Hz. İbrahim Aleyhisselam

Posted by

İbrâhim Aleyhisselâm:
Kur’an-ı Kerim’de adı geçen ve en büyük peygamberlerden biridir. Peygamberliği üç semavi din tarafından kabul edilen bir peygamberdir. Başta İslam olmak üzere, Hristiyan ve Musevi kaynaklarında, üstün meziyetlerinden söz edilir.
Doğduğu yer olarak; Ahvaz bölgesindeki Sus, Babil’deki Kusa, Kesker sınırındaki Verka ve Urfa isimleri rivayet edilmektedir. Bu rivayetler içinde, babasının Harranlı olduğu düşünüldüğünde Urfa’da doğmuş olma ihtimali, diğer rivayetlere göre daha ağır basmaktadır. Buna göre, Urfa’da doğup büyüdüğü ve burada Nemrut tarafından ateşe atıldığı, daha sonra Harran ve oradan da Filistin’e geçtiği anlaşılmaktadır.
Nemrut’un müneccim ve kahinlerinin, “bu sene bölgede doğacak İbrahim isimli bir çocuk, halkın dinini değiştirecek ve Nemrut’un saltanatına son verecek” anlamındaki kehanetleri veya Nemrut’un bu manada bir rüya görmesi üzerine, Nemrut, bütün kadınların bir araya toplanmasını, doğacak erkek çocukların tamamının öldürülmesini ve erkeklerin eşlerinden uzaklaştırılmalarını emretti. Bunun üzerine eşi hamile olan Azer, eşini alarak şehir dışındaki mağaraya götürdü. İbrahim burada doğdu ve on beş ay boyunca burada kaldı. Gerek fizik gerekse zeka gelişimi itibariyle yaşıtlarına göre çok daha hızlı bir şekilde gelişti.
Üzerindeki korkuyu yavaş yavaş atmaya başlayan Nemrut, söz konusu kehanetin, yalancı kimselerin ve sihirbazların uydurması olduğu hükmüne vararak halkın üzerindeki baskıyı azaltmaya başladı. Bir süre sonra da olay unutulup gitti. Bunun üzerine İbrahim mağaradan çıkarılarak şehre getirildi. Mağaradan çıkarıldıktan sonra gördüklerini babasına sorup, yaratıcısının bulunup bulunmadığını aramaya başladı. Gördüklerinin bir yaratıcısı olmalıydı.
Yıldızları, ayı ve güneşi ilk gördüğünde rabbim budur dedi, ama kısa bir süre sonra gördükleri birer birer sönünce, “Ben böyle sönüp batanları sevmem” diyerek ilah olmadıklarını anladı. Babasına, rabbim kim, diye sorunca, sırasıyla; senin rabbin annen, annenin ben, benim rabbim ise Nemrut, diye cevapladı. Peki Nemrut’un rabbi kim diye soran İbrahim’e cevap veremeyen babası, kızarak susmasını söyledi.
Azer, put yapıp satarak geçimini sağlayan bir insandı. Yaptığı putları çocuklarına verip çarşıda sattırırdı. İbrahim büyüyünce ona da put verip satmasını söyledi. Pazarda dolaşırken, “fayda ve zarar vermekten aciz olan putları kim satın alır?” diyerek putlarla alay etti. Böyle olunca da hiç satış yapmadan evine döndü. Oysa kardeşleri satıp dönmüşlerdi.
Peygamber olarak ümmetine gönderilen İbrahim (as), ilk önce babasını imana davet etti. Daha sonra diğer insanlara tebliğ ettiyse de bir netice alamadı. Putlara, gök cisimlerine, sembollere tapmanın ve medet ummanın manasızlığını anlattı. Küçükken; ay, güneş ve yıldızları ilk gördüğünde, bunlar benim rabbimdir, demesi onları rab olarak gördüğünden değil, insanların onlara tapmasının manasızlığını göstermek içindi. Zaten daha sonra kaybolup giden gök cisimlerinin rab olamayacağını sözlerine ilave etmiştir;
Allah’tan başka; taştan, toprak ve ağaçtan yapılmış putlara ibadet etmeyin. Onlar, ibadet edilmeye layık değiller. Siz bunlara tapmakla, Allah’a ortak koşuyor ve küfre giriyorsunuz. Sizin taptığınız şeyler, size rızk verecek güce sahip değiller. Rızkınızı sadece ve sadece Allah’tan isteyiniz. Ona ibadet ediniz. Ona dönecek ve huzuruna çıkacaksınız. Bütün yaptıklarınızın hesabını vereceksiniz…
Bütün anlattıklarına rağmen insanların puta tapmaya devam ettiğini gören İbrahim (as), bunları aciz göstermek için fırsat kollamaya başladı. Günün birinde şenlik için insanların şehir dışına çıktığını görünce,putların bulunduğu mekana giderek hepsini kırdı. Elindeki baltayı da büyük putun boynuna astı. Evlerine dönüp durumu gören putperestler, İbrahim’den (as) başka kimsenin bu işi yapmayacağını bildiklerinden hemen hesaba çekmeye başladılar.
“Bunu ilahlarımıza sen mi yaptın ey İbrahim? dediler.” İbrahim (as), “Belki de bu işi şu büyükleri yapmıştır. Hadi onlara sorun; eğer konuşuyorlarsa!” diye cevapladı. Müşrikler putları yalnız bırakıp gittikleri için birbirlerine dönüp bağırdılar, kendi kendilerini zalimlikle itham ettiler. Tekrar İbrahim’e (as) dönüp;”… Sen bunların konuşmadığını pek ala biliyorsun, dediler.” Hazreti İbrahim; “Öyleyse, dedi, Allah’ı bırakıp da, size hiçbir fayda ve zarar veremeyen bir şeye hala tapacak mısınız?” “Size de, Allah’ı bırakıp tapmakta olduğunuz şeylere de yuh olsun! Siz akıllanmaz mısınız?” , diyerek onları ikaz etti. Onu tutup hapse attılar.
Bu gelişmelerden haberdar olan Nemrut, İbrahim’i (as) ilzam edip putlarına tapmadığı için de küçük düşürmek maksadıyla yanına çağırdı. Rabbini sordu. Hayatı veren ve alan Allah’a inandığını söyledi. Nemrut, getirttiği iki adamdan birini öldürdü ve birini de serbest bırakarak ilah olduğunu iddia etti. Hazreti İbrahim,”Benim Rabbim olan Allah, güneşi doğudan doğuruyor sen de batıdan doğur da görelim. Eğer iddia ettiğin gibi ilah isen buna gücün yeter,” dedi. Böylece cevap veremeyen Nemrut’un kendisi adamlarının yanında küçük düştü.
Mağlubiyeti hazmedemeyen Nemrut, Hazreti İbrahim’in ateşe atılmasını emretti. Büyük bir ateş hazırlandı ve eli kolu bağlı bir şekilde ateşe atıldı. Bunun üzerine; “Ey ateş! İbrahim için serinlik ve esenlik ol!” İlahi Fermanı ile ateş Onu yakmadı. “Böylece ona bir tuzak kurmak istediler; fakat biz onları, daha çok hüsrana uğrayanlar durumuna soktuk.”
Bir mucize olarak gerçekleşen “ateşin Hazreti İbrahim’i yakmaması olayı”, müşrikler için bir ibret vesilesi olduğu gibi, daha sonra gelecek insanlar için de önemli mesajlar ihtiva eder. İhsan-ı İlahi ile gerçekleşen bu olay, ilmin ulaşabileceği sınırı da göstermekte ve insanları bu yönde çalışmaya sevk etmektedir. “Hazreti İbrahim ateşe atıldığı zaman, ateşin harareti burudete inkılap etmesi, beşerin keşfettiği yakıcı olmayan mertebe-i nariyeye ve yakıcılığına mani olan vasıtaları bulmaya örnek ve me’hazdır.”
Delalette kalmakta ısrar eden kavmin yaptığı zülümlerden sonra, Allah’ın da izniyle, Hazreti İbrahim kavminden ayrılıp hicret etti. Yanında; daha önce evlendiği hanımı Sare, kardeşinin oğlu Lut ve çok az sayıda mümin vardı. İnananlar, bölgeden ayrıldıktan sonra geride kalanlar, sivrisineklerin istilasına uğradılar. Bir sivrisinek de Nemrut’a musallat oldu. Burnundan girip beynine kadar ulaştı. Böylece ilahlık dava eden birisi küçücük bir sineğe mağlup oldu.
Hazreti İbrahim, ileri yaşına rağmen hiç evladı yoktu. Allah’a, salih bir evlat nasip etmesi için dua etti. Duası kabul edildi ve Hazreti İsmail doğdu. Hazreti İbrahim, İsmail’in annesi Hacer ve oğlu ile birlikte Mekke’ye doğru yola çıktı. Ailesini, bugünkü Kabe’nin bulunduğu yere, Zemzem Kuyusunun yakınındaki bir ağacın yanına bıraktı.
Cenab-ı Hak, Hazreti İbrahim’i büyük bir imtihana tabi tutarak oğlunu kurban etmesini istiyordu. Bu zor imtihanı vererek kurbanı gerçekleştirme teşebbüsüne giriştiyse de, Allah, evladını kesmesine müsaade etmeden kurbanını kabul etti.

Daha önce hiç çocuğu olmayan Hazreti Sare İshak’ı (as) doğurdu. Böylece Hazreti İbrahim’in soyundan peygamberler silsilesi devam etti. Oğulları ve torunlarından çok sayıda peygamber gönderildi. Bu özelliğinden dolayı,Hazreti İbrahim (as) ile Hazreti Muhammed’in (sav) mukayesesi yapılmıştır. Risale-i Nur’da bu konu ile ilgili çok önemli bilgiler mevcuttur. “Hazreti İbrahim Aleyhisselâm, gerçi Hazreti Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâma yetişmiyor.Fakat onun âli, enbiyadırlar. Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâmın âli, evliyadırlar. Evliya ise, enbiyaya yetişemezler.”

İbrahim Aleyhisselamın soyundan gelen mübarek silsilesine dikkat çeken çok önemli bir durum da, günün beş vakti kılınan namazda yapılan dua ve salavatlardır. Bu şekilde Peygamber Efendimizin (asm) yanında bu mübaret silsileye de salavatlar getirilmektedir. Asırlar boyunca devam ede gelen bu silsile muazzam bir ordu hüviyetini ihtiva etmektedir. Rivayetleler göre iki yüz yaşı civarında Hazreti İbrahim hakkın rahmetine kavuştu.

Hz. İbrahim Aleyhisselam ile ilgili ayetler:
1-) Bakara suresi 124. ayeti:
Arapça:
وَإِذِ ٱبْتَلَىٰٓ إِبْرَٰهِۦمَ رَبُّهُۥ بِكَلِمَٰتٍ فَأَتَمَّهُنَّ ۖ قَالَ إِنِّى جَاعِلُكَ لِلنَّاسِ إِمَامًا ۖ قَالَ وَمِن ذُرِّيَّتِى ۖ قَالَ لَا يَنَالُ عَهْدِى ٱلظَّٰلِمِينَ
Okunuşu:
Ve izibtela ibrahîme rabbuhu bi kelimatin fe etemmehunn kale innî caîluke lin nasi imama kale ve min zurriyyetî kale la yenalu ahdiz zalimîn
Anlamı:
Bir zamanlar Rabbi İbrahim’i bir takım kelimelerle sınamış, onları tam olarak yerine getirince: Ben seni insanlara önder yapacağım, demişti. “Soyumdan da (önderler yap, yâ Rabbi!)” dedi. Allah: Ahdim zalimlere ermez (onlar için söz vermem) buyurdu.
2-) Bakara suresi 125. ayeti:
Arapça:
وَإِذْ جَعَلْنَا ٱلْبَيْتَ مَثَابَةً لِّلنَّاسِ وَأَمْنًا وَٱتَّخِذُوا۟ مِن مَّقَامِ إِبْرَٰهِۦمَ مُصَلًّى ۖ وَعَهِدْنَآ إِلَىٰٓ إِبْرَٰهِۦمَ وَإِسْمَٰعِيلَ أَن طَهِّرَا بَيْتِىَ لِلطَّآئِفِينَ وَٱلْعَٰكِفِينَ وَٱلرُّكَّعِ ٱلسُّجُودِ
Okunuşu:
Ve iz cealnel beyte mesabetel lin nasi ve emna vettehîzu mim mekami ibrahîme musalla ve ahidna ila ibrahîme ve ismaîyle en tahhira veytiye lit taifîne vel akifîne ver rukkeîs sucud
Anlamı:
Biz, Beyt’i (Kâbe’yi) insanlara toplanma mahalli ve güvenli bir yer kıldık. Siz de İbrahim’in makamından bir namaz yeri edinin (orada namaz kılın). İbrahim ve İsmail’e: Tavaf edenler, ibadete kapananlar, rüku ve secde edenler için Evim’i temiz tutun, diye emretmiştik.
3-) Bakara suresi 126. ayeti:
Arapça:
وَإِذْ قَالَ إِبْرَٰهِۦمُ رَبِّ ٱجْعَلْ هَٰذَا بَلَدًا ءَامِنًا وَٱرْزُقْ أَهْلَهُۥ مِنَ ٱلثَّمَرَٰتِ مَنْ ءَامَنَ مِنْهُم بِٱللَّهِ وَٱلْيَوْمِ ٱلْءَاخِرِ ۖ قَالَ وَمَن كَفَرَ فَأُمَتِّعُهُۥ قَلِيلًا ثُمَّ أَضْطَرُّهُۥٓ إِلَىٰ عَذَابِ ٱلنَّارِ ۖ وَبِئْسَ ٱلْمَصِيرُ
Okunuşu:
Ve iz kale ibrahîmu rabbic’al haza beleden aminev verzuk ehlehu mines semerati min amene minhum billahi vel yevmil ahîr kale ve men kefera fe umettiuhu kalîlen summe adtarruhu ila azabin nar ve bi’sel mesîyr
Anlamı:
İbrahim de demişti ki: Ey Rabbim! Burayı emin bir şehir yap, halkından Allah’a ve ahiret gününe inananları çeşitli meyvelerle besle. Allah buyurdu ki: Kim inkar ederse onu az bir süre faydalandırır, sonra onu cehennem azabına sürüklerim. Ne kötü varılacak yerdir orası!
4-) Bakara suresi 127. ayeti:
Arapça:
وَإِذْ يَرْفَعُ إِبْرَٰهِۦمُ ٱلْقَوَاعِدَ مِنَ ٱلْبَيْتِ وَإِسْمَٰعِيلُ رَبَّنَا تَقَبَّلْ مِنَّآ ۖ إِنَّكَ أَنتَ ٱلسَّمِيعُ ٱلْعَلِيمُ
Okunuşu:
Ve iz yerfeu ibrahîmul kavaîde minel beyti ve ismaîyl rabbena tekabbel minna inneke entes semîul alîm
Anlamı:
Bir zamanlar İbrahim, İsmail ile beraber Beytullah’ın temellerini yükseltiyor (şöyle diyorlardı:) Ey Rabbimiz! Bizden bunu kabul buyur; şüphesiz sen işitensin, bilensin.
5-) Bakara suresi 130. ayeti:
Arapça:
وَمَن يَرْغَبُ عَن مِّلَّةِ إِبْرَٰهِۦمَ إِلَّا مَن سَفِهَ نَفْسَهُۥ ۚ وَلَقَدِ ٱصْطَفَيْنَٰهُ فِى ٱلدُّنْيَا ۖ وَإِنَّهُۥ فِى ٱلْءَاخِرَةِ لَمِنَ ٱلصَّٰلِحِينَ
Okunuşu:
Ve mey yerğabu ammileti ibrahîme illa men sefihe nefseh ve le kadîstafeynahu fid dunya ve innehu fil ahîrati le minas salihîyn
Anlamı:
İbrahim’in dininden kendini bilmezlerden başka kim yüz çevirir? Ant olsun ki, biz onu dünyada (elçi) seçtik, şüphesiz o ahirette de iyilerdendir.
6-) Bakara suresi 132. ayeti:
Arapça:
وَوَصَّىٰ بِهَآ إِبْرَٰهِۦمُ بَنِيهِ وَيَعْقُوبُ يَٰبَنِىَّ إِنَّ ٱللَّهَ ٱصْطَفَىٰ لَكُمُ ٱلدِّينَ فَلَا تَمُوتُنَّ إِلَّا وَأَنتُم مُّسْلِمُونَ
Okunuşu:
Ve vassa biha ibrahîmu benîhi ve ya’kub ya beniyye innellahestafa lekumud dîne fe la temutunne illa ve entum muslimun
Anlamı:
Bunu İbrahim de kendi oğullarına vasiyet etti, Yakub da: Oğullarım! Allah sizin için bu dini (İslam’ı) seçti. O halde sadece Müslümanlar olarak ölünüz (dedi).
7-) Bakara suresi 133. ayeti:
Arapça:
أَمْ كُنتُمْ شُهَدَآءَ إِذْ حَضَرَ يَعْقُوبَ ٱلْمَوْتُ إِذْ قَالَ لِبَنِيهِ مَا تَعْبُدُونَ مِنۢ بَعْدِى قَالُوا۟ نَعْبُدُ إِلَٰهَكَ وَإِلَٰهَ ءَابَآئِكَ إِبْرَٰهِۦمَ وَإِسْمَٰعِيلَ وَإِسْحَٰقَ إِلَٰهًا وَٰحِدًا وَنَحْنُ لَهُۥ مُسْلِمُونَ
Okunuşu:
Em kuntum şuhedae iz hadara ya’kubel mevtu iz kale li benîhi ma ta’budune mim ba’dî kalu na’budu ilaheke ve ilahe abaike ibrahîme ve ismaîyle ve ishaka ilahev vahîda ve nahnu lehu muslimun
Anlamı:
Yoksa Yakub’a ölüm geldiği zaman siz orada mı idiniz? O zaman (Yakub) oğullarına: Benden sonra kime kulluk edeceksiniz? demişti. Onlar: Senin ve ataların İbrahim, İsmail ve İshak’ın ilâhı olan tek Allah’a kulluk edeceğiz; biz ancak O’na teslim olmuşuzdur, dediler.
😎 Bakara suresi 135. ayeti:
Arapça:
وَقَالُوا۟ كُونُوا۟ هُودًا أَوْ نَصَٰرَىٰ تَهْتَدُوا۟ ۗ قُلْ بَلْ مِلَّةَ إِبْرَٰهِۦمَ حَنِيفًا ۖ وَمَا كَانَ مِنَ ٱلْمُشْرِكِينَ
Okunuşu:
Ve kalu kunu huden ev nesara tehtedu kul bel millete ibrahîme hanîfa ve ma kane minel muşrikîn
Anlamı:
(Yahudiler ve Hristiyanlar Müslümanlara:) Yahudi ya da Hristiyan olun ki, doğru yolu bulasınız, dediler. De ki: Hayır! Biz, hanif olan İbrahim’in dinine uyarız. O, müşriklerden değildi.
9-) Bakara suresi 136. ayeti:
Arapça:
قُولُوٓا۟ ءَامَنَّا بِٱللَّهِ وَمَآ أُنزِلَ إِلَيْنَا وَمَآ أُنزِلَ إِلَىٰٓ إِبْرَٰهِۦمَ وَإِسْمَٰعِيلَ وَإِسْحَٰقَ وَيَعْقُوبَ وَٱلْأَسْبَاطِ وَمَآ أُوتِىَ مُوسَىٰ وَعِيسَىٰ وَمَآ أُوتِىَ ٱلنَّبِيُّونَ مِن رَّبِّهِمْ لَا نُفَرِّقُ بَيْنَ أَحَدٍ مِّنْهُمْ وَنَحْنُ لَهُۥ مُسْلِمُونَ
Okunuşu:
Kulu amenna billahi ve ma unzile ileyna ve ma unzile ila ibrahîme ve ismaîyle ve ishaka ve ya’kube vel esbatî ve ma utiye musa ve îysa ve ma utiyen nebiyyune mir rabbihim la nuferriku beyne ehadim minhum ve nahnu lehu muslimun
Anlamı:
“Biz, Allah’a ve bize indirilene; İbrahim, İsmail, İshak, Yakub ve esbata indirilene, Musa ve İsa’ya verilenlerle Rableri tarafından diğer peygamberlere verilenlere, onlardan hiçbiri arasında fark gözetmeksizin inandık ve biz sadece Allah’a teslim olduk” deyin.
10-) Bakara suresi 140. ayeti:
Arapça:
أَمْ تَقُولُونَ إِنَّ إِبْرَٰهِۦمَ وَإِسْمَٰعِيلَ وَإِسْحَٰقَ وَيَعْقُوبَ وَٱلْأَسْبَاطَ كَانُوا۟ هُودًا أَوْ نَصَٰرَىٰ ۗ قُلْ ءَأَنتُمْ أَعْلَمُ أَمِ ٱللَّهُ ۗ وَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّن كَتَمَ شَهَٰدَةً عِندَهُۥ مِنَ ٱللَّهِ ۗ وَمَا ٱللَّهُ بِغَٰفِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ
Okunuşu:
Em tekulune inne ibrahîme ve ismaîyle ve îshaka ve ya’kube vel esbata kanu huden ev nesara kul e entum a’lemu emillah ve men azlemu mimmen keteme şehadeten îndehu minellah ve mallahu bi ğafilin amma ta’melun
Anlamı:
Yoksa siz, İbrahim, İsmail, İshak, Yakub ve esbatın Yahudi, yahut Hristiyan olduklarını mı söylüyorsunuz? De ki: Siz mi daha iyi bilirsiniz, yoksa Allah mı? Allah tarafından kendisine (bildirilmiş) bir şahitliği gizleyenden daha zalim kim olabilir? Allah yaptıklarınızdan gafil değildir.
11-) Bakara suresi 258. ayeti:
Arapça:
أَلَمْ تَرَ إِلَى ٱلَّذِى حَآجَّ إِبْرَٰهِۦمَ فِى رَبِّهِۦٓ أَنْ ءَاتَىٰهُ ٱللَّهُ ٱلْمُلْكَ إِذْ قَالَ إِبْرَٰهِۦمُ رَبِّىَ ٱلَّذِى يُحْىِۦ وَيُمِيتُ قَالَ أَنَا۠ أُحْىِۦ وَأُمِيتُ ۖ قَالَ إِبْرَٰهِۦمُ فَإِنَّ ٱللَّهَ يَأْتِى بِٱلشَّمْسِ مِنَ ٱلْمَشْرِقِ فَأْتِ بِهَا مِنَ ٱلْمَغْرِبِ فَبُهِتَ ٱلَّذِى كَفَرَ ۗ وَٱللَّهُ لَا يَهْدِى ٱلْقَوْمَ ٱلظَّٰلِمِينَ
Okunuşu:
E lem tera ilellezî hacce ibrahîme fî rabbihî en atahullahul mulk iz kale ibrahîmu rabbiyellezî yuhyî ve yumîtu kel ene uhyî ve umît kale ibrahîmu fe innellahe ye’tî biş şemsi minel meşrikî fe’ti biha minel mağribi fe buhitellezî kefer vallahu la yehdil kavmez zalimîn
Anlamı:
Allah kendisine mülk (hükümdarlık ve zenginlik) verdiği için şımararak Rabbi hakkında İbrahim ile tartışmaya gireni (Nemrut’u) görmedin mi! İşte o zaman İbrahim: Rabbim hayat veren ve öldürendir, demişti. O da: Hayat veren ve öldüren benim, demişti. İbrahim: Allah güneşi doğudan getirmektedir; haydi sen de onu batıdan getir, dedi. Bunun üzerine kafir apışıp kaldı. Allah zalim kimseleri hidayete erdirmez.

12-) Hadîd suresi 26. ayeti:
Arapça:
وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا نُوحًا وَإِبْرَاهِيمَ وَجَعَلْنَا فِي ذُرِّيَّتِهِمَا النُّبُوَّةَ وَالْكِتَابَ فَمِنْهُم مُّهْتَدٍ وَكَثِيرٌ مِّنْهُمْ فَاسِقُونَ
Okunuşu:
Ve lekad erselna nuhan ve ibrahiyme ve ce’alna fiy zurriyyetihimennubuvvete velkitabe feminhum muhtedin ve kesiyrun minhum fasikune.
Anlamı:
Andolsun, biz Nûh’u ve İbrahim’i peygamber olarak gönderdik. Peygamberliği ve kitabı onların soylarına da verdik. Onlardan kimi doğru yola ermiştir, ama içlerinden birçoğu da fasık kimselerdir.

13-) Âl-i İmran suresi 33. ayeti:
Arapça:
إِنَّ اللّهَ اصْطَفَى آدَمَ وَنُوحًا وَآلَ إِبْرَاهِيمَ وَآلَ عِمْرَانَ عَلَى الْعَالَمِينَ
Okunuşu:
İnnellahestafa ademe ve nuhav ve ale ibrahıme ve ale ımrane alel alemın
Anlamı:
Allah, Adem’i, Nuh’u, İbrahim soyunu ve İmran soyunu insanların üzerine seçti.
14-) Âl-i İmran suresi 65. ayeti:
Arapça:
يَا أَهْلَ الْكِتَابِ لِمَ تُحَآجُّونَ فِي إِبْرَاهِيمَ وَمَا أُنزِلَتِ التَّورَاةُ وَالإنجِيلُ إِلاَّ مِن بَعْدِهِ أَفَلاَ تَعْقِلُونَ
Okunuşu:
Ya ehlel kitabi lime tühaccune fı ibrahıme ve ma ünziletit tevratü vel incılü illa mim ba’dih e fela ta’kılun
Anlamı:
Ey kitap ehli! İbrahim hakkında niçin tartışıyorsunuz. Oysa Tevrat da, İncil de ondan sonra indirilmiştir. Siz hiç düşünmüyor musunuz?
15-) Âl-i İmran suresi 67. ayeti:
Arapça:
مَا كَانَ إِبْرَاهِيمُ يَهُودِيًّا وَلاَ نَصْرَانِيًّا وَلَكِن كَانَ حَنِيفًا مُّسْلِمًا وَمَا كَانَ مِنَ الْمُشْرِكِينَ
Okunuşu:
Ma kane ibrahımü yehuddiyyev ve la nasraniyyev ve lakin kane hanıfem müslima ve ma kane minel müşrikın
Anlamı:
İbrahim ne Yahudi idi ne de Hristiyan. Fakat o, hanif (Allah’ı bir tanıyan, hakka yönelen) bir Müslümandı. Allah’a ortak koşanlardan da değildi.
16-) Âl-i İmran suresi 68. ayeti:
Arapça:
إِنَّ أَوْلَى النَّاسِ بِإِبْرَاهِيمَ لَلَّذِينَ اتَّبَعُوهُ وَهَذَا النَّبِيُّ وَالَّذِينَ آمَنُواْ وَاللّهُ وَلِيُّ الْمُؤْمِنِينَ
Okunuşu:
İnne evlen nasi bi ibrahıme lellezınettebeuhü ve hazen nebiyyü vellezıne amenu vallahü veliyyül mü’minın
Anlamı:
Şüphesiz, insanların İbrahim’e en yakın olanı, elbette ona uyanlar, bir de bu peygamber (Muhammed) ve müminlerdir. Allah da müminlerin dostudur.
17-) Âl-i İmran suresi 84. ayeti:
Arapça:
قُلْ آمَنَّا بِاللّهِ وَمَا أُنزِلَ عَلَيْنَا وَمَا أُنزِلَ عَلَى إِبْرَاهِيمَ وَإِسْمَاعِيلَ وَإِسْحَقَ وَيَعْقُوبَ وَالأَسْبَاطِ وَمَا أُوتِيَ مُوسَى وَعِيسَى وَالنَّبِيُّونَ مِن رَّبِّهِمْ لاَ نُفَرِّقُ بَيْنَ أَحَدٍ مِّنْهُمْ وَنَحْنُ لَهُ مُسْلِمُونَ
Okunuşu:
Kul amenna bilbillahi ve ma ünzile aleyna ve ma ünzile ala ibrahıme ve ismaıyle ve ishaka ve ya’kube vel esbatı ve ma utiy musa ve ıysa ven nebiyyune mir rabbihim la nüferriku beyne ehadim minhüm ve nahnü lehu müslimun
Anlamı:
De ki: “Allah’a, bize indirilene (Kuran’a) İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Yakub’a ve Yakub oğullarına indirilene, Musa’ya, İsa’ya ve peygamberlere Rablerinden verilene inandık. Onlardan hiçbirini diğerinden ayırt etmeyiz. Biz ona teslim olanlarız.”
18-) Âl-i İmran suresi 95. ayeti:
Arapça:
قُلْ صَدَقَ اللّهُ فَاتَّبِعُواْ مِلَّةَ إِبْرَاهِيمَ حَنِيفًا وَمَا كَانَ مِنَ الْمُشْرِكِينَ
Okunuşu:
Kul sadekallahü fettebiu millete ibrahıme hanıfa ve ma kane minel müşrikın
Anlamı:
De ki: “Allah doğru söylemiştir. Öyle ise hakka yönelen İbrahim’in dinine uyun. O, Allah’a ortak koşanlardan değildi.”
19-) Âl-i İmran suresi 97. ayeti:
Arapça:
فِيهِ آيَاتٌ بَيِّنَاتٌ مَّقَامُ إِبْرَاهِيمَ وَمَن دَخَلَهُ كَانَ آمِنًا وَلِلّهِ عَلَى النَّاسِ حِجُّ الْبَيْتِ مَنِ اسْتَطَاعَ إِلَيْهِ سَبِيلاً وَمَن كَفَرَ فَإِنَّ الله غَنِيٌّ عَنِ الْعَالَمِينَ
Okunuşu:
Fıhi ayatüm beyyinatüm mekamü ibrahım ve men dehalehu kane amina ve lillahi alen nasi hıccül beyti menistetaa ileyhi sebıla ve men kefera fe innellahe ğaniyyün anil alemın
Anlamı:
Onda apaçık deliller, Makam-ı İbrahim vardır. Oraya kim girerse, güven içinde olur. Yolculuğuna gücü yetenlerin haccetmesi, Allah’ın insanlar üzerinde bir hakkıdır. Kim inkar ederse (bu hakkı tanınmazsa), şüphesiz Allah bütün alemlerden müstağnidir. (Kimseye muhtaç değildir, her şey ona muhtaçtır.)

20-) Mumtehine suresi 4. ayeti:
Arapça:
قَدْ كَانَتْ لَكُمْ أُسْوَةٌ حَسَنَةٌ فِي إِبْرَاهِيمَ وَالَّذِينَ مَعَهُ إِذْ قَالُوا لِقَوْمِهِمْ إِنَّا بُرَاء مِنكُمْ وَمِمَّا تَعْبُدُونَ مِن دُونِ اللَّهِ كَفَرْنَا بِكُمْ وَبَدَا بَيْنَنَا وَبَيْنَكُمُ الْعَدَاوَةُ وَالْبَغْضَاء أَبَدًا حَتَّى تُؤْمِنُوا بِاللَّهِ وَحْدَهُ إِلَّا قَوْلَ إِبْرَاهِيمَ لِأَبِيهِ لَأَسْتَغْفِرَنَّ لَكَ وَمَا أَمْلِكُ لَكَ مِنَ اللَّهِ مِن شَيْءٍ رَّبَّنَا عَلَيْكَ تَوَكَّلْنَا وَإِلَيْكَ أَنَبْنَا وَإِلَيْكَ الْمَصِيرُ
Okunuşu:
Kad kânet lekum usvetun hasenetun fî ibrâhîme vellezîne meah(meahu), iz kâlû li kavmihim innâ bureâu minkum ve mimmâ ta’budûne min dûnillâhi kefernâ bikum, ve bedee beynenâ ve beynekumul adâvetu vel bagdâu ebeden hattâ tû’minû billâhi vahdehû, illâ kavle ibrâhîme li ebîhi le estagfirenne leke ve mâ emliku leke minallâhi min şey’İn, rabbenâ aleyke tevekkelnâ ve ileyke enebnâ ve ileykel masîr(masîru).
Anlamı:
İbrahim’de ve onunla birlikte bulunanlarda sizin için güzel bir örnek vardır. Hani onlar kavimlerine, “Biz sizden ve Allah’ı bırakıp taptıklarınızdan uzağız. Sizi tanımıyoruz. Siz bir tek Allah’a inanıncaya kadar, sizinle bizim aramızda sürekli bir düşmanlık ve nefret belirmiştir” demişlerdi. Yalnız İbrahim’in, babasına, “Senin için mutlaka bağışlama dileyeceğim. Fakat Allah’tan sana gelecek herhangi bir şeyi önlemeye gücüm yetmez” sözü başka. Onlar şöyle dediler: “Ey Rabbimiz! Ancak sana dayandık, içtenlikle yalnız sana yöneldik. Dönüş de ancak sanadır.”

21-) Nisa suresi 54. ayeti:
Arapça:
أَمْ يَحْسُدُونَ النَّاسَ عَلَى مَا آتَاهُمْ اللَّهُ مِنْ فَضْلِهِ فَقَدْ آتَيْنَا آلَ إِبْرَاهِيمَ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ وَآتَيْنَاهُمْ مُلْكًا عَظِيمًا
Okunuşu:
Em yahsüdunen nase ala ma atahümüllahü min fadlih fe kad ateyna ale ibrahımel kitabe vel hıkmete ve ateynahüm mülken azıyma
Anlamı:
Yoksa, insanları; Allah’ın lutfundan kendilerine verdiği şey dolayısıyla kıskanıyorlar mı? Şüphesiz biz, İbrahim ailesine de kitap ve hikmet vermişizdir. Onlara büyük bir hükümranlık da vermiştik.
22-) Nisa suresi 163. ayeti:
Arapça:
إِنَّا أَوْحَيْنَا إِلَيْكَ كَمَا أَوْحَيْنَا إِلَى نُوحٍ وَالنَّبِيِّينَ مِنْ بَعْدِهِ وَأَوْحَيْنَا إِلَى إِبْرَاهِيمَ وَإِسْمَاعِيلَ وَإِسْحَاقَ وَيَعْقُوبَ وَالْأَسْبَاطِ وَعِيسَى وَأَيُّوبَ وَيُونُسَ وَهَارُونَ وَسُلَيْمَانَ وَآتَيْنَا دَاوُودَ زَبُورًا
Okunuşu:
İnna evhayna ileyke kema evhayna ila nuhıv ven nebiyyıne mim ba’dih ve evhayna ila ibrahıme ve ismaıyle ve ishaka ve ya’kube vel esbatı ve ıysa ve eyyube ve yunüse ve harune ve süleyman ve ateyna davude zebura
Anlamı:
Biz Nûh’a ve ondan sonra gelen peygamberlere vahyettiğimiz gibi, sana da vahyettik. İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Yakub’a, torunlarına, İsa’ya, Eyyüb’e, Yunus’a, Harun’a ve Süleyman’a da vahyetmiştik. Davud’a da Zebur vermiştik.

23-) A’la suresi 19. ayeti:
Arapça:
صُحُفِ إِبْرَاهِيمَ وَمُوسَى
Okunuşu:
Suhufi ibrâhîme ve mûsâ.
Anlamı:
(Hz.) İbrahim’in ve (Hz.) Musa’nın sahifelerinde (var).

24-) En’âm suresi 74. ayeti:
Arapça:
وَإِذْ قَالَ إِبْرَاهِيمُ لأَبِيهِ آزَرَ أَتَتَّخِذُ أَصْنَامًا آلِهَةً إِنِّي أَرَاكَ وَقَوْمَكَ فِي ضَلاَلٍ مُّبِينٍ
Okunuşu:
Ve iz kale ibrahımü li ebıhi azera etettehızü asnamen aliheh innı erake ve kavmeke fı dalalim mübın
Anlamı:
İbrahim, babası Azer’e: Birtakım putları tanrılar mı ediniyorsun? Doğrusu ben seni de kavmini de apaçık bir sapıklık içinde görüyorum, demişti.
25-) En’âm suresi 75. ayeti:
Arapça:
وَكَذَلِكَ نُرِي إِبْرَاهِيمَ مَلَكُوتَ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ وَلِيَكُونَ مِنَ الْمُوقِنِينَ
Okunuşu:
Ve kezalike nürı ibrahıme melekutes semavati vel erdı ve li yekune minel mukının
Anlamı:
Böylece biz, kesin iman edenlerden olması için İbrahim’e göklerin ve yerin melekutunu gösteriyorduk.
26-) En’âm suresi 83. ayeti:
Arapça:
وَتِلْكَ حُجَّتُنَا آتَيْنَاهَا إِبْرَاهِيمَ عَلَى قَوْمِهِ نَرْفَعُ دَرَجَاتٍ مَّن نَّشَاء إِنَّ رَبَّكَ حَكِيمٌ عَلِيمٌ
Okunuşu:
Ve tilke huccetüna ateynaha ibrahıme ala kavmih nefeu deracatim men neşa’ inne rabbeke hakımün alım
Anlamı:
İşte bu, kavmine karşı İbrahim’e verdiğimiz delillerimizdir. Biz dilediğimiz kimselerin derecelerini yükseltiriz. Şüphesiz ki senin Rabbin hikmet sahibidir, hakkıyle bilendir.
27-) En’âm suresi 161. ayeti:
Arapça:
قُلْ إِنَّ صَلَاتِى وَنُسُكِى وَمَحْيَاىَ وَمَمَاتِى لِلَّهِ رَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ
Okunuşu:
Kul innenı hedanı rabbı ila sıratım müstekıym dınen kıyemem millete ibrahıme hanıfa ve ma kane minel müşrikın
Anlamı:
De ki: Şüphesiz Rabbim beni doğru yola, dosdoğru dine, Allah’ı birleyen İbrahim’in dinine iletti. O, ortak koşanlardan değildi.

28-) Necm suresi 37. ayeti:
Arapça:
وَإِبْرَاهِيمَ الَّذِي وَفَّى
Okunuşu:
Ve ibrahimellezi veffa
Anlamı:
Ve de çok vefalı İbrahim’in.

29-) Tevbe suresi 70. ayeti:
Arapça:
أَلَمْ يَأْتِهِمْ نَبَأُ الَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ قَوْمِ نُوحٍ وَعَادٍ وَثَمُودَ وَقَوْمِ إِبْرَاهِيمَ وِأَصْحَابِ مَدْيَنَ وَالْمُؤْتَفِكَاتِ أَتَتْهُمْ رُسُلُهُم بِالْبَيِّنَاتِ فَمَا كَانَ اللّهُ لِيَظْلِمَهُمْ وَلَكِن كَانُواْ أَنفُسَهُمْ يَظْلِمُونَ
Okunuşu:
E lem ye’tihim nebüllezıne min kablihim kavmi nuhıv ve adiv ve semude ve kavmi ibrahıme ve ashabi medyene vel mü’tefikat etethüm rusülühüm bil beyyinat fe ma kanellahü li yazlimehüm ve lakin kanu enfüsehüm yazlimun
Anlamı:
Onlara kendilerinden öncekilerin; Nuh, Ad ve Semud kavimlerinin; İbrahim’in kavminin; Medyen halkının ve yerle bir olan şehirlerin haberleri ulaşmadı mı? Peygamberleri onlara apaçık mucizeler getirmişti. (Ama inanmadılar Allah da onları cezalandırdı.) Demek ki Allah onlara zulmediyor değildi, ama onlar kendilerine zulmediyorlardı.
30-) Tevbe suresi 114. ayeti:
Arapça:
وَمَا كَانَ اسْتِغْفَارُ إِبْرَاهِيمَ لِأَبِيهِ إِلاَّ عَن مَّوْعِدَةٍ وَعَدَهَا إِيَّاهُ فَلَمَّا تَبَيَّنَ لَهُ أَنَّهُ عَدُوٌّ لِلّهِ تَبَرَّأَ مِنْهُ إِنَّ إِبْرَاهِيمَ لأوَّاهٌ حَلِيمٌ
Okunuşu:
Ve ma kanestiğfaru ibrahıme li ebıhi illa am mev’ıdetiv veadeha iyyah felemma tebeyyene lehu ennehu adüvvül lilhahi teberrae minh inne ibrahıme le evvahün halım
Anlamı:
İbrahim’in, babası için af dilemesi, sadece ona verdiği bir söz yüzündendi. Onun bir Allah düşmanı olduğu kendisine açıkça belli olunca, ondan uzaklaştı. Şüphesiz İbrahim, çok içli, yumuşak huylu bir kişiydi.

31-) Zâriyât suresi 24. ayeti:
Arapça:
هَلْ أَتَاكَ حَدِيثُ ضَيْفِ إِبْرَاهِيمَ الْمُكْرَمِينَ
Okunuşu:
Hel etake hadisu dayfi ibrahimel mukramin
Anlamı:
(Ey Muhammed!) İbrahim’in ağırlanan misafirlerinin haberi sana geldi mi?

32-) Hud suresi 69. ayeti:
Arapça:
وَﻟَﻘَﺪْ ﺟَٓﺎءَتْ رُﺳُﻠُﻨَٓﺎ اِﺑْﺮٰﻫٖﻴﻢَ ﺑِﺎﻟْﺒُﺸْﺮٰى ﻗَﺎﻟُﻮا ﺳَﻠَﺎﻣًﺎ ﻗَﺎلَ ﺳَﻠَﺎمٌ ﻓَﻤَﺎ ﻟَﺒِﺚَ اَنْ ﺟَٓﺎءَ ﺑِﻌِﺡْﻞٍ ﺣَﻨٖﻴﺬٍ
Okunuşu:
Ve le kad cet rusülüna ibrahıme bil büşra kalu selama kale selamün fe ma lebise en cae bi ıclin hanız
Anlamı:
Andolsun, elçilerimiz (melekler), İbrahim’e müjde getirip “Selam sana!” dediler. O, “Size de selam” dedi ve kızartılmış bir buzağı getirmekte gecikmedi.
33-) Hud suresi 74. ayeti:
Arapça:
ﻓَﻠَﻤَّﺎ ذَﻫَﺐَ ﻋَﻦْ اِﺑْﺮٰﻫٖﻴﻢَ اﻟﺮَّوْعُ وَﺟَٓﺎءَﺗْﻪُ اﻟْﺒُﺸْﺮٰى ﻳُﺡَﺎدِﻟُﻨَﺎ ﻓٖﻰ ﻗَﻮْمِ ﻟُﻮطٍ
Okunuşu:
Femma zehebe an ibrahımer rav’u ve caethül büşra yücadilüna fı kavmi lut
Anlamı:
İbrahim’in korkusu gidip, kendisine müjde gelince Lut kavmi hakkında bizim (elçilerimiz)le tartışmaya başladı.
34-) Hud suresi 75. ayeti:
Arapça:
اِنَّ اِﺑْﺮٰﻫٖﻴﻢَ ﻟَﺤَﻠٖﻴﻢٌ اَوَّاهٌ ﻣُﻨٖﻴﺐٌ
Okunuşu:
İnne ibrahıme le halımün evvahüm münıb
Anlamı:
Çünkü İbrahim çok içli ve Allah’a yönelen bir kimseydi.
35-) Hud suresi 76. ayeti:
Arapça:
ﻳَٓﺎ اِﺑْﺮٰﻫٖﻴﻢُ اَﻋْﺮِضْ ﻋَﻦْ ﻫٰﺬَا اِﻧَّﻪُ ﻗَﺪْ ﺟَٓﺎءَ اَﻣْﺮُ رَﺑِّﻚَ وَاِﻧَّﻬُﻢْ اٰﺗٖﻴﻬِﻢْ ﻋَﺬَابٌ ﻏَﻴْﺮُ ﻣَﺮْدُودٍ
Okunuşu:
Ya ibrahımü a’rıd an haza innehu kad cae emru rabbik ve innehüm atıhüm azabün ğayru merdud
Anlamı:
Elçilerimiz, “Ey İbrahim bundan vazgeç! Çünkü Rabbinin emri kesin olarak gelmiştir. Şüphesiz onlara geri döndürülemeyecek bir azap gelecektir” dediler.

36-) Zuhruf suresi 26. ayeti:
Arapça:
وَإِذْ قَالَ إِبْرَاهِيمُ لِأَبِيهِ وَقَوْمِهِ إِنَّنِي بَرَاء مِّمَّا تَعْبُدُونَ
Okunuşu:
Ve iz kale ibrahımü li ebıhi ve kavmihı innenı beraüm mimma ta’büdun
Anlamı:
Hani İbrahim babasına ve kavmine şöyle demişti: “Şüphesiz ben sizin taptıklarınızdan uzağım.”

37-) Yusuf suresi 6. ayeti:
Arapça:
وَكَذَلِكَ يَجْتَبِيكَ رَبُّكَ وَيُعَلِّمُكَ مِن تَأْوِيلِ الأَحَادِيثِ وَيُتِمُّ نِعْمَتَهُ عَلَيْكَ وَعَلَى آلِ يَعْقُوبَ كَمَا أَتَمَّهَا عَلَى أَبَوَيْكَ مِن قَبْلُ إِبْرَاهِيمَ وَإِسْحَقَ إِنَّ رَبَّكَ عَلِيمٌ حَكِيمٌ
Okunuşu:
Ve kezalike yectebıke rabbüke ve yüallimüke min te’vilil ehadısi ve yütimmü nı’metehu aleyke ve ala ali ya’kube kema etemmeha ala ebeveyke min kablü ibrahıme ishak inne rabbeke alımün hakım
Anlamı:
“İşte Rabbin seni böylece seçecek, sana (rüyada görülen) olayların yorumunu öğretecek ve daha önce ataların İbrahim ve İshak’a nimetlerini tamamladığı gibi sana ve Yakub soyuna da tamamlayacaktır. Şüphesiz Rabbin hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.”
38-) Yusuf suresi 38. ayeti:
Arapça:
وَاتَّبَعْتُ مِلَّةَ آبَآئِي إِبْرَاهِيمَ وَإِسْحَقَ وَيَعْقُوبَ مَا كَانَ لَنَا أَن نُّشْرِكَ بِاللّهِ مِن شَيْءٍ ذَلِكَ مِن فَضْلِ اللّهِ عَلَيْنَا وَعَلَى النَّاسِ وَلَكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لاَ يَشْكُرُونَ
Okunuşu:
Vetteba’tü millete abai ibrahıme ve ishaka ve ya’kub ma kane lena en nüşrike billahi min şey’ zalike min fadlillahi aleyna ve alen nasi ve lakinne ekseran nasi la yeşkürun
Anlamı:
“Atalarım İbrahim, İshak ve Yakub’un dinine uydum. Bizim Allah’a herhangi bir şeyi ortak koşmamız (söz konusu) olamaz. Bu, bize ve insanlara Allah’ın bir lütfudur, fakat insanların çoğu şükür etmezler.”

39-) İbrahim suresi 35. ayeti:
Arapça:
وَإِذْ قَالَ إِبْرَاهِيمُ رَبِّ اجْعَلْ هَذَا الْبَلَدَ آمِنًا وَاجْنُبْنِي وَبَنِيَّ أَنْ نَعْبُدَ الْأَصْنَامَ
Okunuşu:
Ve iz kale ibrahımü rabbic’al hazel belede aminev vecnübnı ve beniyye en na’büdel asnam
Anlamı:
Hani İbrahim demişti ki: “Rabbim! Bu şehri güvenli kıl, beni ve oğullarımı putlara tapmaktan uzak tut.”

40-) Hicr suresi 51. ayeti:
Arapça:
وَنَبِّئْهُمْ عَن ضَيْفِ إِ بْراَهِيمَ
Okunuşu:
Ve nebbi’hüm an dayfi ibrahım
Anlamı:
Onlara İbrahim’in misafirlerinden de haber ver.
41-) Hicr suresi 56. ayeti:
Arapça:
قَالَ وَمَن يَقْنَطُ مِن رَّحْمَةِ رَبِّهِ إِلاَّ الضَّآلُّونَ
Okunuşu:
Kale ve mey yaknetu mir rahmeti rabbihı illed dallun
Anlamı:
Dedi ki: “Rabbinin rahmetinden, sapıklardan başka kim ümit keser?”

42-) Şûrâ suresi 13. ayeti:
Arapça:
شَرَعَ لَكُم مِّنَ الدِّينِ مَا وَصَّى بِهِ نُوحًا وَالَّذِي أَوْحَيْنَا إِلَيْكَ وَمَا وَصَّيْنَا بِهِ إِبْرَاهِيمَ وَمُوسَى وَعِيسَى أَنْ أَقِيمُوا الدِّينَ وَلَا تَتَفَرَّقُوا فِيهِ كَبُرَ عَلَى الْمُشْرِكِينَ مَا تَدْعُوهُمْ إِلَيْهِ اللَّهُ يَجْتَبِي إِلَيْهِ مَن يَشَاء وَيَهْدِي إِلَيْهِ مَن يُنِيبُ
Okunuşu:
Şeraa leküm mined dıni ma vessa bihı nuhav vellezı evhayna ileyke ve ma vessayna bihı ibrahıme ve musa ve ıysa en ekıymüd dıne ve la teteferraku fıh kebüra alel müşrikıne ma ted’uhüm ileyh allahü yectebı ileyhi mey yeşaü ve yehdı ileyhi mey yünıb
Anlamı:
“Dini dosdoğru tutun ve onda ayrılığa düşmeyin!” diye Nuh’a emrettiğini, sana vahyettiğini, İbrahim’e, Musa’ya ve İsa’ya emrettiğini size de din kıldı. Fakat senin kendilerini çağırdığın şey (İslam dini), Allah’a ortak koşanlara ağır geldi. Allah ona dilediğini seçer. İçtenlikle kendine yönelenleri de ona ulaştırır.

43-) Nahl suresi 120. ayeti:
Arapça:
اِنَّ اِبْرٰهٖيمَ كَانَ اُمَّةً قَانِتًا لِلّٰهِ حَنٖيفًا وَلَمْ يَكُ مِنَ الْمُشْرِكٖينَ
Okunuşu:
İnne ibrahıme kane ümmeten kanitel lillahi hanıfa ve lem yekü minel müşrikın
Anlamı:
Şüphesiz İbrahim, Allah’a itaat eden, hakka yönelen bir önder idi. Allah’a ortak koşanlardan değildi.
44-) Nahl suresi 123. ayeti:
Arapça:
ثُمَّ اَوْحَيْنَا اِلَيْكَ اَنِ اتَّبِعْ مِلَّةَ اِبْرٰهٖيمَ حَنٖيفًا وَمَا كَانَ مِنَ الْمُشْرِكٖينَ
Okunuşu:
Sümme evhayna ileyke enittebı’ millete ibrahıme hanıfa ve ma kane minel müşrikın
Anlamı:
Sonra da sana, “Hakka yönelen İbrahim’in dinine uy. O, Allah’a ortak koşanlardan değildi” diye vahyettik.

45-) Sâd suresi 45. ayeti:
Arapça:
وَاذْكُرْ عِبَادَنَا إبْرَاهِيمَ وَإِسْحَقَ وَيَعْقُوبَ أُوْلِي الْأَيْدِي وَالْأَبْصَارِ
Okunuşu:
Vezkür ıbadena ibrahıme ve ishaka ve ya’kube ülil eydı ve ebsar
Anlamı:
(Ey Muhammed!) Güçlü ve basiretli kullarımız İbrahim’i, İshak’ı ve Yakub’u da an.

46-) Meryem suresi 41. ayeti:
Arapça:
وَاذْكُرْ فِي الْكِتَابِ إِبْرَاهِيمَ إِنَّهُ كَانَ صِدِّيقًا نَّبِيًّا
Okunuşu:
Vezkür fil kitabi ibrahım innehu kane sıddıkan nebiyya
Anlamı:
Kitapta İbrahim’i de an. Gerçekten o, son derece dürüst bir kimse, bir peygamber idi.
47-) Meryem suresi 46. ayeti:
Arapça:
قَالَ أَرَاغِبٌ أَنتَ عَنْ آلِهَتِي يَا إِبْراهِيمُ لَئِن لَّمْ تَنتَهِ لَأَرْجُمَنَّكَ وَاهْجُرْنِي مَلِيًّا
Okunuşu:
Kale erağıbün ente an alihetı ya ibrahım leil lem tentehi le ercümenneke vehcürnı meliyya
Anlamı:
Babası, “Ey İbrahim! Sen benim ilahlarımdan yüz mü çeviriyorsun? Eğer vazgeçmezsen, mutlaka seni taşa tutarım. Uzun bir süre benden uzaklaş!” dedi.
48-) Meryem suresi 58. ayeti:
Arapça:
أُوْلَئِكَ الَّذِينَ أَنْعَمَ اللَّهُ عَلَيْهِم مِّنَ النَّبِيِّينَ مِن ذُرِّيَّةِ آدَمَ وَمِمَّنْ حَمَلْنَا مَعَ نُوحٍ وَمِن ذُرِّيَّةِ إِبْرَاهِيمَ وَإِسْرَائِيلَ وَمِمَّنْ هَدَيْنَا وَاجْتَبَيْنَا إِذَا تُتْلَى عَلَيْهِمْ آيَاتُ الرَّحْمَن خَرُّوا سُجَّدًا وَبُكِيًّا
Okunuşu:
Ülaikellezıne en’amellahü aleyhim minen nebiyyıne min zürriyyeti ademe ve mimmen hamelna mea nuhıv ve min zürriyyeti ibrahıme ve israıle ve mimmen hedeyna vectebeyna iza tütla aleyhim ayatür rahmani harru süccedev ve bükiyya
Anlamı:
İşte bunlar, Adem’in ve Nuh ile beraber (gemiye) bindirdiklerimizin soyundan, İbrahim’in, Yakub’un ve doğru yola iletip seçtiklerimizin soyundan kendilerine nimet verdiğimiz nebilerdir. Kendilerine Rahman’ın ayetleri okunduğu zaman ağlayarak secdeye kapanırlardı.

49-) Ahzab suresi 7. ayeti:
Arapça:
وَإِذْ أَخَذْنَا مِنَ النَّبِيِّينَ مِيثَاقَهُمْ وَمِنكَ وَمِن نُّوحٍ وَإِبْرَاهِيمَ وَمُوسَى وَعِيسَى ابْنِ مَرْيَمَ وَأَخَذْنَا مِنْهُم مِّيثَاقًا غَلِيظًا
Okunuşu:
Ve iz ehazna minen nebiyyıne mısakahüm ve minke ve min nuhıv ve ibrahıme ve musa ve ıysebni memeryeme ve ehazna minhüm mısakan ğalıza
Anlamı:
Hani biz peygamberlerden söz almıştık; senden, Nuh’tan, İbrahim’den, Musa’dan ve Meryem oğlu İsa’dan da. (Evet) biz onlardan pek sağlam bir söz aldık.

50-) Enbiya suresi 51. ayeti:
Arapça:
وَلَقَدْ آتَيْنَا إِبْرَاهِيمَ رُشْدَهُ مِن قَبْلُ وَكُنَّا بِه عَالِمِينَ
Okunuşu:
Ve lekad ateyna ibrahıme ruşdehu min kablü ve künna bihı alimın
Anlamı:
Andolsun, daha önce de İbrahim’e doğruyu yanlıştan ayırma yeteneğini verdik. Biz zaten onu biliyorduk.
51-) Enbiya suresi 60. ayeti:
Arapça:
قَالُوا سَمِعْنَا فَتًى يَذْكُرُهُمْ يُقَالُ لَهُ إِبْرَاهِيمُ
Okunuşu:
Kalu semı’na fetey yezküruhüm yükalü lehu ibrahım
Anlamı:
(İçlerinden bazıları), “İbrahim denilen bir gencin onları diline doladığını duyduk” dediler.
52-) Enbiya suresi 62. ayeti:
Arapça:
قَالُوا أَأَنتَ فَعَلْتَ هَذَا بِآلِهَتِنَا يَا إِبْرَاهِيمُ
Okunuşu:
Kalu e ente fealte haza bialihetina ya ibrahım
Anlamı:
(İbrahim gelince) “Sen mi yaptın bunu ilahlarımıza ey İbrahim” dediler.
53-) Enbiya suresi 69. ayeti:
Arapça:
قُلْنَا يَا نَارُ كُونِي بَرْداً وَسَلَاماً عَلَى إِبْرَاهِيمَ
Okunuşu:
Kulna ya naru kunı berdev ve selamen ala ibrahım
Anlamı:
“Ey ateş! İbrahim’e karşı serin ve esenlik ol” dedik.

54-) Şuâra suresi 69. ayeti:
Arapça:
وَاتْلُ عَلَيْهِمْ نَبَأَ إِبْرَاهِيمَ
Okunuşu:
Vetlü aleyhim nebee ibrahım
Anlamı:
Ey Muhammed! Onlara İbrahim’in haberini de oku.

55-) Hac suresi 26. ayeti:
Arapça:
وَإِذْ بَوَّأْنَا لِإِبْرَاهِيمَ مَكَانَ الْبَيْتِ أَن لَّا تُشْرِكْ بِي شَيْئًا وَطَهِّرْ بَيْتِيَ لِلطَّائِفِينَ وَالْقَائِمِينَ وَالرُّكَّعِ السُّجُودِ
Okunuşu:
Ve iz bevve’na li ibrahıme mekanel beyti el la tüşrk bı şey’ev ve tahhir beytiye littaifıne vel kaimıne ver rukkeıs sücud
Anlamı:
Hani biz İbrahim’e, Kâbe’nin yerini, “Bana hiçbir şeyi ortak koşma; evimi, tavaf edenler, namaz kılanlar, rükû ve secde edenler için temizle” diye belirlemiştik.
56-) Hac suresi 43. ayeti:
Arapça:
وَقَوْمُ إِبْرَاهِيمَ وَقَوْمُ لُوطٍ
Okunuşu:
Ve kavmü ibrahıme ve kavmü lut
Anlamı:
İbrahim ve Lut halkları da yalanlamışlardı.
57-) Hac suresi 78. ayeti:
Arapça:
وَجَاهِدُوا فِي اللَّهِ حَقَّ جِهَادِهِ هُوَ اجْتَبَاكُمْ وَمَا جَعَلَ عَلَيْكُمْ فِي الدِّينِ مِنْ حَرَجٍ مِّلَّةَ أَبِيكُمْ إِبْرَاهِيمَ هُوَ سَمَّاكُمُ الْمُسْلِمينَ مِن قَبْلُ وَفِي هَذَا لِيَكُونَ الرَّسُولُ شَهِيدًا عَلَيْكُمْ وَتَكُونُوا شُهَدَاء عَلَى النَّاسِ فَأَقِيمُوا الصَّلَاةَ وَآتُوا الزَّكَاةَ وَاعْتَصِمُوا بِاللَّهِ هُوَ مَوْلَاكُمْ فَنِعْمَ الْمَوْلَى وَنِعْمَ النَّصِيرُ
Okunuşu:
Ve cahidu fillahi hakka cihadil hüvectebüküm ve ma ceale aleyküm fid dıni min harac millete ebıküm ibrahım hüve semmakümül müslimıne min kablü ve fı haza lı yekuner rasulü şehıden aleyküm ve ketunu şühedae alen nas fe ekıymüs salate ve atüz zekate va’tesımu billah hüve mevlaküm fe nı’mel mevla ve nı’men nesıyr
Anlamı:
Allah uğrunda hakkıyla cihat edin. O sizi seçti ve dinde üzerinize hiçbir güçlük yüklemedi. Babanız İbrahim’in dinine uyun. Allah sizi hem daha önce hem de bu Kur’an’da Müslüman diye isimlendirdi ki, Peygamber size şahit (ve örnek) olsun, siz de insanlara şahit (ve örnek) olasınız. Artık namazı dosdoğru kılın, zekatı verin ve Allah’a sarılın. O sizin sahibinizdir. O ne güzel sahip, ne güzel yardımcıdır!

58-) Ankebût suresi 16. ayeti:
Arapça:
وَإِبْرَاهِيمَ إِذْ قَالَ لِقَوْمِهِ اعْبُدُوا اللَّهَ وَاتَّقُوهُ ذَلِكُمْ خَيْرٌ لَّكُمْ إِن كُنتُمْ تَعْلَمُونَ
Okunuşu:
Ve ibrahıme iz kale li kavmihı’büdüllahe vettekuh zaliküm hayrul leküm in küntüm ta’lemun
Anlamı:
İbrahim’i de gönderdik. O kavmine şöyle demişti: Allah’a kulluk edin. O’na karşı gelmekten sakının. Eğer bilmiş olsanız bu sizin için daha hayırlıdır.
59-) Ankebût suresi 31. ayeti:
Arapça:
وَلَمَّا جَاءتْ رُسُلُنَا إِبْرَاهِيمَ بِالْبُشْرَى قَالُوا إِنَّا مُهْلِكُو أَهْلِ هَذِهِ الْقَرْيَةِ إِنَّ أَهْلَهَا كَانُوا ظَالِمِينَ
Okunuşu:
Ve lemma caet rusülüna ibrahıme bil büşra kalu inna mühliku elhi hazihil karyeh inne ehleha kanu zalimın
Anlamı:
Elçilerimiz İbrahim’e (iki oğul ihsan edeceğimize dair) müjdeyi getirdiklerinde şöyle dediler: Biz bu memleket halkını helak edeceğiz. Çünkü oranın halkı zalim kimselerdir.

60-) Saffât suresi 83. ayeti:
Arapça:
وَإِنَّ مِن شِيعَتِهِ لَإِبْرَاهِيمَ
Okunuşu:
Ve inne min şıatihı le ibrahım
Anlamı:
Şüphesiz İbrahim de onun taraftarlarından idi.
61-) Saffât suresi 104. ayeti:
Arapça:
وَنَادَيْنَاهُ أَنْ يَا إِبْرَاهِيمُ
Okunuşu:
Ve nadeynahü ey ya ibrahım
Anlamı:
“Ey İbrahim!” diye ona seslendik.
62-) Saffât suresi 109. ayeti:
Arapça:
سَلَامٌ عَلَى إِبْرَاهِيمَ
Okunuşu:
Selamün ala ibrahım
Anlamı:
İbrahim’e selam olsun.

Hz. İbrahim Aleyhisselam ile ilgili hadisler:
1-) Hz. Enes radıyallâhu anh anlatıyor: “Rasûlullah aleyhissalatü vesselam bir adam gelip: “Ey Hayru’l-Beriyye (yaratılmışların en hayırlısı)” diye hitap etmişti. Aleyhissalatü vesselam hemen müdahale etti: “Bu söylediğin İbrahim aleyhisselam(ın vasfı)dır.” [Müslim, Fedail 150, (2369); Tirmizi, Tefsir, Lem Yekûn suresi, (2349); Ebu Davud, Sünnet 14, (4672).]
2-) Ben babam (dedem) İbrâhim’in duası, kardeşim İsa’nın müjdesi ve annemin rüyasıyım. (Hadîs-i şerîf-Müsned-i Ahmed)

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir