Kalp hastalığı ve ağrısı için okunacak dua

Posted by

Kalp hastaları ve ağrıları için okunacak dua :
Mekarim’ul-Ahlâk kitabında aşağıdaki ayetlerin bir suya okunup içirilmesi kalp ağrılarını gidereceği ve hastalığına şifa olacağı yazılmaktadır.
1-) “Lein enceytenâ min hâzihi lenekûnenne min’eş-şâkirîn.”
…İhlasla Allah’a dua ederler, bizi bundan kurtarırsan şükredenlerden olacağız derler.
Ayetin tamamı :
Yunus suresi 22. ayet
هُوَ الَّذِي يُسَيِّرُكُمْ فِي الْبَرِّ وَالْبَحْرِ حَتَّى إِذَا كُنتُمْ فِي الْفُلْكِ وَجَرَيْنَ بِهِم بِرِيحٍ طَيِّبَةٍ وَفَرِحُواْ بِهَا جَاءتْهَا رِيحٌ عَاصِفٌ وَجَاءهُمُ الْمَوْجُ مِن كُلِّ مَكَانٍ وَظَنُّواْ أَنَّهُمْ أُحِيطَ بِهِمْ دَعَوُاْ اللّهَ مُخْلِصِينَ لَهُ الدِّينَ لَئِنْ أَنجَيْتَنَا مِنْ هَذِهِ لَنَكُونَنِّ مِنَ الشَّاكِرِينَ
Okunuşu :
Huvellezî yuseyyirukum fîl berri vel bahr (bahri), hattâ izâ kuntum fîl fulki, ve cereyne bihim bi rîhin tayyibetin ve ferihû bihâ câethâ rîhun âsifun ve câehumul mevcu min kulli mekânin ve zannû ennehum uhîta bihim deavûllâhe muhlisîne lehud dîn (dîne), le in enceytenâ min hâzihî le nekûnenne mineş şâkirîn (şâkirîne).
Anlamı :
Karada ve denizde sizi seyrettiren (gezdiren) O’dur. Hatta siz gemi(ler)de idiniz ve güzel, hoş bir rüzgâr ile onlarla (içindekilerle) (denizde gemiler) seyrediyorlardı (yüzüyorlardı). Ve onunla ferahladılar (sevinçliydiler). Ona fırtınalı bir rüzgâr geldi ve onları her taraftan dalgalar sardı. Onlarla ihata edildiklerini (kuşatılıp çevrildiklerini) zannettiler. Dîni, ona mahsus (has) kılarak ihlâsla Allah’a dua ettiler: “Eğer bizi bundan kurtarırsan, biz mutlaka şükredenlerden oluruz.”

2-) ” Seyuhzem’ul-cem’u ve yuvellûn’ed-dubure bel’is-sâetu mev’iduhum ve’s-sâetu edhâ ve emerr.”
O topluluk, yakında bozguna uğrayacak ve ardını dönüp kaçacak. Onlara vaad edilen azabın mukadder zamanı kıyamettir ve kıyametin azabı, daha da zararlıdır ve daha da acı.
Ayetlerin tamamı :
Kamer suresi 45 ve 46. ayetler
سَيُهْزَمُ الْجَمْعُ وَيُوَلُّونَ الدُّبُرَ
بَلِ السَّاعَةُ مَوْعِدُهُمْ وَالسَّاعَةُ أَدْهَى وَأَمَرُّ
Okunuşu :
Se yuhzemul cem’u ve yuvellûned dubur (dubura).
Belis sâatu mev’ıduhum ves sâ’atu edhâ ve emerr (emerru).
Anlamı :
Yakında hepsi hezimete uğratılacak ve arkalarına dönecekler (kaçacaklar).
Hayır, onlara vaadedilen (azap), o saattir (kıyâmet vaktidir). Ve o saat, daha korkunç ve daha dehşetlidir.

3-) ” İnnellâhe yumsik’us-semâvâti ve’l-arze en tezûlâ ve lein zâletâ in emsekehumâ min ehadin min ba’dihi, innehu kâne halîmen ğafûra.”
Şüphe yok ki Allah, gökleri ve yeryüzünü yok olup giderse ondan başka hiç kimse onları koruyamaz, yok olmalarına mani olamaz; şüphe yok ki o, azap etmede acele etmez, suçları örter.
Ayetin tamamı :
Fatır suresi 41. ayet
إِنَّ اللَّهَ يُمْسِكُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ أَن تَزُولَا وَلَئِن زَالَتَا إِنْ أَمْسَكَهُمَا مِنْ أَحَدٍ مِّن بَعْدِهِ إِنَّهُ كَانَ حَلِيمًا غَفُورًا
Okunuşu :
İnnallâhe yumsikus semâvâti vel arda en tezûlâ, ve le in zâletâ in emsekehumâ min ehadin min ba’dihî, innehu kâne halîmen gafûrâ (gafûran).
Anlamı :
Muhakkak ki Allah, gökleri ve yeri, zail olurlar diye (zail olmaması için) tutuyor. Gerçekten ikisi de zail olurlarsa (yok olurlarsa), ondan sonra, o ikisini (gökleri ve yeri) O’ndan (Allah’tan) başka tutacak (yoktur). Muhakkak ki O; Halîm’dir, Gafûr’dur (günahları sevaba çeviren).

Bu ayetlerin de yazılıp hastanın üzerinde taşınmasının faydalı olacağı yazılmıştır.
1-) ” Bismillahirrahmanirrahim. Rabbenâ lâ tuziğ gulûbenâ ba’de iz hedeytenâ ve heb lenâ min ledunke rahmeten, inneke ente’l-vehhâb. Rabbenâ inneke câmi’un-nâsi liyevmin lâ raybe fîhi, innellâhe lâ yuhlif’ul-mîâd.”
Rabbimiz, bizi doğru yola sevk ettikten sonra kalplerimizi saptırma ve kendi katından bize rahmet bağışla, şüphe yok ki sen, fazlasıyla bağışlayansın. Rabbimiz, muhakkak sen, geleceğinden şüphe bulunmayan günde insanları toplayansın. Şüphe yok ki Allah, vaadinden dönmez.
Ayetlerin tamamı :
Ali İmran suresi 8. ve 9. ayetler
رَبَّنَا لاَ تُزِغْ قُلُوبَنَا بَعْدَ إِذْ هَدَيْتَنَا وَهَبْ لَنَا مِن لَّدُنكَ رَحْمَةً إِنَّكَ أَنتَ الْوَهَّابُ
رَبَّنَا إِنَّكَ جَامِعُ النَّاسِ لِيَوْمٍ لاَّ رَيْبَ فِيهِ إِنَّ اللّهَ لاَ يُخْلِفُ الْمِيعَادَ
Okunuşu :
Rabbenâ lâ tuziğ kulûbenâ ba’de iz hedeytenâ veheb lenâ min ledunke rahmeh (rahmeten), inneke entel vehhâb (vehhâbu).
Rabbenâ inneke câmiun nâsi li yevmin lâ raybe fîh (fîhî), innallâhe lâ yuhliful mîâd (mîâde).
Anlamı :
Rabbimiz, bizi hidayete erdirdikten sonra, kalplerimizi saptırma. Senin katından bize vehbi olarak rahmet bağışla. Muhakkak ki sen, Vehhab’sın (vehbi olarak bağışlayansın).
Rabbimiz muhakkak ki insanları, hakkında şüphe olmayan günde toplayacak olan Sen’sin. Muhakkak ki Allah vaadinden dönmez.

2-) ” Ellezîne âmenû ve tetmeinnu gulûbuhum bizikrillâh. Alâ bizikrillâhi tetmeinn’ul-gulûb. Ellezîne âmenû ve amilu’s-sâlihât. Tûbâ lehum ve husnu meâb.”
İnananlar, öyle kişilerdir ki Allah’ı anmakla yatışır, kuvvetlenir gönülleri. İyice bilin ki gönüller, Allah’ı anmakla yatışır, kuvvet bulur. İnananlara ve iyi işlerde bulunanlara gelince: Kutluluk da onlara, dönüp varılacak güzel yurt da.
Ayetlerin tamamı :
Rad suresi 28 ve 29. ayetler :
الَّذِينَ آمَنُواْ وَتَطْمَئِنُّ قُلُوبُهُم بِذِكْرِ اللّهِ أَلاَ بِذِكْرِ اللّهِ تَطْمَئِنُّ الْقُلُوبُ
الَّذِينَ آمَنُواْ وَعَمِلُواْ الصَّالِحَاتِ طُوبَى لَهُمْ وَحُسْنُ مَآبٍ
Okunuşu :
Ellezîne âmenû ve tatmainnu kulûbuhum bi zikrillâh (zikrillâhi) e lâ bi zikrillâhi tatmainnul kulûb (kulûbu).
Ellezîne âmenû ve amilûs sâlihâti tûbâ lehum ve husnu meâb (meâbin).
Anlamı :
Onlar, âmenûdurlar ve kalpleri, Allah’ı zikretmekle mutmain olmuştur. Kalpler ancak; Allah’ı zikretmekle mutmain olur, öyle değil mi?
Âmenû olanlar (ölmeden önce Allah’a ulaşmayı dileyenler) ve salih amel (nefsi ıslâh edici amel) yapanlar ne mutlu onlara ve meabın (sığınağın) (en) güzeli onların.

3-) ” Lein enceytenâ min hazihi lenekûnenne min’eş- şakirîn.”
…İhlasla Allah’a dua ederler, bizi bundan kurtarırsan şükredenlerden olacağız derler.
Ayetin tamamı :
Yunus suresi 22. ayet
هُوَ الَّذِي يُسَيِّرُكُمْ فِي الْبَرِّ وَالْبَحْرِ حَتَّى إِذَا كُنتُمْ فِي الْفُلْكِ وَجَرَيْنَ بِهِم بِرِيحٍ طَيِّبَةٍ وَفَرِحُواْ بِهَا جَاءتْهَا رِيحٌ عَاصِفٌ وَجَاءهُمُ الْمَوْجُ مِن كُلِّ مَكَانٍ وَظَنُّواْ أَنَّهُمْ أُحِيطَ بِهِمْ دَعَوُاْ اللّهَ مُخْلِصِينَ لَهُ الدِّينَ لَئِنْ أَنجَيْتَنَا مِنْ هَذِهِ لَنَكُونَنِّ مِنَ الشَّاكِرِينَ
Okunuşu :
Huvellezî yuseyyirukum fîl berri vel bahr (bahri), hattâ izâ kuntum fîl fulki, ve cereyne bihim bi rîhin tayyibetin ve ferihû bihâ câethâ rîhun âsifun ve câehumul mevcu min kulli mekânin ve zannû ennehum uhîta bihim deavûllâhe muhlisîne lehud dîn (dîne), le in enceytenâ min hâzihî le nekûnenne mineş şâkirîn (şâkirîne).
Anlamı :
Karada ve denizde sizi seyrettiren (gezdiren) O’dur. Hatta siz gemi(ler)de idiniz ve güzel, hoş bir rüzgâr ile onlarla (içindekilerle) (denizde gemiler) seyrediyorlardı (yüzüyorlardı). Ve onunla ferahladılar (sevinçliydiler). Ona fırtınalı bir rüzgâr geldi ve onları her taraftan dalgalar sardı. Onlarla ihata edildiklerini (kuşatılıp çevrildiklerini) zannettiler. Dîni, ona mahsus (has) kılarak ihlâsla Allah’a dua ettiler: “Eğer bizi bundan kurtarırsan, biz mutlaka şükredenlerden oluruz.”
(el-Hacat, 151)

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir