْ بُيُوتِ أَخْوَالِكُمْ أَوْ بُيُوتِ خَالَاتِكُمْ أَوْ مَا مَلَكْتُم مَّفَاتِحَهُ أَوْ صَدِيقِكُمْ لَيْسَ عَلَيْكُمْ جُنَاحٌ أَن تَأْكُلُوا جَمِيعًا أَوْ أَشْتَاتًا فَإِذَا دَخَلْتُم بُيُوتًا فَسَلِّمُوا عَلَى أَنفُسِكُمْ تَحِيَّةً مِّنْ عِندِ اللَّهِ مُبَارَكَةً طَيِّبَةً كَذَلِكَ يُبَيِّنُ اللَّهُ لَكُمُ الْآيَاتِ لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُون
Okunuşu:
Leyse alel a’ma haracüv ve la ala enfüsiküm en te’külu mim büyutiküm ev büyuti abaiküm ev büyuti ümehatiküm ev büyuti ıhvaniküm ev büyuti ehavatiküm ev büyuti a’mamiküm ev büyuti ammatiküm ev büyuti ahvaliküm ev büyuti halatiküm ev ma melektüm mefatihahu ev sadıkıküm leyse aleyküm cünahun en te’külu cemıan ev eştata fe iza dehaltüm büyuten fe sellimu ala enfüsiküm tehıyyetem min ındillahi mübaraketen tayyibeh kezalike yübeyyinüllahü lekümül ayati lealleküm ta’kılul
Anlamı:
Köre güçlük yoktur, topala güçlük yoktur, hastaya da güçlük yoktur. Kendi evlerinizde veya babalarınızın evlerinde veya annelerinizin evlerinde veya erkek kardeşlerinizin evlerinde veya kız kardeşlerinizin evlerinde veya amcalarınızın evlerinde veya halalarınızın evlerinde veya dayılarınızın evlerinde veya teyzelerinizin evlerinde veya anahtarlarına sahip olduğunuz evlerde ya da dostlarınızın evlerinde yemek yemenizde de bir sakınca yoktur. Bir arada veya ayrı ayrı olarak yemek yemenizde de bir sakınca yoktur. Evlere girdiğiniz zaman birbirinize, Allah katından mübarek ve hoş bir esenlik dileği olarak, selam verin. İşte Allah, düşünesiniz diye âyetleri size böyle açıklar.

39-) Mürselat Suresi 11. ayet:
Arapça:
وَإِذَا الرُّسُلُ أُقِّتَتْ
Okunuşu:
Ve izerrusulu ukkıtet.
Anlamı:
Peygamberler için (ümmetlerine şahitlik etmek üzere) vakit belirlendiği zaman (kıyamet gerçekleşir).

40-) Ankebut Suresi 53. ayet:
Arapça:
وَيَسْتَعْجِلُونَكَ بِالْعَذَابِ وَلَوْلَا أَجَلٌ مُّسَمًّى لَجَاءهُمُ الْعَذَابُ وَلَيَأْتِيَنَّهُم بَغْتَةً وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ
Okunuşu:
Ve yesta’ciluneke bil azab ve lev la ecelüm müsemmel la caehümül azab ve le ye’tiyennehüm bağtetev ve hüm la yeş’urun
Anlamı:
Senden, azabı çarçabuk (getirmeni) istiyorlar. Eğer önceden tayin edilmiş bir vade olmasaydı, azap elbette onlara gelip çatmıştı. Fakat onlar farkında değilken, o ansızın kendilerine geliverecektir.

41-) Kamer Suresi 34. ayet:
Arapça:
إِنَّا أَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ حَاصِبًا إِلَّا آلَ لُوطٍ نَّجَّيْنَاهُم بِسَحَرٍ
Okunuşu:
İnna erselna aleyhim hasıben illa ale lutnecceynahum bi sehar
Anlamı:
Biz de onların üzerlerine yok edici kasırga gönderdik. Lut’un ailesi bunun dışında tutuldu. Seher vakti onları kurtardık.

42-) Nebe’ Suresi 17. ayet:
Arapça:
إِنَّ يَوْمَ الْفَصْلِ كَانَ مِيقَاتًا
Okunuşu:
İnne yevmelfasli kane miykaten.
Anlamı:
Şüphesiz hüküm günü vakit olarak belirlenmiştir

43-) Nisa Suresi 103. ayet:
Arapça:
فَإِذَا قَضَيْتُمْ الصَّلَاةَ فَاذْكُرُوا اللَّهَ قِيَامًا وَقُعُودًا وَعَلَى جُنُوبِكُمْ فَإِذَا اطْمَأْنَنتُمْ فَأَقِيمُوا الصَّلَاةَ إِنَّ الصَّلَاةَ كَانَتْ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ كِتَابًا مَوْقُوتًا
Okunuşu:
Fe iza kadaytümüs salate fezkürullahe kıyamev ve kuudev ve ala cünubiküm fe izatme’nentüm fe ekıymüs salah innes salate kanet alel mü’minıne kitabem mevkuta
Anlamı:
Namazı kıldınız mı, gerek ayakta, gerek otururken ve gerek yan yatarak hep Allah’ı anın. Güvene kavuştunuz mu namazı tam olarak kılın. Çünkü namaz, mü’minlere belirli vakitlere bağlı olarak farz kılınmıştır.

44-) Meryem Suresi 62. ayet:
Arapça:
لَا يَسْمَعُونَ فِيهَا لَغْوًا إِلَّا سَلَامًا وَلَهُمْ رِزْقُهُمْ فِيهَا بُكْرَةً وَعَشِيًّا
Okunuşu:
La yesmeune fıha bükratev ve aşiyya
Anlamı:
Orada boş söz işitmezler. Yalnızca (meleklerin) “selam!” (deyişini) işitirler. Orada sabah akşam rızıkları da vardır.

45-) Kalem Suresi 17. ayet:
Arapça:
إِنَّا بَلَوْنَاهُمْ كَمَا بَلَوْنَا أَصْحَابَ الْجَنَّةِ إِذْ أَقْسَمُوا لَيَصْرِمُنَّهَا مُصْبِحِينَ
Okunuşu:
İnna belevnahum kema belevna ashabelcenneti iz aksemu leyasri munneha musbihıyne.
Anlamı:
Şüphesiz biz, vaktiyle “bahçe sahipleri”ne belâ verdiğimiz gibi, onlara (Mekkeli inkarcılara) da belâ verdik. Hani o bahçe sahipleri, sabah erkenden (fakirler gelmeden) bahçenin ürünlerini devşirmeye yemin etmişlerdi.

46-) Rum Suresi 18. ayet:
Arapça:
وَلَهُ الْحَمْدُ فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَعَشِيًّا وَحِينَ تُظْهِرُونَ
Okunuşu:
Ve lehül hamdü fis semavati vel erdı ve aşiyyev ve hıyne tuzhirun
Anlamı:
Göklerde ve yerde hamd O’na mahsustur. Gündüzün sonunda ve öğle vaktine girdiğinizde Allah’ı tespih edin.

47-) Mü’minun Suresi 66. ayet:
Arapça:
قَدْ كَانَتْ آيَاتِي تُتْلَى عَلَيْكُمْ فَكُنتُمْ عَلَى أَعْقَابِكُمْ تَنكِصُونَ
Okunuşu:
Kad kanet ayatı tütla aleyküm fe küntüm ala a’kabiküm tenkisun
Anlamı:
Vaktinde ayetlerimiz size okunduğunda siz onları hiçe sayıyordunuz.

48-) Kasas Suresi 55. ayet:
Arapça:
وَإِذَا سَمِعُوا اللَّغْوَ أَعْرَضُوا عَنْهُ وَقَالُوا لَنَا أَعْمَالُنَا وَلَكُمْ أَعْمَالُكُمْ سَلَامٌ عَلَيْكُمْ لَا نَبْتَغِي الْجَاهِلِينَ
Okunuşu:
Ve iza semiullağve a’adu anhü ve kalu lena a’malüna ve leküm a’malüküm selamün aleyküm la nebteğıl cahilın
Anlamı:
Boş sözü işittikleri vakit ondan yüz çevirirler ve, “Bizim işlerimiz bize, sizin işleriniz de size. Selam olsun size (bizden size zarar gelmez). Biz cahilleri istemeyiz” derler.

49-) Mülk Suresi 17. ayet:
Arapça:
أَمْ أَمِنتُم مَّن فِي السَّمَاء أَن يُرْسِلَ عَلَيْكُمْ حَاصِبًا فَسَتَعْلَمُونَ كَيْفَ نَذِيرِ
Okunuşu:
Em emintum men fiyssemai en yursile ‘aleykum hasıben feseta’lemune keyfe neziyri.
Anlamı:
Yahut göktekinin, üzerinize taş yağdıran rüzgar göndermeyeceğinden mi emin oldunuz? O zaman, uyarım nasılmış bileceksiniz!

50-) Ra’d Suresi 32. ayet:
Arapça:
وَﻟَﻘَﺪِ اﺳْﺘُﻬْﺰِىَٔ ﺑِﺮُﺳُﻞٍ ﻣِﻦْ ﻗَﺒْﻠِﻚَ ﻓَﺎَﻣْﻠَﻴْﺖُ ﻟِﻠَّﺬٖﻳﻦَ ﻛَﻔَﺮُوا ﺛُﻢَّ اَﺧَﺬْﺗُﻬُﻢْ ﻓَﻜَﻴْﻒَ ﻛَﺎنَ ﻋِﻘَﺎبِ
Okunuşu:
Ve lekadistkühzie bi rusülim min kabilek fe emleytü lillezıne keferu sümme ehaztühüm fe keyfe kane ıkab
Anlamı:
Andolsun, senden önce de nice peygamberler alaya alındı da ben inkar edenlere bir süre (mühlet) verdim, sonra da onları yakalayıverdim. Benim cezalandırmam nasılmış!

51-) Duhan Suresi 40. ayet:
Arapça:
إِنَّ يَوْمَ الْفَصْلِ مِيقَاتُهُمْ أَجْمَعِينَ
Okunuşu:
İnne yevmel fasli mıkatühüm ecmeıyn
Anlamı:
Şüphesiz (hakkı bâtıldan ayıran) hüküm günü, hepsinin bir arada buluşacağı gündür.

52-) Sad Suresi 81. ayet:
Arapça:
إِلَى يَوْمِ الْوَقْتِ الْمَعْلُومِ
Okunuşu:
İla yevmil vaktil ma’mum
Anlamı:
Zamanı bilinen güne kadar.

53-) Duha Suresi 1. ayet:
Arapça:
وَالضُّحَى
Okunuşu:
Vedduha.
Anlamı:
Andolsun kuşluk vaktine

54-) Araf Suresi 98. ayet:
Arapça:
اَوَ اَمِنَ اَهْلُ الْقُرٰى اَنْ يَاْتِيَهُمْ بَاْسُنَا ضُحًى وَهُمْ يَلْعَبُونَ
Okunuşu:
E ve emine ehlül kura ey ye’tiyehüm be’süna duhav ve hüm yel’abun
Anlamı:
Ya da o memleketlerin halkları kuşluk vakti gülüp oynarken kendilerine azabımızın gelmesinden emin mi oldular?

55-) Al-i İmran Suresi 17. ayet:
Arapça:
الصَّابِرِينَ وَالصَّادِقِينَ وَالْقَانِتِينَ وَالْمُنفِقِينَ وَالْمُسْتَغْفِرِينَ بِالأَسْحَارِ
Okunuşu:
Essabirıne ves sadikıyne vel kanitıne vel münfikıyne vel müstağfirıne bil eshar
Anlamı:
Bunlar: Sabreden, dürüst olan, gönülden bağlı olan, infak eden ve seher vaktinde bağışlanma dileyenlerdir.

Vakt ile ilgili hadisler:
1-) Kim vaktini camide geçirmeyi âdet ederse, Allahü teâlâ da ona ülfet eder (onu himayesine alır). (Hadîs-i şerîf-Râmûz-ül-Ehâdîs)
2-) Allah Rasülü’nün (sallallahü aleyhi ve selem) amcazâdesi, habrul-ümme (ümmetin âlimi) Hz. Abdullah b. Abbas (radıyallâhu anh), Efendiler Efendisi’nin (aleyhi ekmelüttehâyâ) şöyle buyurduğunu naklediyor:
“İki nimet vardır ki insanların çoğu bunlar hususunda aldanmıştır, kıymetini takdir edip onları değerlendirmekten mahrumdur. Bu iki önemli nimet; sağlık ve boş vakittir.” (Buhari, Rikak, 1, 60; Tirmizi, Zühd, 1; İbn Mâce, Zühd, 15; Müsned, 1/344)

Vakt ile ilgili kelimeler:
Ebü’l-Vakt (İbnü’l vakt): Kelime anlamı itibariyle, bu günkü dile “Zamanın evladı”, “vaktin uşağı “ zamanın çocuğu “ olarak çevrilebilir.
1-) Bir vakitte yapılması en uygun olan işi gerçekleştiren ve belli bir zamanda kendisinden isteneni yapmakla meşgul olan kişi.
2-) Tasavvufta kalp makamından yukarı çıkıp, kalbin sahibine varan, hallerden kurtulup, halleri verene ulaşan.
Vakt-i asr: İkindi vakti.
Vakt-i hâcet: İhtiyaç vakti. Lüzumlu vakit.
Vakt-i hazar: Barış zamanı.
Vakt-i merhun: Belli edilen, muayyen bir zaman.
Vakt-i tefrih: Tıp: Çiçek hastalığı aşısının yapılmasından tesirini gösterinceye kadar geçen zaman.
Vakt-i zeval: Güneşin tam ortada, bize göre doğu ve batı ortasında bulunduğu ve gölgenin gündüzde en kısa olduğu zaman. Zeval vakti
Vaktaki: Ne vakit ki, o zaman ki, olduğu vakit.
Vakten: Vakit ve zamanca.
Ebu-l vakt: Vakit ve halin tesiri altında kalmayanlar.
İbn-i vakt:
1-) Zamanın uyarına giden, vaktin icaplarına göre hareket eden kişi. Zamane adamı.
2-) Mizaç ve tabiata göre söz söyleyen kimse.
İdâa-i vakt: Vaktini boşa geçirmek. Vaktini zayi etmek.
İfate-i vakt: Vakit kaybetme, zaman harcama.
İhtilas-i vakt: İşlerin arasında vakit bulabilme.
İmate-i vakt: Vakit öldürme. Boşu boşuna zaman harcama.
Kerahet vakti: Güneşin doğuş, batış ve zeval vakti.
Nazc-ı kabl-el vakt: Zamanından önce buluğa erme.
Raic-i vakt: Bir şeyin şimdiki değeri.
Servakt:
1-) Kimse bulunmayan boş oda veya daire.
2-) Yalnız görüşülecek yer.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir