Kuvve

Posted by

Kuvve:
1-) Düşünce, tasarı, niyet.
2-) Bir devletin silahlı kuvvetlerinin durumu veya gücü.
3-) Salahiyyet. İktidar.

Kuvve (kuvvet-güç) ile ilgili ayetler:
1-) Bakara suresi 63. ayet:
Arapça:
وَإِذْ أَخَذْنَا مِيثَٰقَكُمْ وَرَفَعْنَا فَوْقَكُمُ ٱلطُّورَ خُذُوا۟ مَآ ءَاتَيْنَٰكُم بِقُوَّةٍ وَٱذْكُرُوا۟ مَا فِيهِ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ
Okunuşu:
Ve iz ehazna mîsakakum ve rafa’na fevkakumut tur huzu ma ateynakum bi kuvvetiv vezkuru ma fîhi leallekum tettekun
Anlamı:
Sizden sağlam bir söz almış, Tûr dağının altında, size verdiğimizi kuvvetle tutun, onda bulunanları daima hatırlayın, umulur ki, korunursunuz (demiştik de);
2-) Bakara suresi 93. ayet:
Arapça:
وَإِذْ أَخَذْنَا مِيثَٰقَكُمْ وَرَفَعْنَا فَوْقَكُمُ ٱلطُّورَ خُذُوا۟ مَآ ءَاتَيْنَٰكُم بِقُوَّةٍ وَٱسْمَعُوا۟ ۖ قَالُوا۟ سَمِعْنَا وَعَصَيْنَا وَأُشْرِبُوا۟ فِى قُلُوبِهِمُ ٱلْعِجْلَ بِكُفْرِهِمْ ۚ قُلْ بِئْسَمَا يَأْمُرُكُم بِهِۦٓ إِيمَٰنُكُمْ إِن كُنتُم مُّؤْمِنِينَ
Okunuşu:
Ve iz ehazna mîsakakum ve rafa’na fevkakumut tur huzu ma ateynakum bi kuvvetiv vesmeu kalu semî’na ve asayna ve uşribu fî kulubihimul îcle bi kufrihîmv kul bi’sema ye’murukum bihî îmanukum in kuntum mu’minîn
Anlamı:
Hatırlayın ki, Tûr dağının altında sizden söz almış: Size verdiklerimizi kuvvetlice tutun, söylenenleri anlayın, demiştik. Onlar: İşittik ve isyan ettik, dediler. İnkârları sebebiyle kalplerine buzağı sevgisi dolduruldu. De ki: Eğer inanıyorsanız, imanınız size ne kötü şeyler emrediyor!
3-) Bakara suresi 165. ayet:
Arapça:
وَمِنَ ٱلنَّاسِ مَن يَتَّخِذُ مِن دُونِ ٱللَّهِ أَندَادًا يُحِبُّونَهُمْ كَحُبِّ ٱللَّهِ ۖ وَٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ أَشَدُّ حُبًّا لِّلَّهِ ۗ وَلَوْ يَرَى ٱلَّذِينَ ظَلَمُوٓا۟ إِذْ يَرَوْنَ ٱلْعَذَابَ أَنَّ ٱلْقُوَّةَ لِلَّهِ جَمِيعًا وَأَنَّ ٱللَّهَ شَدِيدُ ٱلْعَذَابِ
Okunuşu:
Ve minen nasi mey yettehîzu min dunillahi endadey yuhîbbunehum ke hubbillah vellezîne amenu eşeddu hubbel lillah velev yerallezîne zalemu iz yeravnel azabe ennel kuvvete lillahi cemîav ve ennellahe şedîdul azab
Anlamı:
İnsanlardan bazıları Allah’tan başkasını Allah’a denk tanrılar edinir de onları Allah’ı sever gibi severler. İman edenlerin Allah’a olan sevgileri ise (onlarınkinden) çok daha fazladır. Keşke zalimler azabı gördükleri zaman (anlayacakları gibi) bütün kuvvetin Allah’a ait olduğunu ve Allah’ın azabının çok şiddetli olduğunu önceden anlayabilselerdi.
4-) Bakara suresi 200. ayet:
Arapça:
فَإِذَا قَضَيْتُم مَّنَٰسِكَكُمْ فَٱذْكُرُوا۟ ٱللَّهَ كَذِكْرِكُمْ ءَابَآءَكُمْ أَوْ أَشَدَّ ذِكْرًا ۗ فَمِنَ ٱلنَّاسِ مَن يَقُولُ رَبَّنَآ ءَاتِنَا فِى ٱلدُّنْيَا وَمَا لَهُۥ فِى ٱلْءَاخِرَةِ مِنْ خَلَٰقٍ
Okunuşu:
Fe iza kadaytum menasikekum fezkurullahe ke zikrikum abekum ev eşedde zikra fe minen nasi mey yekulu rabbena atina fid dunya ve malehu fil ahîrati min halak
Anlamı:
Hac ibadetlerinizi bitirince, babalarınızı andığınız gibi, hatta ondan daha kuvvetli bir şekilde Allah’ı anın. İnsanlardan öyleleri var ki: Ey Rabbimiz! Bize dünyada ver, derler. Böyle kimselerin ahiretten hiç nasibi yoktur.
5-) Bakara suresi 265. ayet:
Arapça:
وَمَثَلُ ٱلَّذِينَ يُنفِقُونَ أَمْوَٰلَهُمُ ٱبْتِغَآءَ مَرْضَاتِ ٱللَّهِ وَتَثْبِيتًا مِّنْ أَنفُسِهِمْ كَمَثَلِ جَنَّةٍۭ بِرَبْوَةٍ أَصَابَهَا وَابِلٌ فَـَٔاتَتْ أُكُلَهَا ضِعْفَيْنِ فَإِن لَّمْ يُصِبْهَا وَابِلٌ فَطَلٌّ ۗ وَٱللَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌ
Okunuşu:
Ve meselullezîne yunfikune emvalehumub tiğae merdatillahi ve tesbîtem min enfusihim ke meseli cennetim bi rabvetin esabeha vabilun fe atet ukuleha dî’feyn fe il lem yusîbha vabilun fe tall vallahu bima ta’melune basîyr
Anlamı:
Allah’ın rızasını kazanmak ve ruhlarındaki cömertliği kuvvetlendirmek için mallarını hayra sarf edenlerin durumu, bir tepede kurulmuş güzel bir bahçeye benzer ki, üzerine bol yağmur yağmış da iki kat ürün vermiştir. Bol yağmur yağmasa bile bir çisinti düşer (de yine ürün verir). Allah, yaptıklarınızı görmektedir.

6-) En’am suresi 109. ayet:
Arapça:
وَأَقْسَمُواْ بِاللّهِ جَهْدَ أَيْمَانِهِمْ لَئِن جَاءتْهُمْ آيَةٌ لَّيُؤْمِنُنَّ بِهَا قُلْ إِنَّمَا الآيَاتُ عِندَ اللّهِ وَمَا يُشْعِرُكُمْ أَنَّهَا إِذَا جَاءتْ لاَ يُؤْمِنُونَ
Okunuşu:
Ve askemu billahi cehde eymanihim le in caethüm ayetül le yü’minünne biha kul innemel ayatü ındellahi ve ma yüş’ıruküm enneha iza caet la yü’minun
Anlamı:
Kendilerine bir mucize gelirse ona mutlaka inanacaklarına dair kuvvetli bir şekilde Allah’a andiçtiler. De ki: Mucizeler ancak Allah katındandır. Ama mucize geldiğinde de inanmayacaklarının farkında mısınız?

7-) A’raf suresi 145. ayet:
Arapça:
وَكَتَبْنَا لَهُ فِى الْاَلْوَاحِ مِنْ كُلِّ شَیْءٍ مَوْعِظَةً وَتَفْصٖيلًا لِكُلِّ شَیْءٍ فَخُذْهَا بِقُوَّةٍ وَاْمُرْ قَوْمَكَ يَاْخُذُوا بِاَحْسَنِهَا سَاُرٖيكُمْ دَارَ الْفَاسِقٖينَ
Okunuşu:
Ve ketebna lehufil elvahı min külli şey’im mev’ızatev ve tefsıylel li külli şey’ fe huzha bi kuvvetiv ve’mür kavmeke ye’huzha bi ahseniha seürıküm daral fasikıyn
Anlamı:
Mûsâ için, Tevrat levhalarında her şeye dair bir öğüt ve her şeyin bir açıklamasını yazdık ve ona şöyle dedik: “Şimdi onları kuvvetle tut, kavmine de emret. Onları en güzeliyle alsınlar (uygulasınlar). Yakında size fasıkların yurdunu göstereceğim.”
😎 A’raf suresi 171. ayet:
Arapça:
وَاِذْ نَتَقْنَا الْجَبَلَ فَوْقَهُمْ كَاَنَّهُ ظُلَّةٌ وَظَنُّوا اَنَّهُ وَاقِعٌ بِهِمْ خُذُوا مَا اٰتَيْنَاكُمْ بِقُوَّةٍ وَاذْكُرُوا مَا فٖيهِ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ
Okunuşu:
Ve iz netaknel cebel fevkahüm keennehu zulletüv ve zannu ennehu vakıum bihım huzu ma ateynaküm bi kuvvetiv vezküru ma fıhi lealleküm tettekun
Anlamı:
Hani dağı sanki bir gölgelikmiş gibi onların üstüne kaldırmıştık da üzerlerine düşecek sanmışlardı. (Onlara:) “Size verdiğimiz Kitab’a sımsıkı sarılın ve onun içindekileri hatırlayın ki, Allah’a karşı gelmekten sakınasınız” demiştik.

9-) Enfal suresi 7. ayet:
Arapça:
وَإِذْ يَعِدُكُمُ اللّهُ إِحْدَى الطَّائِفَتِيْنِ أَنَّهَا لَكُمْ وَتَوَدُّونَ أَنَّ غَيْرَ ذَاتِ الشَّوْكَةِ تَكُونُ لَكُمْ وَيُرِيدُ اللّهُ أَن يُحِقَّ الحَقَّ بِكَلِمَاتِهِ وَيَقْطَعَ دَابِرَ الْكَافِرِينَ
Okunuşu:
Ve iz yeıdükümüllahü ıhdet taifeteyni enneha leküm ve teveddune enne ğayra zatiş şevketi tekunü leküm ve yürıdüllahü ey yühıkkal hakka bi kelimatihı ve yaktaa dabiral kafirın
Anlamı:
Hatırlayın ki, Allah size, iki taifeden (kervan veya Kureyş ordusundan) birinin sizin olduğunu vadediyordu; siz de kuvvetsiz olanın (kervanın) sizin olmasını istiyordunuz. Oysa Allah, sözleriyle hakkı gerçekleştirmek ve (Kureyş ordusunu yok ederek) kafirlerin ardını kesmek istiyordu.
10-) Enfal suresi 46. ayet:
Arapça:
وَأَطِيعُواْ اللّهَ وَرَسُولَهُ وَلاَ تَنَازَعُواْ فَتَفْشَلُواْ وَتَذْهَبَ رِيحُكُمْ وَاصْبِرُواْ إِنَّ اللّهَ مَعَ الصَّابِرِينَ
Okunuşu:
Ve etıy’ullahe ve rasulehu ve la tenazeu fe tefşelu ve tezhebe rıhuküm vasbiru innellahe meas sabirın
Anlamı:
Allah ve Resulüne itaat edin, birbirinizle çekişmeyin; sonra korkuya kapılırsınız da kuvvetiniz gider. Bir de sabredin. Çünkü Allah sabredenlerle beraberdir.
11-) Enfal suresi 60. ayet:
Arapça:
وَأَعِدُّواْ لَهُم مَّا اسْتَطَعْتُم مِّن قُوَّةٍ وَمِن رِّبَاطِ الْخَيْلِ تُرْهِبُونَ بِهِ عَدْوَّ اللّهِ وَعَدُوَّكُمْ وَآخَرِينَ مِن دُونِهِمْ لاَ تَعْلَمُونَهُمُ اللّهُ يَعْلَمُهُمْ وَمَا تُنفِقُواْ مِن شَيْءٍ فِي سَبِيلِ اللّهِ يُوَفَّ إِلَيْكُمْ وَأَنتُمْ لاَ تُظْلَمُونَ
Okunuşu:
Ve eıddu lehüm mesteta’tüm min kuvvetiv ve mir ribatıl hayli türhibune bihı adüvvellahi ve adüvveküm ve aharıne min dunihim la ta’lemunehüm allahü ya’lemühüm ve ma tünfiku min şey’in fı sebılillahi yüveffe ileyküm ve entüm la tuzlemun
Anlamı:
Onlara (düşmanlara) karşı gücünüz yettiği kadar kuvvet ve cihat için bağlanıp beslenen atlar hazırlayın, onunla Allah’ın düşmanını, sizin düşmanınızı ve onlardan başka sizin bilmediğiniz, Allah’ın bildiği (düşman) kimseleri korkutursunuz. Allah yolunda ne harcarsanız size eksiksiz ödenir, siz asla haksızlığa uğratılmazsınız.

12-) Tevbe suresi 69. ayet:
Arapça:
كَالَّذِينَ مِن قَبْلِكُمْ كَانُواْ أَشَدَّ مِنكُمْ قُوَّةً وَأَكْثَرَ أَمْوَالاً وَأَوْلاَدًا فَاسْتَمْتَعُواْ بِخَلاقِهِمْ فَاسْتَمْتَعْتُم بِخَلاَقِكُمْ كَمَا اسْتَمْتَعَ الَّذِينَ مِن قَبْلِكُمْ بِخَلاَقِهِمْ وَخُضْتُمْ كَالَّذِي خَاضُواْ أُوْلَئِكَ حَبِطَتْ أَعْمَالُهُمْ فِي الُّدنْيَا وَالآخِرَةِ وَأُوْلَئِكَ هُمُ الْخَاسِرُونَ
Okunuşu:
Kellezıne min kabliküm kanu eşedde minküm kuvvetev ve eksera emvalev ve evlada festemteu bi halakıhim festemta’tüm bi halaıküm kemestem teallazıne min kabliküm bi halakıhüm ve hudtüm kellezı hadu ülaike habitat a’malühüm fid dünya vel ahırah ve ülaike hümül hasirun
Anlamı:
(Ey münafıklar!), siz de tıpkı, sizden öncekiler gibisiniz: Onlar sizden daha güçlü, malları ve çocukları daha fazlaydı. Onlar paylarına düşenden faydalanmışlardı. Sizden öncekilerin, paylarına düşenden faydalandığı gibi siz de payınıza düşenden öylece faydalandınız ve onların daldığı gibi, siz de (dünya zevkine) daldınız. İşte onların dünyada da ahirette de amelleri boşa gitmiştir. İşte onlar ziyana uğrayanların ta kendileridir.

13-) Hud suresi 52. ayet:
Arapça:
وَﻳَﺎ ﻗَﻮْمِ اﺳْﺘَﻐْﻔِﺮُوا رَﺑَّﻜُﻢْ ﺛُﻢَّ ﺗُﻮﺑُٓﻮا اِﻟَﻴْﻪِ ﻳُﺮْﺳِﻞِ اﻟﺴَّﻤَٓﺎءَ ﻋَﻠَﻴْﻜُﻢْ ﻣِﺪْرَارًا وَﻳَﺰِدْﻛُﻢْ ﻗُﻮَّةً اِﻟٰﻰ ﻗُﻮَّﺗِﻜُﻢْ وَﻟَﺎ ﺗَﺘَﻮَﻟَّﻮْا ﻣُﺡْﺮِﻣٖﻴﻦَ
Okunuşu:
Ve ya kavmistağfiru rabbeküm sümme tubu ileyhi yürsilis semae aleyküm midrarav ve yezidküm kuvveten ila kuvvetiküm ve la tetevellev mücrimın
Anlamı:
“Ey kavmim! Rabbinizden bağışlanma dileyin, sonra ona tövbe edin ki, üzerinize bol bol yağmur göndersin ve gücünüze güç katsın. Günahkârlar olarak yüz çevirmeyin.”
14-) Hud suresi 66. ayet:
Arapça:
ﻓَﻠَﻤَّﺎ ﺟَٓﺎءَ اَﻣْﺮُﻧَﺎ ﻧَﺡَّﻴْﻨَﺎ ﺻَﺎﻟِﺤًﺎ وَاﻟَّﺬٖﻳﻦَ اٰﻣَﻨُﻮا ﻣَﻌَﻪُ ﺑِﺮَﺣْﻤَﺔٍ ﻣِﻨَّﺎ وَﻣِﻦْ ﺧِﺰْىِ ﻳَﻮْﻣِﺌِﺬٍ اِنَّ رَﺑَّﻚَ ﻫُﻮَ اﻟْﻘَﻮِىُّ اﻟْﻌَﺰٖﻳﺰُ
Okunuşu:
Felemma cae emruna necceyna salihav vellezıne amenu meahu bi rahmetim minna ve min hızyi yevmiiz inne rabbeke hüvel kaviyyül azız
Anlamı:
(Helâk) emrimiz geldiğinde Salih’i ve beraberindeki iman etmiş olanları tarafımızdan bir rahmetle helaktan ve o günün rezilliğinden kurtardık. Şüphesiz Rabbin mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.

15-) Ra’d suresi 25. ayet:
Arapça:
وَاﻟَّﺬٖﻳﻦَ ﻳَﻨْﻘُﻀُﻮنَ ﻋَﻬْﺪَ اﻟﻠّٰﻪِ ﻣِﻦْ ﺑَﻌْﺪِ ﻣٖﻴﺜَﺎﻗِﻪٖ وَﻳَﻘْﻄَﻌُﻮنَ ﻣَٓﺎ اَﻣَﺮَ اﻟﻠّٰﻪُ ﺑِﻪٖٓ اَنْ ﻳُﻮﺻَﻞَ وَﻳُﻔْﺴِﺪُونَ ﻓِﻰ اﻟْﺎَرْضِ اُوﻟٰٓﺌِﻚَ ﻟَﻬُﻢُ اﻟﻠَّﻌْﻨَﺔُ وَﻟَﻬُﻢْ ﺳُٓﻮءُ اﻟﺪَّارِ
Okunuşu:
Vellezıne yenkudune ahdellahi min ba’di mısakıhı ve yaktaune ma emarallahü bihı ey yusale ve yüfidune fil erdı ülaike lehümül la’netü ve lehüm suüd dar
Anlamı:
Allah’a verdikleri sözü, pekiştirilmesinden sonra bozanlar, Allah’ın korunmasını emrettiği şeyleri (akrabalık bağlarını) koparanlar ve yeryüzünde fesat çıkaranlar var ya; işte lânet onlara, yurdun kötüsü (cehennem) de onlaradır.

16-) İsra suresi 5. ayet:
Arapça:
فَإِذَا جَاء وَعْدُ أُولاهُمَا بَعَثْنَا عَلَيْكُمْ عِبَادًا لَّنَا أُوْلِي بَأْسٍ شَدِيدٍ فَجَاسُواْ خِلاَلَ الدِّيَارِ وَكَانَ وَعْدًا مَّفْعُولاً
Okunuşu:
Fe iza cae va’dü ulahüme beasna aleyküm ıbadel lena ülı be’sin şedıdin fe casu hılaled diyar ve kane va’dem mef’ula
Anlamı:
Nihayet bu iki bozgunculuktan ilkinin zamanı gelince (sizi cezalandırmak için) üzerinize, pek güçlü olan birtakım kullarımızı gönderdik. Onlar evlerinizin arasına kadar sokuldular. Bu, herhâlde yerine gelmesi gereken bir va’d idi.
17-) İsra suresi 80. ayet:
Arapça:
وَقُل رَّبِّ أَدْخِلْنِي مُدْخَلَ صِدْقٍ وَأَخْرِجْنِي مُخْرَجَ صِدْقٍ وَاجْعَل لِّي مِن لَّدُنكَ سُلْطَانًا نَّصِيرًا
Okunuşu:
Ve kur rabbi edhılnı müdhale sıdkıv ve ahricnı muhrace sıdkıv vec’al lı mil ledünke sültanen nesıyra
Anlamı:
Deki: “Rabbim! (Gireceğim yere) doğruluk ve esenlik içinde girmemi sağla. (Çıkacağım yerden de) beni doğruluk ve esenlik içinde çıkar. Katından bana yardımcı bir kuvvet ver.”

18-) Kehf suresi 39. ayet:
Arapça:
وَلَوْلَا إِذْ دَخَلْتَ جَنَّتَكَ قُلْتَ مَا شَاءَ اللَّهُ لَا قُوَّةَ إِلَّا بِاللَّهِ إِنْ تَرَنِ أَنَا أَقَلَّ مِنْكَ مَالًا وَوَلَدًا
Okunuşu:
Ve lev la iz dehalte cenneteke kulte ma şaellahü la kuvvete illa billah in terani ene ekalle minke malev ve veleda
Anlamı:
Her ne kadar beni mal-mülk ve evlat bakımından eksik görüyorsan da, bahçene girdiğin zaman: “Allah ne dilerse o olur, Allah’tan başka hiçbir güç yoktur.” deseydin ya!
19-) Kehf suresi 95. ayet:
Arapça:
قَالَ مَا مَكَّنِّي فِيهِ رَبِّي خَيْرٌ فَأَعِينُونِي بِقُوَّةٍ أَجْعَلْ بَيْنَكُمْ وَبَيْنَهُمْ رَدْمًا
Okunuşu:
Kale ma mekkennı fıhi rabbı hayrun fe eıynunı bi kuvvetin ec’al beyneküm ve beynehüm redma
Anlamı:
Zülkarneyn, “Rabbimin bana verdiği (imkan ve kudret, sizin vereceğiniz vergiden) daha hayırlıdır. Şimdi siz bana gücünüzle yardım edin de, sizinle onların arasına sağlam bir engel yapayım” dedi.

20-) Meryem suresi 81. ayet:
Arapça:
وَاتَّخَذُوا مِن دُونِ اللَّهِ آلِهَةً لِّيَكُونُوا لَهُمْ عِزًّا
Okunuşu:
Vettehazu min dunillahi alihetel li yekunu lehüm ızza
Anlamı:
Onlar, kendileri için kuvvet ve şeref (kaynağı) olsunlar diye, Allah’tan başka ilahlar edindiler.

21-) Taha suresi 31. ayet:
Arapça:
اشْدُدْ بِهِ أَزْرِي
Okunuşu:
Üşdüd bihı ezrı
Anlamı:
“Onunla gücümü artır.”

22-) Hac suresi 74. ayet:
Arapça:
مَا قَدَرُوا اللَّهَ حَقَّ قَدْرِهِ إِنَّ اللَّهَ لَقَوِيٌّ عَزِيزٌ
Okunuşu:
Ma kaderullahe hakka kadrih innellahe fe kavviyyün azız
Anlamı:
Allah’ın kadrini gereği gibi bilemediler. Şüphesiz Allah kuvvetlidir, mutlak güç sahibidir.

23-) Neml suresi 33. ayet:
Arapça:
قَالُوا نَحْنُ أُوْلُوا قُوَّةٍ وَأُولُوا بَأْسٍ شَدِيدٍ وَالْأَمْرُ إِلَيْكِ فَانظُرِي مَاذَا تَأْمُرِينَ
Okunuşu:
Kalu nahnü ülu kuvvetiv ve ülu be’sin şedıdiv vel emru ileyki fenzurı maza te’mürın
Anlamı:
Dediler ki: “Biz güçlü kimseleriz ve çetin savaşçılarız. Emir senin. Ne emredeceğini düşün.”

24-) Rum suresi 54. ayet:
Arapça:
اللَّهُ الَّذِي خَلَقَكُم مِّن ضَعْفٍ ثُمَّ جَعَلَ مِن بَعْدِ ضَعْفٍ قُوَّةً ثُمَّ جَعَلَ مِن بَعْدِ قُوَّةٍ ضَعْفًا وَشَيْبَةً يَخْلُقُ مَا يَشَاء وَهُوَ الْعَلِيمُ الْقَدِيرُ
Okunuşu:
Allahullezi halakakum min da’fin summe ceale min ba’di da’fin kuvveten summe ceale min ba’di kuvvetin da’fen ve şeybeh, yahluku ma yeşau, ve huvel alimul kadir.
Anlamı:
Sizi önce zayıf yaratıp, ardından size güç veren sonra bu gücün ardından sizi zayıf ve yaşlı kılan Allah’tır. O, dilediği şeyi yaratır. Ve O, Her Şeyi Bilen’dir, Her Şeye Gücü Yeten’dir.

25-) Sad suresi 17. ayet:
Arapça:
اصْبِرْ عَلَى مَا يَقُولُونَ وَاذْكُرْ عَبْدَنَا دَاوُودَ ذَا الْأَيْدِ إِنَّهُ أَوَّابٌ
Okunuşu:
Isbir ala ma yekulune veskür abdena davude zel eyd innehu evvab
Anlamı:
Ey Muhammed! Onların söylediklerine karşı sabret. Güçlü kulumuz Dâvûd’u hatırla. O, Allah’a çok yönelen bir kimse idi.
26-) Sad suresi 20. ayet:
Arapça:
وَشَدَدْنَا مُلْكَهُ وَآتَيْنَاهُ الْحِكْمَةَ وَفَصْلَ الْخِطَابِ
Okunuşu:
Ve şededna mülehu ve ateynahül hıkmete ve faslel hıtab
Anlamı:
Biz Davud’un mülkünü güçlendirdik, ona hikmet ve hakla batılı ayıran söz (hüküm verme) yeteneği verdik.
27-) Sad suresi 45. ayet:
Arapça:
وَاذْكُرْ عِبَادَنَا إبْرَاهِيمَ وَإِسْحَقَ وَيَعْقُوبَ أُوْلِي الْأَيْدِي وَالْأَبْصَارِ
Okunuşu:
Vezkür ıbadena ibrahıme ve ishaka ve ya’kube ülil eydı ve ebsar
Anlamı:
(Ey Muhammed!) Güçlü ve basiretli kullarımız İbrahim’i, İshak’ı ve Yakub’u da an.

28-) Mü’min suresi. 21 ayet:
Arapça:
أَوَ لَمْ يَسِيرُوا فِي الْأَرْضِ فَيَنظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الَّذِينَ كَانُوا مِن قَبْلِهِمْ كَانُوا هُمْ أَشَدَّ مِنْهُمْ قُوَّةً وَآثَارًا فِي الْأَرْضِ فَأَخَذَهُمُ اللَّهُ بِذُنُوبِهِمْ وَمَا كَانَ لَهُم مِّنَ اللَّهِ مِن وَاقٍ
Okunuşu:
E ve lem yesıru fil erdı fe yenzuru keyfe kane akıbetüllezıne kanu min kablihim kanu hüm eşedde minhüm kuvvetev ve asaran fil erdı fe ehazehümüllahü bi zünubihim ve ma kane lehüm minellahi miv vak
Anlamı:
Yeryüzünde bir gezmediler mi? Baksalar ya kendilerinden öncekilerin sonları nasıl olmuş? Onlar yeryüzünde gerek kuvvetçe ve gerek eserce kendilerinden daha üstündüler. Öyle iken Allah onları günahları sebebiyle tutup alıverdi. Kendilerini Allah’ın azabından koruyacak biri bulunmadı.
29-) Mü’min suresi. 22 ayet:
Arapça:
ذَلِكَ بِأَنَّهُمْ كَانَت تَّأْتِيهِمْ رُسُلُهُم بِالْبَيِّنَاتِ فَكَفَرُوا فَأَخَذَهُمُ اللَّهُ إِنَّهُ قَوِيٌّ شَدِيدُ الْعِقَابِ
Okunuşu:
Zalike bi ennehüm kanet te’tıhim rusülühüm bil beyyinati fe keferu fe ehazehümüllah innehu kaviyyün şedıdül ıkab
Anlamı:
O, şundandı: Onlara peygamberleri apaçık delillerle geliyorlardı. Ama onlar inkâr ettiler. Allah da tuttu kendilerini alıverdi. Çünkü O’nun kuvveti çok, azabı şiddetlidir.
30-) Mü’min suresi. 67 ayet:
Arapça:
هُوَ الَّذِي خَلَقَكُم مِّن تُرَابٍ ثُمَّ مِن نُّطْفَةٍ ثُمَّ مِنْ عَلَقَةٍ ثُمَّ يُخْرِجُكُمْ طِفْلًا ثُمَّ لِتَبْلُغُوا أَشُدَّكُمْ ثُمَّ لِتَكُونُوا شُيُوخًا وَمِنكُم مَّن يُتَوَفَّى مِن قَبْلُ وَلِتَبْلُغُوا أَجَلًا مُّسَمًّى وَلَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ
Okunuşu:
Hüvellezı halekaküm min türabin sümme min nutfetin sümme min alekatin sümme yuhricüküm tıflen sümme li teblüğu eşüddeküm sümme li tekunu şüyuha ve minküm mey yüteveffa min kablü ve li teblüğu ecelem müsemmev ve lealleküm ta’kılun
Anlamı:
“Sizi (önce) bir topraktan, sonra bir damla sudan, sonra bir aleka (embriyo)dan yaratan, sonra sizi bir bebek olarak çıkaran, sonra güçlü kuvvetli bir çağa erişmeniz, sonra da ihtiyarlar olmanız için yaşatıp büyüten O’dur. İçinizden kimi de daha önce vefat ettiriliyor. (Bunları Allah) belirli bir süreye ulaşasınız ve aklınızı kullanasınız diye (böyle yapıyor).”
31-) Mü’min suresi. 82 ayet:
Arapça:
أَفَلَمْ يَسِيرُوا فِي الْأَرْضِ فَيَنظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ كَانُوا أَكْثَرَ مِنْهُمْ وَأَشَدَّ قُوَّةً وَآثَارًا فِي الْأَرْضِ فَمَا أَغْنَى عَنْهُم مَّا كَانُوا يَكْسِبُونَ
Okunuşu:
E fe lem yesıru fil erdı fe yenzuru keyfe kane akıbetüllezıne min kablihim kanu eksera minhüm ve eşedde kuvvetev ve asaran fil erdı fe ma ağna anhüm ma kanu yeksibun
Anlamı:
Daha yeryüzünde gezip de bir bakmazlar mı? Kendilerinden öncekilerin sonu nasıl olmuş? Onlar kendilerinden hem daha çok, hem de kuvvetçe ve yeryüzündeki eserlerinin sağlamlığı bakımından daha çetindiler. Öyle iken o kazandıkları şeyler, kendilerini kurtaramadı.

32-) Fussilet suresi. 15 ayet:
Arapça:
فَأَمَّا عَادٌ فَاسْتَكْبَرُوا فِي الْأَرْضِ بِغَيْرِ الْحَقِّ وَقَالُوا مَنْ أَشَدُّ مِنَّا قُوَّةً أَوَلَمْ يَرَوْا أَنَّ اللَّهَ الَّذِي خَلَقَهُمْ هُوَ أَشَدُّ مِنْهُمْ قُوَّةً وَكَانُوا بِآيَاتِنَا يَجْحَدُونَ
Okunuşu:
Fe emma adün festekberu fil erdı bi ğayril hakkı ve kalu men eşeddü minna kuvveh e ve lem yerav ennellahellezı halekahüm hüve eşeddü minhüm kuvveh kanu bi ayatina yechadun
Anlamı:
Âd kavmi ise yeryüzünde haksız olarak büyüklük taslamış, “Bizden daha güçlü kim var?” demişlerdi. Onlar, kendilerini yaratan Allah’ın onlardan daha güçlü olduğunu görmediler mi? Onlar bizim âyetlerimizi inkâr ediyorlardı.

33-) Şura suresi 19. ayet:
Arapça:
اللَّهُ لَطِيفٌ بِعِبَادِهِ يَرْزُقُ مَن يَشَاء وَهُوَ الْقَوِيُّ العَزِيزُ
Okunuşu:
Allahü latıyfüm bi ıbadihı yerzüku mey yeşa’ ve hüvel kaviyyül azız
Anlamı:
Allah kullarına çok lütufkârdır, dilediğini rızıklandırır. O, kuvvetlidir, mutlak güç sahibidir.

34-) Muhammed suresi 13. ayet:
Arapça:
وَكَأَيِّن مِّن قَرْيَةٍ هِيَ أَشَدُّ قُوَّةً مِّن قَرْيَتِكَ الَّتِي أَخْرَجَتْكَ أَهْلَكْنَاهُمْ فَلَا نَاصِرَ لَهُمْ
Okunuşu:
Ve keeyyüm min karyetin hiye eşeddü kuvvetem min karyetikelletı ahracetk ehleknahüm fe la nasıra lehüm
Anlamı:
(Ey Muhammed!) Seni çıkaran kendi memleket halkından daha güçlü nice memleket halkları vardı ki, biz onları helak ettik. Onların hiçbir yardımcısı da olmadı.

35-) Fetih suresi 16. ayet:
Arapça:
قُلْ لِلْمُخَلَّف۪ينَ مِنَ الْاَعْرَابِ سَتُدْعَوْنَ اِلٰى قَوْمٍ اُو۬ل۪ي بَأْسٍ شَد۪يدٍ تُقَاتِلُونَهُمْ اَوْ يُسْلِمُونَۚ فَاِنْ تُط۪يعُوا يُؤْتِكُمُ اللّٰهُ اَجْرًا حَسَنًاۚ وَاِنْ تَتَوَلَّوْا كَمَا تَوَلَّيْتُمْ مِنْ قَبْلُ يُعَذِّبْكُمْ عَذَابًا اَل۪يمًا
Okunuşu:
Kul lil muhallefıne minel a’rabi se tüd’avne ila kavmin ülı be’sin şedıdin tükatilunehüm ev yüslimun fe in tütıy’u yü’tikümüllahü ecran hasena ve in tetevellev kema tevelleytüm min kablü yüazzibküm azaben elıma
Anlamı:
Bedevîlerin (savaştan) geri bırakılanlarına de ki: “Siz, güçlü kuvvetli bir kavme karşı teslim oluncaya kadar savaşmaya çağrılacaksınız. Eğer itaat ederseniz Allah size güzel bir mükâfat verir. Ama önceden döndüğünüz gibi yine dönerseniz, Allah sizi elem dolu bir azaba uğratır.”
36-) Fetih suresi 29. ayet:
Arapça:
مُحَمَّدٌ رَسُولُ اللّٰهِۜ وَالَّذ۪ينَ مَعَهُٓ اَشِدَّٓاءُ عَلَى الْكُفَّارِ رُحَمَٓاءُ بَيْنَهُمْ تَرٰيهُمْ رُكَّعًا سُجَّدًا يَبْتَغُونَ فَضْلًا مِنَ اللّٰهِ وَرِضْوَانًاۘ س۪يمَاهُمْ ف۪ي وُجُوهِهِمْ مِنْ اَثَرِ السُّجُودِۜ ذٰلِكَ مَثَلُهُمْ فِي التَّوْرٰيةِۚۛ وَمَثَلُهُمْ فِي الْاِنْج۪يلِ۠ۛ كَزَرْعٍ اَخْرَجَ شَطْـَٔهُ۫ فَاٰزَرَهُ فَاسْتَغْلَظَ فَاسْتَوٰى عَلٰى سُوقِه۪ يُعْجِبُ الزُّرَّاعَ لِيَغ۪يظَ بِهِمُ الْكُفَّارَۜ وَعَدَ اللّٰهُ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ مِنْهُمْ مَغْفِرَةً وَاَجْرًا عَظ۪يمًا
Okunuşu:
Muhammedür rasulüllah vellezıne meahu eşiddaü alel küffari ruhamaü beynehüm terahüm rukkean süccedey yebteğune fadlem minellahi ve rıdvana sımahüm fı vücuhihim min eseris sücud zalike meselühüm fit tevrati ve meselühüm fil incıl ke zer’ın ahrace şat’ehu fe azerahu festağleza festeva ala sukıhı yu’cibüz zürraa li yeğıyza bihimül küffar veadellahüllezıne amenu ve amilus salihati minhüm mağfiratev ve ecran azıyma
Anlamı:
Muhammed, Allah’ın Resülüdür. Onunla beraber olanlar, inkârcılara karşı çetin, birbirlerine karşı da merhametlidirler. Onların, rükû ve secde halinde, Allah’tan lütuf ve hoşnutluk istediklerini görürsün. Onların secde eseri olan alametleri yüzlerindedir. İşte bu, onların Tevrat’ta ve İncil’de anlatılan durumlarıdır: Onlar filizini çıkarmış, onu kuvvetlendirmiş, kalınlaşmış, gövdesi üzerine dikilmiş, ziraatçıların hoşuna giden bir ekin gibidirler. Allah kendileri sebebiyle inkarcıları öfkelendirmek için onları böyle sağlam ve dirençli kılar. Allah, içlerinden salih amel işleyenlere bir bağışlama ve büyük bir mükafat vadetmiştir.

37-) Zariyat suresi 58. ayet:
Arapça:
إِنَّ اللَّهَ هُوَ الرَّزَّاقُ ذُو الْقُوَّةِ الْمَتِينُ
Okunuşu:
İnnellahe huver razzaku zul kuvvetil metin
Anlamı:
Şüphesiz Allah rızık verendir, güçlüdür, çok kuvvetlidir.

38-) Necm suresi 5,6,7. ayet:
Arapça:
عَلَّمَهُ شَدِيدُ الْقُوَى ﴿-5
6-) ذُو مِرَّةٍ فَاسْتَوَى
وَهُوَ بِالْأُفُقِ الْأَعْلَى ﴿-7
Okunuşu:
5. Allemehu şedidul kuva
6. Zu mirrah festeva
7. Ve huve bil ufukıl a’la
Anlamı:
5. Ona üstün güç sahibi ve kudretli olan öğretti.
6. Üstün akla sahip, egemenlik kurmuş olan.
7. O, en yüksek ufuktaydı.

39-) Hadid suresi 25. ayet:
Arapça:
لَقَدْ أَرْسَلْنَا رُسُلَنَا بِالْبَيِّنَاتِ وَأَنزَلْنَا مَعَهُمُ الْكِتَابَ وَالْمِيزَانَ لِيَقُومَ النَّاسُ بِالْقِسْطِ وَأَنزَلْنَا الْحَدِيدَ فِيهِ بَأْسٌ شَدِيدٌ وَمَنَافِعُ لِلنَّاسِ وَلِيَعْلَمَ اللَّهُ مَن يَنصُرُهُ وَرُسُلَهُ بِالْغَيْبِ إِنَّ اللَّهَ قَوِيٌّ عَزِيزٌ
Okunuşu:
Lekad erselna rusulena bilbeyyinati ve enzelna me’ahumulkitabe velmiyzane liyekumennasu bilkıstı ve enzelnelhadiyde fiyhi be’sun şediydun ve menafi’u linnasi ve liya’lemallahu men yensuruhu ve rusulehu bilğaybi innallahe kaviyyun ‘aziyzun.
Anlamı:
Andolsun, biz elçilerimizi açık mucizelerle gönderdik ve beraberlerinde kitabı ve mizanı (ölçüyü) indirdik ki, insanlar adaleti yerine getirsinler. Kendisinde müthiş bir güç ve insanlar için birçok faydalar bulunan demiri yarattık (ki insanlar ondan yararlansınlar). Allah da kendisine ve Resüllerine gayba inanarak yardım edecekleri bilsin. Şüphesiz Allah kuvvetlidir, mutlak güç sahibidir.
Kuvve ile ilgili kelimeler:
Kuvve-i adaliyye: Adale kuvveti, kas gücü.
Kuvve-i adliyye: Hukuk ve ceza kanunlarını, vak’a ve hadiselere tatbik eden kuvvet.
Kuvve-i âlime: Bilici kuvvet. İnsan ruhuna ait iki kuvvetten birisi, akıl. Buna müdrike de denir.
Kuvve-i âmile: İş yapan kuvvet. İnsan ruhuna âit iki kuvvetten birisi olan, faideli ve başarılı işlerin yapılmasını sağlayan bilici kuvvetlerle edinilen bilgilere göre iş yapan kuvvet.
Kuvve i anil merkez: Merkez kaç kuvvet.
Kuvve i arziye: Yer devim bilimi.
Kuvve-i asabiyye: Sinir gücü.
Kuvve-i askeriyye: Askeri kuvvet, bir yere çıkartma yapabilecek, kullanılabilecek asker kuvveti.
Kuvve-i azm: Azim kuvveti.
Kuvve-i bahriyye: Deniz harp kuvveti.
Kuvve i basıra: Görme keskinliği.
Kuvve-i bâzû: Kol kuvveti.
Kuvve-i cazibe: Cezbetme, çekme kuvveti.
Kuvve-i dâfia: Defetme, savma kuvveti.
Kuvve-i Derrâke: Anlayıcı kuvvet, akıl.
Kuvve-i galibe: Üstün, ezici kuvvet.
Kuvve-i hafıza: Hafıza kuvveti, hıfz etme, unutmama kuvveti.
Kuvve-i hayâliyye: Hayal gücü.
Kuvve i hayatiye: Yaşama gücü.
Kuvve-i hamse-i bâtına: İçteki beş his, beş duygu.
Kuvve-i icrâiyye: Devlet idaresiyle ilgili, umumi icraat ile zabıta kanun ve nizamlarının ve mahkemelerden çıkan hüküm ve i’lamların yerine getirilmesiyle mükellef bulunan kuvvet.
Kuvve-i ihtilâlv: İhtilal kuvveti.
Kuvve-i ilâhiye: İlahi kuvvet.
Kuvve-i ile-l-merkeziyye: Merkezcil kuvvet, muhitten merkeze doğru yönelen kuvvet.
Kuvve-i istinâd: Dayanma kuvveti.
Kuvve-i kazâiyye: Yargılama gücü.
Kuvve-i kudsiyye: Allah sırlarının kendisinde gözüktüğü peygamberlerin, ermişlerin kuvveti.
Kuvve-i lâmise: Bir nesnenin yumuşaklığını, katılığını hisseden kuvvet.
Kuvve-i maddiyye: Maddi güç.
Kuvve-i mâliyye: Mal ve servetçe olan iktidar.
Kuvve-i ma’neviye: Manevi kuvvet, moral.
Kuvve-i mâneviye-i ehl-i iman: Müminlerin manevi kuvveti, gücü.
Kuvve-i mâneviye-i imaniye: İmanın manevi kuvveti.
Kuvve-i mâneviye-i itikad: İnançtaki manevi kuvvet, dayanak.
Kuvve-i mekniyye: Gizli güç, potansiyel.
Kuvve-i muharrike: Hareket ettiren güç.
Kuvve-i muhassala: Kuvvetlerin bileşkesi, birçok kuvvetlerin yerine geçen kuvvet.
Kuvve-i musavvire: Cenab-ı Hakkın izni ve kanunu ile maddiyatın şekil ve suretini alma kabiliyeti
Kuvve-i mutasarrıfa: Zihinde hayalin sakladığı şeyleri istenildiği şekilde düzenleme ve harcama kuvveti.
Kuvve-i müdrike: Beş duyu ile duyulan şeyleri zihinde de duyma kuvveti.
Kuvve-i müfekkire: Düşünme kuvveti.
Kuvve-i mümeyyize: İçte hissedilen şeyleri birbirinden ayırma kuvveti.
Kuvve-i mütehayyile: Duyulmuş bir şeyi tekrar canlandırma kuvveti.
Kuvve-i müvellide: Tevlid edici kuvve, meydana getirci kuvvet.
Kuvve-i nâmiyye: Nemalandırıcı kuvvet.
Kuvve-i nâtıka: Konuşma gücü, talakat.
Kuvve-i sâmia: İşiticilik kuvveti.
Kuvve-i sebuiye: İnsanda başkalarına hücum ve zararları defetmek kuvvesi.
Kuvve-i sebuiye-i gadabiye: Zararlı şeyleri defe sevk eden his ve kuvvet.
Kuvve-i şâmme: Koku alma kuvveti.
Kuvve-i şeheviye: Cinsi istek kudreti. Yemek, içmek, konuşmak, uyumak gibi kabiliyetler.
Kuvve-i şehvâniyye: İstek, yeme içme arzusu.
Kuvve-i tesrîiye: Kanun yapma salahiyeti, yetkisi, yasama gücü.
Kuvve-i umûmiyye: Umumi kuvvet, en çok asker ve silah kuvveti.
Kuvve-i vahime: Zihinde hazır olan şeyleri tertip ve sarf etme kuvveti.
Kuvve-i velâyet: Velilik kuvveti.
Kuvve-i zahriyye: Arka veren kuvvet, yardımcı, imdatçı.
Kuvve-i zâika: Tadıcılık kuvveti.
Kuvve-i zâkire: Hafıza. Ezberleme kuvveti. Ezber edici kuvvet.
Mâden-i kuvve-i mâneviye: Manevi kuvvetin, moral gücünün kaynağı.
Kuvveden fiile çıkarmak: Düşünülen şeyi fiil olarak gerçekleştirmek, tahakkuk ettirmek.
Bilkuvve: Fiil mertebesine varmadan. Tasavvurda, tasavvuri olarak. Düşünce halinde. Kabiliyet ve istidat ile.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir