Hile

Posted by

Hile:
1-) Bir kimseyi aldatmak, yanıltmak için yapılan oyun.
2-) Çıkar sağlamak için, değerli bir şeye değersiz bir şey katma.
3-) Sahtekarlık, yalancılık, düzenbazlık.

Hile ilgili ayetler:
1-) Al-i İmran Suresi 120. ayet:
Arapça:
إِن تَمْسَسْكُمْ حَسَنَةٌ تَسُؤْهُمْ وَإِن تُصِبْكُمْ سَيِّئَةٌ يَفْرَحُواْ بِهَا وَإِن تَصْبِرُواْ وَتَتَّقُواْ لاَ يَضُرُّكُمْ كَيْدُهُمْ شَيْئًا إِنَّ اللّهَ بِمَا يَعْمَلُونَ مُحِيطٌ
Okunuşu:
İn temsesküm hasenetün tesü’hüm ve in tüsıbküm seyyietüy yefrahu biha ve in tasbiru ve tetteku la yedurruküm keydühüm şey’a innellahe bi ma ya’melune mühıyt
Anlamı:
Size bir iyilik dokunursa, bu onları üzer. Başınıza bir kötülük gelse, ona sevinirler. Eğer siz sabırlı olur, Allah’a karşı gelmekten sakınırsanız onların hileleri size hiçbir zarar vermez. Çünkü Allah onların işlediklerini kuşatmıştır.

2-) Nisa Suresi 76. ayet:
Arapça:
الَّذِينَ آمَنُوا يُقَاتِلُونَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ وَالَّذِينَ كَفَرُوا يُقَاتِلُونَ فِي سَبِيلِ الطَّاغُوتِ فَقَاتِلُوا أَوْلِيَاءَ الشَّيْطَانِ إِنَّ كَيْدَ الشَّيْطَانِ كَانَ ضَعِيفًا
Okunuşu:
Ellezıne amenu yükatilune fı sebılillah vellezıne keferu yükatilune fı sebılit tağuti fe katilu evliyaeş şeytan inne keydeş şeytani kane daıyfa
Anlamı:
İman edenler, Allah yolunda savaşırlar. İnkar edenler de tâğût yolunda savaşırlar. O halde siz şeytanın dostlarına karşı savaşın. Şüphesiz şeytanın hilesi zayıftır.

3-) En’am Suresi 123. ayet:
Arapça:
وَكَذَلِكَ جَعَلْنَا فِي كُلِّ قَرْيَةٍ أَكَابِرَ مُجَرِمِيهَا لِيَمْكُرُواْ فِيهَا وَمَا يَمْكُرُونَ إِلاَّ بِأَنفُسِهِمْ وَمَا يَشْعُرُونَ
Okunuşu:
Ve kezalike cealna fı külli karyetin ekabira mücrimıha li yemküru fıha ve ma yemkürune illa bi enfüsihim ve ma yeş’urun
Anlamı:
Böylece biz, her kasabada, oralarda bozgunculuk yapmaları için, günahkârlarını liderler yaptık. Onlar yalnız kendilerini aldatırlar, ama farkında olmazlar.
4-) En’am Suresi 124. ayet:
Arapça:
وَإِذَا جَاءتْهُمْ آيَةٌ قَالُواْ لَن نُّؤْمِنَ حَتَّى نُؤْتَى مِثْلَ مَا أُوتِيَ رُسُلُ اللّهِ اللّهُ أَعْلَمُ حَيْثُ يَجْعَلُ رِسَالَتَهُ سَيُصِيبُ الَّذِينَ أَجْرَمُواْ صَغَارٌ عِندَ اللّهِ وَعَذَابٌ شَدِيدٌ بِمَا كَانُواْ يَمْكُرُونَ
Okunuşu:
Ve iza caethüm ayetün kalu len nü’mine hatta nü’ta misle ma utiye rusülüllah Allahü a’lemü haysü yec’alü risaleteh seyüsıybüllezıne ecramu sağarun ındellahi ve azabün şedıdüm bima kanu yemkürun
Anlamı:
Onlara bir ayet geldiğinde, Allah’ın elçilerine verilenin benzeri bize de verilmedikçe kesinlikle inanmayız, dediler. Allah, peygamberliğini kime vereceğini daha iyi bilir. Suç işleyenlere, yapmakta oldukları hilelere karşılık Allah tarafından aşağılık ve çetin bir azap erişecektir.

5-) Enfal Suresi 18. ayet:
Arapça:
ذَلِكُمْ وَأَنَّ اللّهَ مُوهِنُ كَيْدِ الْكَافِرِينَ
Okunuşu:
Zaliküm ve ennellahe muhinü keydil kafirın
Anlamı:
Bu böyledir. Şüphesiz Allah, kafirlerin tuzağını bozar.

6-) Yunus Suresi 21. ayet:
Arapça:
وَاِذَٓا اَذَﻗْﻨَﺎ اﻟﻨَّﺎسَ رَﺣْﻤَﺔً ﻣِﻦْ ﺑَﻌْﺪِ ﺿَﺮَّٓاءَ ﻣَﺴَّﺘْﻬُﻢْ اِذَا ﻟَﻬُﻢْ ﻣَﻜْﺮٌ ﻓٖٓﻰ اٰﻳَﺎﺗِﻨَﺎ ﻗُﻞِ اﻟﻠّٰﻪُ اَﺳْﺮَعُ ﻣَﻜْﺮًا اِنَّ رُﺳُﻠَﻨَﺎ ﻳَﻜْﺘُﺒُﻮنَ ﻣَﺎﺗَﻤْﻜُﺮُونَ
Okunuşu:
Ve iza ezaknen nase rahmetem mim ba’di darrae messethüm iza lehüm merun fı ayatina kulillahü esrau mekra inne rusülena yektübune ma temkürun
Anlamı:
Kendilerine dokunan bir sıkıntıdan sonra, insanlara bir rahmet (ferahlık ve mutluluk) tattırdığımız zaman, bir de bakarsın ki ayetlerimiz hakkında onların bir tuzakları (birtakım tertipleri ve asılsız iddiaları) vardır. De ki: “Allah daha çabuk tuzak kurar.” Şüphesiz elçilerimiz (melekler) kurmakta olduğunuz tuzakları yazıyorlar.

7-) Yusuf Suresi 34. ayet:
Arapça:
فَاسْتَجَابَ لَهُ رَبُّهُ فَصَرَفَ عَنْهُ كَيْدَهُنَّ إِنَّهُ هُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ
Okunuşu:
Festecabe lehu rabbühu fe sarafe anhü keydehünn innehu hüves semıul alım
Anlamı:

😎 Yusuf Suresi 50. ayet:
Arapça:
وَقَالَ الْمَلِكُ ائْتُونِي بِهِ فَلَمَّا جَاءهُ الرَّسُولُ قَالَ ارْجِعْ إِلَى رَبِّكَ فَاسْأَلْهُ مَا بَالُ النِّسْوَةِ اللاَّتِي قَطَّعْنَ أَيْدِيَهُنَّ إِنَّ رَبِّي بِكَيْدِهِنَّ عَلِيمٌ
Okunuşu:
Ve kalel melikü’tunı bih fe lemma caehür rasulü kalercı’ila rabbike fes’elhü ma balün nisvetillatı katta’ne eydiyehünn inne rabbı bi keydihinne alım
Anlamı:
Hükümdar: “Onu bana getirin.” dedi. Hükümdarın elçisi ona gelince, efendine dön ve ona, ellerini kesen kadınların durumunu sor. Kuşkusuz Rabb’im onların hilesini bilendir.
9-) Yusuf Suresi 52. ayet:
Arapça:
ذَلِكَ لِيَعْلَمَ أَنِّي لَمْ أَخُنْهُ بِالْغَيْبِ وَأَنَّ اللّهَ لاَ يَهْدِي كَيْدَ الْخَائِنِينَ
Okunuşu:
Zalike li ya’leme ennı lem ehunhü bil ğaybi ve ennellahe la yehdı keydel hainın
Anlamı:
Bu, gıyabında ona ihanet etmediğimi ve Allah’ın hainlerin planlarını başarılı kılmadığını bilmesi içindir.
10-) Yusuf Suresi 102. ayet:
Arapça:
ذَلِكَ مِنْ أَنبَاء الْغَيْبِ نُوحِيهِ إِلَيْكَ وَمَا كُنتَ لَدَيْهِمْ إِذْ أَجْمَعُواْ أَمْرَهُمْ وَهُمْ يَمْكُرُونَ
Okunuşu:
Zalike min embail ğaybi nuhıyhi ileyk ve ma künte ledeyhim iz ecmeu emrahüm ve hüm yemkürun
Anlamı:
İşte bu sana vahiyle bir bildirdiğimiz; gayb haberlerdendir. Yusuf’un kardeşleri bir araya gelip, tuzak kurmak için plan yaparlarken sen yanlarında değildin.

11-) Ra’d Suresi 33. ayet:
Arapça:
اَﻓَﻤَﻦْ ﻫُﻮَ ﻗَٓﺎﺋِﻢٌ ﻋَﻠٰﻰ ﻛُﻞِّ ﻧَﻔْﺲٍ ﺑِﻤَﺎ ﻛَﺴَﺒَﺖْ وَﺟَﻌَﻠُﻮا ﻟِﻠّٰﻪِ ﺷُﺮَﻛَٓﺎءَ ﻗُﻞْ ﺳَﻤُّﻮﻫُﻢْ اَمْ ﺗُﻨَﺒِّﻮُٔﻧَﻪُ ﺑِﻤَﺎ ﻟَﺎ ﻳَﻌْﻠَﻢُ ﻓِﻰ اﻟْﺎَرْضِ اَمْ ﺑِﻈَﺎﻫِﺮٍ ﻣِﻦَ اﻟْﻘَﻮْلِ ﺑَﻞْ زُﻳِّﻦَ ﻟِﻠَّﺬٖﻳﻦَ ﻛَﻔَﺮُوا ﻣَﻜْﺮُﻫُﻢْ وَﺻُﺪُّوا ﻋَﻦِ اﻟﺴَّﺒٖﻴﻞِ وَﻣَﻦْ ﻳُﻀْﻠِﻞِ اﻟﻠّٰﻪُ ﻓَﻤَﺎ ﻟَﻪُ ﻣِﻦْ ﻫَﺎدٍ
Okunuşu:
E fe men hüve kaimün ala külli nefsim bima kesebet ve cealu lillahi şüraka’ kul semmuhüm em tünebbiunehu bima la ya’lemü fil erdı em bi zahirim minel kavl bel züyyine lillezıne keferu mekruhüm ve suddu anis sebıl ve mey yudlilillahü fe ma lehu min had
Anlamı:
Herkesin kazandığını görüp gözeten Allah inkar edilir mi? Halbuki onlar, Allah’a ortaklar koştular. De ki: “Onların isimlerini açıklayın. Yoksa siz (bununla) O’na yeryüzünde bilmediği bir şeyi mi haber vermiş olacaksınız, yoksa boş söz mü etmiş olacaksınız?” Hayır inkar edenlere hileleri güzel gösterildi ve onlar doğru yoldan saptırıldılar. Allah kimi saptırırsa artık onu doğru yola iletecek yoktur.
12-) Ra’d Suresi 42. ayet:
Arapça:
وَﻗَﺪْ ﻣَﻜَﺮَ اﻟَّﺬٖﻳﻦَ ﻣِﻦْ ﻗَﺒْﻠِﻬِﻢْ ﻓَﻠِﻠّٰﻪِ اﻟْﻤَﻜْﺮُ ﺟَﻤٖﻴﻌًﺎ ﻳَﻌْﻠَﻢُ ﻣَﺎﺗَﻜْﺴِﺐُ ﻛُﻞُّ ﻧَﻔْﺲٍ وَﺳَﻴَﻌْﻠَﻢُ اﻟْﻜُﻔَّﺎرُ ﻟِﻤَﻦْ ﻋُﻘْﺒَﻰ اﻟﺪَّارِ
Okunuşu:
Ve kad mekerallezıne min kablihim fe lillahil mekru cemıa ya’lemü ma teksibü küllü nefs ve seya’lemül küffaru li men ukbed dar
Anlamı:
Onlardan öncekiler de tuzak kurmuşlardı. Bütün tuzaklar Allah’a aittir. O, her nefsin kazandığını bilir. İnkar edenler de dünya yurdunun sonunun kime ait olduğunu bileceklerdir.

13-) İbrahim Suresi 46. ayet:
Arapça:
وَقَدْ مَكَرُوا مَكْرَهُمْ وَعِنْدَ اللَّهِ مَكْرُهُمْ وَإِنْ كَانَ مَكْرُهُمْ لِتَزُولَ مِنْهُ الْجِبَالُ
Okunuşu:
Ve kad mekeru mekrahüm ve ındellahi mekruhüm ve in kane mekruhüm li tezule minhül cibal
Anlamı:
Onlar gerçekten tuzaklarını kurmuşlardı. Tuzakları yüzünden dağlar yerinden oynayacak olsa bile, tuzakları Allah katındadır (Allah onu bilir).

14-) Nahl Suresi 26. ayet:
Arapça:
قَدْ مَكَرَ الَّذٖينَ مِنْ قَبْلِهِمْ فَاَتَى اللّٰهُ بُنْيَانَهُمْ مِنَ الْقَوَاعِدِ فَخَرَّ عَلَيْهِمُ السَّقْفُ مِنْ فَوْقِهِمْ وَاَتٰيهُمُ الْعَذَابُ مِنْ حَيْثُ لَا يَشْعُرُونَ
Okunuşu:
Kad mekarallezıne min kablihim fe etellahü bünyanehüm minel kavaıdi fe harra aleyhimüs sakfü min fevkıhim ve etahümül azabü min haysü la yeş’urun
Anlamı:
Onlardan öncekiler de tuzak kurmuşlardı. Allah’ın azabı binalarını, temelinden gelip yıktı da tavanları başlarına çöküverdi ve azap kendilerine fark edemedikleri yerden geldi.
15-) Nahl Suresi 127. ayet:
Arapça:
وَاصْبِرْ وَمَا صَبْرُكَ اِلَّا بِاللّٰهِ وَلَا تَحْزَنْ عَلَيْهِمْ وَلَا تَكُ فٖى ضَيْقٍ مِمَّا يَمْكُرُونَ
Okunuşu:
Vasbir ve ma sabruke illa billahi ve la tahzen aleyhim ve la tekü fı daykım mimma yemkürum
Anlamı:
Sabret! Senin sabrın ancak Allah’ın yardımı iledir. Onlardan yana üzülme. Tuzak kurmalarından dolayı da sıkıntıya düşme.

16-) Taha Suresi 60. ayet:
Arapça:
فَتَوَلَّى فِرْعَوْنُ فَجَمَعَ كَيْدَهُ ثُمَّ أَتَى
Okunuşu:
Fe tevella fir’avnü fe cemea keydehu sümme eta
Anlamı:
Bunun üzerine Firavun ayrılıp, hilesini kuracak sihirbazlarını topladı, sonra geldi.
17-) Taha Suresi 69. ayet:
Arapça:
وَأَلْقِ مَا فِي يَمِينِكَ تَلْقَفْ مَا صَنَعُوا إِنَّمَا صَنَعُوا كَيْدُ سَاحِرٍ وَلَا يُفْلِحُ السَّاحِرُ حَيْثُ أَتَى
Okunuşu:
Ve elkı ma fı yemınike telkaf ma saneu innema saneu keydü sahır ve la yüflihus sahırü haysü eta
Anlamı:
“Sağ elindekini (değneğini) at ki, onların yaptıklarını yutsun. Şüphesiz yaptıkları bir sihirbaz hilesidir. Sihirbaz ise nereye varsa kurtuluşa eremez.”

18-) Neml Suresi 50. ayet:
Arapça:
وَمَكَرُوا مَكْرًا وَمَكَرْنَا مَكْرًا وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ
Okunuşu:
Ve mekeru mekrav ve mekerna mekrav ve hüm la yeş’urun
Anlamı:
Onlar bir tuzak kurdular. Farkında değillerken Allah da bir tuzak kurdu.
19-) Neml Suresi 51. ayet:
Arapça:
فَانظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ مَكْرِهِمْ أَنَّا دَمَّرْنَاهُمْ وَقَوْمَهُمْ أَجْمَعِينَ
Okunuşu:
Fenzur keyfe kane akıbetü mekrihim enna demmernahüm ve kavmehüm ecmeıyn
Anlamı:
Bak onların tuzaklarının sonucu nasıl oldu: Biz onları ve kavimlerini topyekun helak ettik.

20-) Sebe Suresi 33. ayet:
Arapça:
وَقَالَ الَّذِينَ اسْتُضْعِفُوا لِلَّذِينَ اسْتَكْبَرُوا بَلْ مَكْرُ اللَّيْلِ وَالنَّهَارِ إِذْ تَأْمُرُونَنَا أَن نَّكْفُرَ بِاللَّهِ وَنَجْعَلَ لَهُ أَندَادًا وَأَسَرُّوا النَّدَامَةَ لَمَّا رَأَوُا الْعَذَابَ وَجَعَلْنَا الْأَغْلَالَ فِي أَعْنَاقِ الَّذِينَ كَفَرُوا هَلْ يُجْزَوْنَ إِلَّا مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ
Okunuşu:
Ve kalellesınestud’ıfu lillesınestekberu bel mekrul leyli ven nehari iz te’mürunena en nekfüra billahi ve nec’ale lehu endada ve eserrun nedamete lemma raevül azab ve cealnel ağlale fı a’nakıllezıne keferu hel yüczevne illa ma kanu ya’melun
Anlamı:
Zayıf ve güçsüz görülenler, büyüklük taslayanlara, “Hayır, bizi hidayetten saptıran gece ve gündüz kurduğunuz tuzaklardır. Çünkü siz bize Allah’ı inkar etmemizi ve O’na eşler koşmamızı emrediyordunuz” derler. Azabı görünce de içten içe pişmanlık duyarlar. Biz de inkar edenlerin boyunlarına demir halkalar geçiririz. Onlar ancak yapmakta olduklarının cezasını göreceklerdir.

21-) Fatır Suresi 43. ayet:
Arapça:
اسْتِكْبَارًا فِي الْأَرْضِ وَمَكْرَ السَّيِّئِ وَلَا يَحِيقُ الْمَكْرُ السَّيِّئُ إِلَّا بِأَهْلِهِ فَهَلْ يَنظُرُونَ إِلَّا سُنَّتَ الْأَوَّلِينَ فَلَن تَجِدَ لِسُنَّتِ اللَّهِ تَبْدِيلًا وَلَن تَجِدَ لِسُنَّتِ اللَّهِ تَحْوِيلًا
Okunuşu:
İstikbaran fil erdı ve mekras seyyi’ ve la yehıykul mekrus seyyiü illa bi ehlih fe hel yenzurune illa sünnetel evvelın fe len tecide li sünnetillahi tebdıla ve len tecide li sünnetillahi tahvıla
Anlamı:
Yeryüzünde büyüklük taslamak ve kötü tuzak kurmak için (böyle davranıyorlardı). Oysa kötü tuzak, ancak sahibini kuşatır. Onlar ancak öncekilere uygulanan kanunu bekliyorlar. Sen Allah’ın kanununda hiçbir değişiklik bulamazsın. Sen Allah’ın kanununda hiçbir sapma bulamazsın.

22-) Mü’min Suresi 25. ayet:
Arapça:
فَلَمَّا جَاءهُم بِالْحَقِّ مِنْ عِندِنَا قَالُوا اقْتُلُوا أَبْنَاء الَّذِينَ آمَنُوا مَعَهُ وَاسْتَحْيُوا نِسَاءهُمْ وَمَا كَيْدُ الْكَافِرِينَ إِلَّا فِي ضَلَالٍ
Okunuşu:
Fe lemma caehüm bil hakkı min ındina kaluktülu ebnaellezıne amenu meahu vestahyu nisaehüm ve ma keydül kafirıne illa fı dalal
Anlamı:
Bunun üzerine Musa, kendilerine tarafımızdan hakkı getirince de: “Onunla beraber iman etmiş olanların oğullarını öldürün, kadınlarını diri tutun.” dediler. Fakat o kafirlerin tuzağı da hep boşa çıkmaktadır.
23-) Mü’min Suresi 37. ayet:
Arapça:
أَسْبَابَ السَّمَاوَاتِ فَأَطَّلِعَ إِلَى إِلَهِ مُوسَى وَإِنِّي لَأَظُنُّهُ كَاذِبًا وَكَذَلِكَ زُيِّنَ لِفِرْعَوْنَ سُوءُ عَمَلِهِ وَصُدَّ عَنِ السَّبِيلِ وَمَا كَيْدُ فِرْعَوْنَ إِلَّا فِي تَبَابٍ
Okunuşu:
Esbabes semavati fe attalia ila ilahi müsa ve innı le ezunnühu kaziba ve kezalike züyyine li fir’avne suü amelihı ve sudde anis sebıl ve ma keydü fir’avne illa fı tebab
Anlamı:
Göklerin yollarına ulaşabilirim de, Musa’nın ilahının ne olduğunu anlarım. Ben onu mutlaka yalancı sanıyorum.” İşte böylece Firavuna kötü ameli süslü gösterildi de yoldan çıkarıldı. Çünkü Firavun düzeni hep boşa çıkar.
24-) Mü’min Suresi 45. ayet:
Arapça:
فَوَقَاهُ اللَّهُ سَيِّئَاتِ مَا مَكَرُوا وَحَاقَ بِآلِ فِرْعَوْنَ سُوءُ الْعَذَابِ
Okunuşu:
Fe vekahüllahü seyyiati ma mekeru ve haka bi ali fir’avne suül azab
Anlamı:
”Siz benim söylediklerimi sonra anlayacaksınız. Ben işimi Allah’a havale ediyorum. Şüphesiz Allah, kullarını görür, gözetir.”

25-) Tur Suresi 42. ayet:
Arapça:
أَمْ يُرِيدُونَ كَيْدًا فَالَّذِينَ كَفَرُوا هُمُ الْمَكِيدُونَ
Okunuşu:
Em yuridune keyda fellezine keferu humul mekidun
Anlamı:
Yoksa, bir tuzak mı kurmak istiyorlar? Asıl, inkar edenler tuzağa düşecek olanlardır.
26-) Tur Suresi 46. ayet:
Arapça:
يَوْمَ لَا يُغْنِي عَنْهُمْ كَيْدُهُمْ شَيْئًا وَلَا هُمْ يُنصَرُونَ
Okunuşu:
Yevme la yuğni anhum keyduhum şey’ev ve la hum yunsarun
Anlamı:
O gün tuzakları kendilerine hiçbir fayda vermeyecektir ve kendilerine yardım da edilmeyecektir.

27-) Nuh Suresi 22. ayet:
Arapça:
وَمَكَرُوا مَكْرًا كُبَّارًا
Okunuşu:
Ve mekeru mekren kubbaren.
Anlamı:
“Bunlar da, çok büyük bir tuzak kurdular.”

28-) Mürselat Suresi 39. ayet:
Arapça:
فَإِن كَانَ لَكُمْ كَيْدٌ فَكِيدُونِ
Okunuşu:
Fein kane lekum keydun fekiyduni.
Anlamı:
Eğer bir tuzağınız varsa haydi bana tuzak kurun!

29-) Tarık Suresi 15. ayet:
Arapça:
اِنَّهُمْ يَك۪يدُونَ كَيْداًۙ
Okunuşu:
İnnehüm yekiydune keyden.
Anlamı:
Şüphesiz onlar bir tuzak kurarlar,

Hile ile ilgili hadisler:
1-) Ebu Bekr es-Sıddîk (radıyallâhu anh)’dan rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmaktadır:
“Mümin bir kimseye zarar veren veya hile yapan kimse, Allah’ın rahmetinden kovulmuştur/lanetlenmiştir. ” (Tirmizî, Birr 27 (1941). Ayrıca b.k.z: Ebu Nuaym, Hilye, 3/49)
2-) Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Bize silah çeken bizden değildir. Bize hile yapıp aldatan da bizden değildir”

Hile ile ilgili kelimeler:
Hîle-i Şer’iyye: Şer’î (dini) çare. Müslümanların, İslamiyet’e uymaları ve haram işlememeleri için ihtiyatlı yol aramaları. Herhangi bir hususta İslamiyete uymaya mani bir durum bulununca o şeyi yapabilmek için kolay olan bir çare aramak veya bu sûretle bulunan çıkış yolu.
Hîle-i Bâtıla: Haramı helal ve helali haram yapmak veya farzı kendisine uygun gelecek şekilde yapmak yahut birinin hakkına mani olmak veya haksız mal ele geçirmek için yapılan hile.
Hile hurda bilmez: Kimseyi aldatmaz, doğru.
Hîle-i şer’iyye: Şer’i çare, bulunan şer’i kolay ilk.
Hîle yapmak: Aldatmak, kandırmak maksadıyla karşısındakine oyun etmek.
Hîlesi hurdası yok: İçine hile, yalan karışmamış, hakiki.
Hîle-füruş: Hileci, hile yapan.
Hîlebaz: Hile yapan, hileci, hilekar.
Hîleci: Hile yapan (kimse), hilekar.
Hilekâr: Hile yapan (kimse), hileci, hilebaz.
Hîlekârane: Hilekarcasına, hile yapanlar gibi.
Hîlekârlık: Hilekar olma durumu, düzenbazlık, sahtekarlık.
Hîleli: İçine hile karışan, hile ile yapılmış olan.
Hîleli iflâs: ticâret; İflastan önce veya sonra alacaklıları zarara sokmak amacıyla hileli muamelelere dayanılarak gerçekleştirilen iflas.
Hîlesiz: İçine hile karıştırılmamış, saf, halis.
Hileperdaz: Hile yapan, hileci.
Hilesaz: Oyuncu, düzenbaz, hileci.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir