Hayat

Posted by

Hayât:
1-) Doğumdan ölüme değin geçen süre.
2-) Dirilik, canlılık.
3-) Geçim şartları, geçim.
4-) Hareketli ve zevkli yaşayış, canlılık ve hareketlilik.

Hayat ile ilgili ayetler:
1-) Bakara suresi 96. ayet:
Arapça:
وَلَتَجِدَنَّهُمْ أَحْرَصَ ٱلنَّاسِ عَلَىٰ حَيَوٰةٍ وَمِنَ ٱلَّذِينَ أَشْرَكُوا۟ ۚ يَوَدُّ أَحَدُهُمْ لَوْ يُعَمَّرُ أَلْفَ سَنَةٍ وَمَا هُوَ بِمُزَحْزِحِهِۦ مِنَ ٱلْعَذَابِ أَن يُعَمَّرَ ۗ وَٱللَّهُ بَصِيرٌۢ بِمَا يَعْمَلُونَ
Okunuşu:
Ve le tecidennehum ahrasan nasi ala hayah ve minellezîne eşraku yeveddu ehaduhum lev yuammeru elfe seneh ve ma huve bi muzahzihîhî minel azabi ey yuammer vallahu besîyrum bima ya’melun
Anlamı:
Yemin olsun ki, sen onları yaşamaya karşı insanların en düşkünü olarak bulursun. Putperestlerden her biri de arzular ki, bin sene yaşasın. Oysa yaşatılması hiç kimseyi azaptan uzaklaştırmaz. Allah onların yapmakta olduklarını eksiksiz görür.
2-) Bakara suresi 179. ayet:
Arapça:
وَلَكُمْ فِى ٱلْقِصَاصِ حَيَوٰةٌ يَٰٓأُو۟لِى ٱلْأَلْبَٰبِ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ
Okunuşu:
Ve lekum fil kîsasî hayatuy ya ulil elbabi leallekum tettekun
Anlamı:
Ey akıl sahipleri! Kısasta sizin için hayat vardır. Umulur ki suç işlemekten sakınırsınız.
3-) Bakara suresi 204. ayet:
Arapça:
وَمِنَ ٱلنَّاسِ مَن يُعْجِبُكَ قَوْلُهُۥ فِى ٱلْحَيَوٰةِ ٱلدُّنْيَا وَيُشْهِدُ ٱللَّهَ عَلَىٰ مَا فِى قَلْبِهِۦ وَهُوَ أَلَدُّ ٱلْخِصَامِ
Okunuşu:
Ve minen nasi me yu’cibuke kavluhu fil hayatid dunya ve yuşhidullahe ala ma fî kalbih ve huve eleddul hîsam
Anlamı:
İnsanlardan öyleleri vardır ki, dünya hayatı hakkında söyledikleri senin hoşuna gider. Hatta böylesi kalbinde olana (samimi olduğuna) Allah’ı şahit tutar. Halbuki o, hasımların en yamanıdır.
4-) Bakara suresi 212. ayet:
Arapça:
زُيِّنَ لِلَّذِينَ كَفَرُوا۟ ٱلْحَيَوٰةُ ٱلدُّنْيَا وَيَسْخَرُونَ مِنَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ ۘ وَٱلَّذِينَ ٱتَّقَوْا۟ فَوْقَهُمْ يَوْمَ ٱلْقِيَٰمَةِ ۗ وَٱللَّهُ يَرْزُقُ مَن يَشَآءُ بِغَيْرِ حِسَابٍ
Okunuşu:
Zuyyine lillezîne keferul hayatud dunya ve yesharune minellezîne amenu vellezînettekav fevkahum yevmel kîyameh vallahu yerzuku mey yeşau bi ğayri hîsab
Anlamı:
Kafir olanlar için dünya hayatı cazip kılındı. (Bu yüzden) onlar, iman edenler ile alay ederler. Oysa ki, (iman edip) inkardan sakınanlar kıyamet gününde onların üstündedir. Allah dilediğine hesapsız rızk verir.

5-) Al-i İmran suresi 55. ayet:
Arapça:
إِذْ قَالَ اللّهُ يَا عِيسَى إِنِّي مُتَوَفِّيكَ وَرَافِعُكَ إِلَيَّ وَمُطَهِّرُكَ مِنَ الَّذِينَ كَفَرُواْ وَجَاعِلُ الَّذِينَ اتَّبَعُوكَ فَوْقَ الَّذِينَ كَفَرُواْ إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ ثُمَّ إِلَيَّ مَرْجِعُكُمْ فَأَحْكُمُ بَيْنَكُمْ فِيمَا كُنتُمْ فِيهِ تَخْتَلِفُونَ
Okunuşu:
İz kalellahü ya ıysa innı müteveffıke ve rafiuke ileyye ve mütahhiruke minellezıne keferu ve caılüllezınettebeuke fevkallezıne keferu ila yevmil kıyameh sümme ileyye merciuküm fe ahkümü beyneküm fıma küntüm fıhi tahtelifun
Anlamı:
Hani Allah şöyle buyurmuştu: “Ey İsa! Şüphesiz, senin hayatına ben son vereceğim. Seni kendime yükselteceğim. Seni inkar edenlerden kurtararak temizleyeceğim ve sana uyanları kıyamete kadar küfre sapanların üstünde tutacağım. Sonra dönüşünüz yalnızca banadır. Ayrılığa düştüğünüz şeyler hakkında aranızda ben hükmedeceğim.”

6-) Nisa suresi 5. ayet:
Arapça:
وَلَا تُؤْتُوا السُّفَهَاءَ أَمْوَالَكُمْ الَّتِي جَعَلَ اللَّهُ لَكُمْ قِيَامًا وَارْزُقُوهُمْ فِيهَا وَاكْسُوهُمْ وَقُولُوا لَهُمْ قَوْلًا مَعْرُوفًا
Okunuşu:
Ve la tü’tüs süfehae emvalekümülletı cealellahü leküm kıyamev verzükuhüm fıha veksuhüm ve kulu lehüm kavlem ma’rufa
Anlamı:
Allah’ın, sizin için geçim kaynağı yaptığı mallarınızı aklı ermezlere vermeyin. O mallarla onları besleyin, giydirin ve onlara güzel söz söyleyin.
7-) Nisa suresi 97. ayet:
Arapça:
إِنَّ الَّذِينَ تَوَفَّاهُمْ الْمَلَائِكَةُ ظَالِمِي أَنفُسِهِمْ قَالُوا فِيمَ كُنتُمْ قَالُوا كُنَّا مُسْتَضْعَفِينَ فِي الْأَرْضِ قَالُوا أَلَمْ تَكُنْ أَرْضُ اللَّهِ وَاسِعَةً فَتُهَاجِرُوا فِيهَا فَأُوْلَئِكَ مَأْوَاهُمْ جَهَنَّمُ وَسَاءَتْ مَصِيرًا
Okunuşu:
İnnellezıne teveffahümül melaiketü zalimı enfüsihim kalu fıme küntüm kalu künna müstad’afıne fil ard kalu e lem tekün erdullahi vasiaten fe tühaciru fıha fe ülaike me’vahüm cehennem ve saet mesıyra
Anlamı:
Kendilerine zulmetmekteler iken meleklerin canlarını aldığı kimseler var ya; melekler onlara şöyle derler: “Ne durumdaydınız? (Niçin hicret etmediniz?)” Onlar da, “Biz yeryüzünde zayıf ve güçsüz kimselerdik” derler. Melekler, “Allah’ın arzı geniş değil miydi, orada hicret etseydiniz ya!” derler. İşte bunların gidecekleri yer cehennemdir. O ne kötü varış yeridir.

😎 Maide suresi 117. ayet:
Arapça:
مَا قُلْتُ لَهُمْ إِلَّا مَآ أَمَرْتَنِى بِهِۦٓ أَنِ ٱعْبُدُوا۟ ٱللَّهَ رَبِّى وَرَبَّكُمْ ۚ وَكُنتُ عَلَيْهِمْ شَهِيدًا مَّا دُمْتُ فِيهِمْ ۖ فَلَمَّا تَوَفَّيْتَنِى كُنتَ أَنتَ ٱلرَّقِيبَ عَلَيْهِمْ ۚ وَأَنتَ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍ شَهِيدٌ
Okunuşu:
Me kultü lehüm illa ma emartenı bihı enı’büdüllahe rabbı ve rabbeküm ve küntü aleyhim şehıdem ma dümtü fıhim felemma teveffeytenı künte enter rakıybe aleyhim ve ente ala külli şey’in şehıd
Anlamı:
Ben onlara, ancak bana emrettiğini söyledim: Benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah’a kulluk edin, dedim. İçlerinde bulunduğum müddetçe onlar üzerine kontrolcü idim. Beni vefat ettirince artık onlar üzerine gözetleyici yalnız sen oldun. Sen her şeyi hakkıyle görensin.

9-) En’am suresi 61. ayet:
Arapça:
وَهُوَ الْقَاهِرُ فَوْقَ عِبَادِهِ وَيُرْسِلُ عَلَيْكُم حَفَظَةً حَتَّىَ إِذَا جَاء أَحَدَكُمُ الْمَوْتُ تَوَفَّتْهُ رُسُلُنَا وَهُمْ لاَ يُفَرِّطُونَ
Okunuşu:
Ve hüvel kahiru fevka ıbadihı ve yürsilü aleyküm hafezah hatta iza cae ehadekümül mevtü teveffethü rusülüna ve hüm la yüferritun
Anlamı:
O, kullarının üstünde yegane kudret ve tasarruf sahibidir. Size koruyucular gönderir. Nihayet birinize ölüm geldi mi elçilerimiz (görevli melekler) onun canını alırlar. Onlar vazifede kusur etmezler.

10-) Araf suresi 37. ayet:
Arapça:
فَمَنْ اَظْلَمُ مِمَّنِ افْتَرٰى عَلَى اللّٰهِ كَذِبًا اَوْ كَذَّبَ بِاٰيَاتِهٖ اُولٰئِكَ يَنَالُهُمْ نَصٖيبُهُمْ مِنَ الْكِتَابِ حَتّٰى اِذَا جَاءَتْهُمْ رُسُلُنَا يَتَوَفَّوْنَهُمْ قَالُوا اَيْنَ مَا كُنْتُمْ تَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ قَالُوا ضَلُّوا عَنَّا وَشَهِدُوا عَلٰى اَنْفُسِهِمْ اَنَّهُمْ كَانُوا كَافِرٖينَ
Okunuşu:
Fe men azlemü mimmeniftera alellahi keziben ev kezzebe bi ayatih ülaike yenalühüm nesıybühüm minel kitab hatta iza caethüm rusülüna yeteveffevnehüm kalu eyne ma küntüm ted’une min dunillah kalu dallu anna ve şehidu ala enfüsihim ennehüm kanu kafirın
Anlamı:
Kim, Allah’a karşı yalan uyduran veya onun ayetlerini yalanlayanlardan daha zalimdir? İşte onlara kitaptan (kendileri için yazılmış ömür ve rızıklardan) payları erişir. Sonunda kendilerine melek elçilerimiz, canlarını almak için geldiğinde, “Hani Allah’ı bırakıp tapınmakta olduğunuz şeyler nerede?” derler. Onlar da, “Bizi yüzüstü bırakıp kayboldular” derler ve kafir olduklarına dair kendi aleyhlerine şahitlik ederler.

11-) Enfal suresi 24. ayet:
Arapça:
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ اسْتَجِيبُواْ لِلّهِ وَلِلرَّسُولِ إِذَا دَعَاكُم لِمَا يُحْيِيكُمْ وَاعْلَمُواْ أَنَّ اللّهَ يَحُولُ بَيْنَ الْمَرْءِ وَقَلْبِهِ وَأَنَّهُ إِلَيْهِ تُحْشَرُونَ
Okunuşu:
Ya eyyühellezıne amenüstecıbü lillahi v lir rasuli iza deaküm lima yühyıküm va’lemu ennellahe yehulü beynel mer’i ve kalbihı ve ennehu ileyhi tuhşerun
Anlamı:
Ey inananlar! Hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman, Allah ve Resulüne uyun. Ve bilin ki, Allah kişi ile onun kalbi arasına girer ve siz mutlaka onun huzurunda toplanacaksınız.
12-) Enfal suresi 42. ayet:
Arapça:
إِذْ أَنتُم بِالْعُدْوَةِ الدُّنْيَا وَهُم بِالْعُدْوَةِ الْقُصْوَى وَالرَّكْبُ أَسْفَلَ مِنكُمْ وَلَوْ تَوَاعَدتَّمْ لاَخْتَلَفْتُمْ فِي الْمِيعَادِ وَلَكِن لِّيَقْضِيَ اللّهُ أَمْراً كَانَ مَفْعُولاً لِّيَهْلِكَ مَنْ هَلَكَ عَن بَيِّنَةٍ وَيَحْيَى مَنْ حَيَّ عَن بَيِّنَةٍ وَإِنَّ اللّهَ لَسَمِيعٌ عَلِيمٌ
Okunuşu:
İz entüm bil udvetid dünya ve hüm bil udvetil kusva ver rakbü esfele minküm ve lev tevaadtüm lahteleftüm fil mıadi ve lakil li yakdıyellahü emran kane mef’ulel li yehlike men heleke am beyyinetiv ve yahya men hayye am beyyineh ve innellahe le semıun alım
Anlamı:
Hatırlayın ki, (Bedir savaşında) siz vadinin yakın kenarında (Medine tarafında) idiniz, onlar da uzak kenarında (Mekke tarafında) idiler. Kervan da sizden daha aşağıda (deniz sahilinde) idi. Eğer (savaş için) sözleşmiş olsaydınız, sözleştiğiniz vakit hususunda ihtilafa düşerdiniz. Fakat Allah, gerekli olan emri yerine getirmesi, helak olanın açık bir delille (gözüyle gördükten sonra) helak olması, yaşayanın da açık bir delille yaşaması için (böyle yaptı). Çünkü Allah hakkıyla işitendir, bilendir.

13-) Yunus suresi 46. ayet:
Arapça:
وَاِﻣَّﺎ ﻧُﺮِﻳَﻨَّﻚَ ﺑَﻌْﺾَ اﻟَّﺬٖى ﻧَﻌِﺪُﻫُﻢْ اَوْ ﻧَﺘَﻮَﻓَّﻴَﻨَّﻚَ ﻓَﺎِﻟَﻴْﻨَﺎ ﻣَﺮْﺟِﻌُﻬُﻢْ ﺛُﻢَّ اﻟﻠّٰﻪُ ﺷَﻬٖﻴﺪٌ ﻋَﻠٰﻰ ﻣَﺎ ﻳَﻔْﻌَﻠُﻮنَ
Okunuşu:
Ve imma nüriyenneke ba’dallezı neıdühüm ev neteveffeyenneke fe ileyna merciuhüm sümmellahü şehıdün ala ma yef’alun
Anlamı:
Onları tehdit ettiğimiz şeylerin bir kısmını sana göstersek de, (göstermeden) seni vefat ettirsek de sonunda onların dönüşü bizedir. Sonra, Allah onların yapmakta olduklarına da şahittir.
14-) Yunus suresi 104. ayet:
Arapça:
ﻗُﻞْ ﻳَٓﺎ اَﻳُّﻬَﺎ اﻟﻨَّﺎسُ اِنْ ﻛُﻨْﺘُﻢْ ﻓٖﻰ ﺷَﻚٍّ ﻣِﻦْ دٖﻳﻨٖﻰ ﻓَﻠَٓﺎ اَﻋْﺒُﺪُ اﻟَّﺬٖﻳﻦَ ﺗَﻌْﺒُﺪُونَ ﻣِﻦْ دُونِ اﻟﻠّٰﻪِ وَﻟٰﻜِﻦْ اَﻋْﺒُﺪُ اﻟﻠّٰﻪَ اﻟَّﺬٖى ﻳَﺘَﻮَﻓّٰﻴﻜُﻢْ وَاُﻣِﺮْتُ اَنْ اَﻛُﻮنَ ﻣِﻦَ اﻟْﻤُﻮْٔﻣِﻨٖﻴﻦَ
Okunuşu:
Kul ya eyyühen nasü in küntüm fı şekkim min dını fe la a’büdüllezıne ta’büdune min dunillahi ve lakin a’büdüllahellezı yeteveffaküm ve ümirtü en ekune minel mü’minun
Anlamı:
De ki: “Ey insanlar, eğer benim dinimden herhangi bir şüphede iseniz, bilin ki ben, Allah’ı bırakıp da sizin taptıklarınıza tapmam, fakat sizin canınızı alacak olan Allah’a kulluk ederim. Bana müminlerden olmam emrolundu.”

15-) Yusuf suresi 101. ayet:
Arapça:
رَبِّ قَدْ آتَيْتَنِي مِنَ الْمُلْكِ وَعَلَّمْتَنِي مِن تَأْوِيلِ الأَحَادِيثِ فَاطِرَ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ أَنتَ وَلِيِّي فِي الدُّنُيَا وَالآخِرَةِ تَوَفَّنِي مُسْلِمًا وَأَلْحِقْنِي بِالصَّالِحِينَ
Okunuşu:
Rabbi kad ateytenı minel mülki ve allemtenı min te’vılil ehadıs fatıras semavati vel erdı ente veliyyı fid dünya vel ahırah teveffenı müslimev ve elhıknı bis salihıyn
Anlamı:
“Rabbim! Gerçekten bana mülk verdin ve bana sözlerin yorumunu öğrettin. Ey gökleri ve yeri yaratan! Dünyada ve ahirette sen benim velimsin. Benim canımı Müslüman olarak al ve beni iyilere kat.”

16-) Ra’d suresi 40. ayet:
Arapça:
وَاِنْ ﻣَﺎ ﻧُﺮِﻳَﻨَّﻚَ ﺑَﻌْﺾَ اﻟَّﺬٖى ﻧَﻌِﺪُﻫُﻢْ اَوْ ﻧَﺘَﻮَﻓَّﻴَﻨَّﻚَ ﻓَﺎِﻧَّﻤَﺎ ﻋَﻠَﻴْﻚَ اﻟْﺒَﻠَﺎغُ وَﻋَﻠَﻴْﻨَﺎ اﻟْﺤِﺴَﺎبُ
Okunuşu:
Ve im ma nüriyenneke ba’dallezı neıdühüm ev neteveffeyenneke fe innema aleykel belağu ve aleynel hısab
Anlamı:
Onlara vadettiğimiz azabın bir kısmını sana göstersek de, (göstermeden) senin ruhunu alsak da senin görevin sadece tebliğ etmektir. Hesap görmek ise bize aittir.

17-) Nahl suresi 97. ayet:
Arapça:
مَنْ عَمِلَ صَالِحًا مِنْ ذَكَرٍ اَوْ اُنْثٰى وَهُوَ مُؤْمِنٌ فَلَنُحْيِيَنَّهُ حَيٰوةً طَيِّبَةً وَلَنَجْزِيَنَّهُمْ اَجْرَهُمْ بِاَحْسَنِ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ
Okunuşu:
Men amile saliham min zekerin ev ünsa ve hüve mü’minün fe le nuhyiyennehu hayaten tayyibeh ve la necziyennehüm ecrahüm bi ahseni ma kanu ya’melun
Anlamı:
Erkek veya kadın, kim mümin olarak iyi iş işlerse, elbette ona hoş bir hayat yaşatacağız ve onların mükafatlarını yapmakta olduklarının en güzeli ile vereceğiz.

18-) İsra suresi 75. ayet:
Arapça:
إِذاً لَّأَذَقْنَاكَ ضِعْفَ الْحَيَاةِ وَضِعْفَ الْمَمَاتِ ثُمَّ لاَ تَجِدُ لَكَ عَلَيْنَا نَصِيرًا
Okunuşu:
İzel le ezaknake dı’fel hayati ve dı’fel memati sümme la tecidü leke aleyna nesıyra
Anlamı:
İşte o zaman sana, hayatın da, ölümün de katmerli acılarını tattırırdık. Sonra bize karşı kendine hiçbir yardımcı bulamazdın.

19-) Meryem suresi 31. ayet:
Arapça:
وَجَعَلَنِي مُبَارَكًا أَيْنَ مَا كُنتُ وَأَوْصَانِي بِالصَّلَاةِ وَالزَّكَاةِ مَا دُمْتُ حَيًّا
Okunuşu:
Ve cealenı mübaraken eyne ma küntü ve evsanı bis salati vez zekati ma dümtü hayya
Anlamı:
“Nerede olursam olayım beni kutlu ve erdemli kıldı ve bana yaşadığım sürece namazı ve zekatı emretti.”

20-) Ankebut suresi 64. ayet:
Arapça:
وَمَا هَذِهِ الْحَيَاةُ الدُّنْيَا إِلَّا لَهْوٌ وَلَعِبٌ وَإِنَّ الدَّارَ الْآخِرَةَ لَهِيَ الْحَيَوَانُ لَوْ كَانُوا يَعْلَمُونَ
Okunuşu:
Ve ma hazihil hayatüd dünya illa lehvüv ve leıb ve inned darel ahırate le hiyel hayevan lev kanu ya’lemun
Anlamı:
Bu dünya hayatı sadece bir eğlenceden, bir oyundan ibarettir. Ahiret yurduna (oradaki hayata) gelince, işte asıl yaşama odur. Keşke bilmiş olsalardı!

21-) Secde suresi 11. ayet:
Arapça:
قُلْ يَتَوَفَّاكُم مَّلَكُ الْمَوْتِ الَّذِي وُكِّلَ بِكُمْ ثُمَّ إِلَى رَبِّكُمْ تُرْجَعُونَ
Okunuşu:
Kul yeteveffaküm melekül mevtillezı vükkile biküm sümme ila rabbiküm türceun
Anlamı:
De ki: “Sizin için görevlendirilen ölüm meleği canınızı alacak, sonra Rabbinize döndürüleceksiniz.”

22-) Mü’min suresi 67. ayet:
Arapça:
هُوَ الَّذِي خَلَقَكُم مِّن تُرَابٍ ثُمَّ مِن نُّطْفَةٍ ثُمَّ مِنْ عَلَقَةٍ ثُمَّ يُخْرِجُكُمْ طِفْلًا ثُمَّ لِتَبْلُغُوا أَشُدَّكُمْ ثُمَّ لِتَكُونُوا شُيُوخًا وَمِنكُم مَّن يُتَوَفَّى مِن قَبْلُ وَلِتَبْلُغُوا أَجَلًا مُّسَمًّى وَلَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ
Okunuşu:
Hüvellezı halekaküm min türabin sümme min nutfetin sümme min alekatin sümme yuhricüküm tıflen sümme li teblüğu eşüddeküm sümme li tekunu şüyuha ve minküm mey yüteveffa min kablü ve li teblüğu ecelem müsemmev ve lealleküm ta’kılun
Anlamı:
“Sizi (önce) bir topraktan, sonra bir damla sudan, sonra bir aleka (embriyo)dan yaratan, sonra sizi bir bebek olarak çıkaran, sonra güçlü kuvvetli bir çağa erişmeniz, sonra da ihtiyarlar olmanız için yaşatıp büyüten O’dur. İçinizden kimi de daha önce vefat ettiriliyor. (Bunları Allah) belirli bir süreye ulaşasınız ve aklınızı kullanasınız diye (böyle yapıyor).”
23-) Mü’min suresi 77. ayet:
Arapça:
فَاصْبِرْ إِنَّ وَعْدَ اللَّهِ حَقٌّ فَإِمَّا نُرِيَنَّكَ بَعْضَ الَّذِي نَعِدُهُمْ أَوْ نَتَوَفَّيَنَّكَ فَإِلَيْنَا يُرْجَعُونَ
Okunuşu:
Fasbir inne va’dellahi hakk fe imma nüriyenneke ba’dallezı neıdühüm ev neteveffeyenneke fe ileyna yürceun
Anlamı:
Ey Muhammed! Sen sabret, şüphesiz Allah’ın vaadi haktır, mutlaka gerçekleşecektir. Onlara yaptığımız tehdidin bir kısmını sana göstersek de veya seni vefat ettirsek de onlar mutlaka döndürülüp bize getirileceklerdir.

24-) Casiye suresi 21. ayet:
Arapça:
أًمْ حَسِبَ الَّذِينَ اجْتَرَحُوا السَّيِّئَاتِ أّن نَّجْعَلَهُمْ كَالَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ سَوَاء مَّحْيَاهُم وَمَمَاتُهُمْ سَاء مَا يَحْكُمُونَ
Okunuşu:
Em hasibel lezınecterahus seyyiati en nec’alehüm kellezıne amenu ve amilus salihati sevaem mahyahüm ve mematühüm sae ma yahkümun
Anlamı:
Yoksa kötülüklere batıp-yara alanlar, kendilerini iman edip salih amellerde bulunanlar gibi kılacağımızı mı sandılar? Hayatları ve ölümleri bir mi (olacak)? Ne kötü hüküm veriyorlar.

25-) Hadid suresi 17. ayet:
Arapça:
اعْلَمُوا أَنَّ اللَّهَ يُحْيِي الْأَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا قَدْ بَيَّنَّا لَكُمُ الْآيَاتِ لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ
Okunuşu:
İ’lemu ennallahe yuhyiyl’arda ba’de mevtiha kado beyyenna lekumul’ayati le’allekum ta’kılune.
Anlamı:
Bilin ki Allah, yeryüzünü ölümünden sonra diriltmektedir. Düşünesiniz diye gerçekten, size ayetleri açıkladık.

26-) Mülk suresi 2. ayet:
Arapça:
الَّذِي خَلَقَ الْمَوْتَ وَالْحَيَاةَ لِيَبْلُوَكُمْ أَيُّكُمْ أَحْسَنُ عَمَلًا وَهُوَ الْعَزِيزُ الْغَفُورُ
Okunuşu:
Elleziy halekalmevte velhayate liyebluvekum eyyukum ahsenu ‘amelen ve huvel’aziyzulğafuru.
Anlamı:
O, hanginizin daha güzel amel yapacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratandır. O, mutlak güç sahibidir, çok bağışlayandır.

27-) Fecr suresi 24. ayet:
Arapça:
يَقُولُ يَا لَيْتَنِي قَدَّمْتُ لِحَيَاتِي
Okunuşu:
Yekulü ya leyteniy kaddemtü lihayatiy.
Anlamı:
“Keşke hayatım için bir şeyler yapıp gönderseydim.” der.

28-) Kaari’a suresi 7. ayet:
Arapça:
فَهُوَ فِي عِيشَةٍ رَّاضِيَةٍ
Okunuşu:
Fe hüve fi ıyşetir radıyeh
Anlamı:
Artık o, hoşnut olacağı bir hayat içinde olacaktır.

Hayat ile ilgili hadisler:
1-) Peygamberimiz (asm) Bedir günü savaştan sonra, Kureyş’in ileri gelenlerinden savaşta ölen yirmi dört kişinin cesetlerinin bir araya gömülmesini emretti. Bunun üzerine o cesetler Bedir’de kör bir kuyuya atıldılar. Hz. Ömer, Abdullah b. Ömer ve Ebu Talha gibi ondan fazla sahabeden nakledildiğine göre, Hz. Peygamber (asm), kuyudaki müşrik ölülerine hitaben şöyle der:
“Ey Hişam’ın oğlu Ebu Cehil, Ey Rabia’nın oğlu Utbe, Ey Rabia’nın oğlu Şeybe ve ey Utbe oğlu Velid! Allah’a ve Resulü’ne boyun eğmiş olsaydınız, bu inanç sizi sevindirir miydi? Biz, Rabbimizin bize vadettiğinin aynısına kavuştuk, siz de Allah’ın vadettiğinin gerçek olduğunu gördünüz mü?”
Sahabe-i Kiram, Peygamberimiz (asm)’in bu konuşmasını duymuş ve Hz. Ömer şöyle demiştir:
“Ey Allah’ın Elçisi! Kendilerinde hiçbir hayat eseri olmayan şu cesetlere ne söylüyorsun, onlar duyabilirler mi? Allah, ‘Sen ölülere duyuramazsın.’ buyurmuyor mu?” deyince, Peygamberimiz şöyle der:
Muhammed’in hayatı elinde olan Allah’a yemin ederim ki, benim söylediklerimi siz onlardan daha iyi duymuyorsunuz Allah’a yemin olsun ki, şüphesiz şimdi onlar Benim söylediklerimin gerçek olduğunu anladılar onlar elbette işitiyorlar,lakin bana cevap vermeye güçleri yetmiyor.
2-) Öldükten sonra da, hayatta olduğum gibi bilirim. (Hadîs-i şerîf-Deylemî)

Hayat ile ilgili kelimeler:
Hayât-ı alîl: Hastalıklı hayat, hasta ömür.
Hayât-ı askeriyye: Askerlik hayatı.
Hayât-ı câvidânî: Daimi hayat.
Hayat-ı fâniye: Geçici ve ölümlü dünya hayatı.
Hayat-ı fâniye-i dünyeviye: Geçici olan, gelip geçici dünya hayatı.
Hayat-ı fâniye-i maddiye: Maddi olan geçici hayat, dünya hayatı.
Hayât-ı husûsiyye: Özel hayat, şahsa ait hayat.
Hayât-ı insanî: İnsana ait hayat.
Hayât-ı ma’sûmâne-i tıflâne: Çocuğa yakışacak masumlukta ömür.
Hayât-ı sahîha: Esen hayat.
Hayât-ı takdîriyye:hukuk; Rahimde bulunan çocuğun hayatı, [bu cihetle hamil ölüm zamanında anası rahminde olmak ve sağ doğmak şartıyla varis olur].
Ber-hayât: Sağ, diri.
Mâdâm-el-hayât: Yaşadıkça, hayat devam ettikçe, ömür oldukça.
Mâ-bih-il.hayât: Hayata vesile olan, yaşamaya sebep olan.
Âb-ı hayât: İçeni ölümsüzlüğe kavuşturduğuna inanılan efsanevi su.
Berzah Hayatı: Dini ıstılahta;ölümden sonra başlayan ve mahşerdeki dirilişe kadar devam edecek olan kabir hayatı.
Hayat adamı: Hayatta başarılı olan, zorlukların üstesinden gelebilen, becerikli, cerbezeli kimse.
Hayat arkadaşı: Hayatlarını evlenme yoluyla birleştiren karı kocadan her biri, eş.
Hayat dolu: Neşeli, canlı, hareketli kişi.
Hayat felsefesi: Hayatı değerlendirme biçimi, hayata bakış tarzı.
Hayat hikâyesi: Öz geçmiş, yaşam öyküsü, hal tercümesi, biyografi.
Hayat kadını:
1-) Resmi veya serbest bir işte çalışan kadın.
2-) Hayatını kendini satarak kazanan kadın, fahişe.
Hayat memat meselesi: Çok önemli, hayati ehemmiyet taşıyan mesele, ölüm kalım meselesi.
Hayat mücâdelesi-kavgası-: Hayatta karşılaşılan türlü zorluklara göğüs gerilerek gösterilen yaşama gayreti.
Hayat olmak bir yerde): Canlı varlık bulunmak.
Hayat öpücüğü: Sun‘i teneffüs, sun‘i solunum, yapay solunum.
Hayat sigortası: Bir kimsenin bir sigorta şirketiyle, belirtilen müddet sonunda kendisine veya ölünce varislerine ödenmek üzere belirli bir süre para vermek şartıyla yaptığı sigorta anlaşması, yaşam sigortası.
Hayat standardı: Toplumu oluşturan insanların ihtiyaçlarını karşılayabilme, mal ve hizmetlerden yararlanabilme seviyesi.
Hayat tarzı: Yaşama biçimi.
Hayat vermek: Canlandırmak.
Hayâta atılmak: Geçimini sağlamak için çalışmaya başlamak.
Hayâta gözlerini yummak (kapamak): Ölmek.
Hayâta vedâ etmek: Ölmek.
Hayâta küsmek: Yaşamaktan zevk almamak, bezgin ve kötümser bir durum almak.
Hayâtı gitmiş, memâtı kalmış: Yaşama şevkini yitirmiş, her şeye karşı isteksiz, içi geçmiş.
Hayâtı kaymak: Durumu ve işleri kötüye gitmek, mahvolmak.
Hayâtı toz pembe görmek: Her şeyi iyi, güzel ve yerinde karşılamak ve geleceğe ümitle bakmak.
Hayâtının bahârında: Henüz çok genç.
Hayâtına doymadan: Bu dünyadan gerektiği kadar kam alamadan, daha çok gençken.
Hayâtına girmek: Yakın ilişki kurmak, yaşayışında yeri olmak.
Hayâtına kastetmek: Öldürmeye niyetlenmek.
Hayâtını birleştirmek: Evlenmek.
Hayâtını kazanmak: Kazancı ile geçimini sağlamak.
Hayâtını kaybetmek: Ölmek.
Hayâtını yaşamak: Kendine uygun gelen hayat tarzını seçmek, gönlünce, dilediği gibi yaşamak.
Hayâtını birine borçlu olmak: Biri tarafından ölümden kurtarılmış olmak.
Hayâtıyle oynamak: Birinin Hayatına mal olabilecek şeyler yapmak.
Hayatta olmak: Yaşamak, sağ olmak.
Hayat-bahş: Hayat veren, iç açan, ömür arttıran.
Hayat-efzâ: Hayat arttıran, canlandıran.
Hayat-engiz: Yaşamaya zorlayan, yaşatan.
Hayat-güster: Hayat veren.
Hayat:
1-) halk ağzı; Eski evlerde bahçeye bakan, üstü kapalı, önü ve bâzan yanları da açık sofa.
2-) Avlu.
Hayâtî:
1-) Hayatla ilgili.
2-) Hayata tesir edecek değerde, çok büyük önem taşıyan.
Ayn-ül hayat: Hayatın ta kendisi.
Azade-hayat: Hayattan kurtulmuş. Ölmüş.
Bahar-ı hayat: Hayatın baharı olan gençlik çağı.
Came-i hayat: Hayat elbisesi, ömür.
Deşt-i hayat: Hayat çölü.
Eser-i hayat: Hayat alameti, hayat eseri, hayat belirtisi.
Eşkâl-i hayat: Hayatın şekilleri.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir