Gayb

Posted by

Gayb (Gâ’ib, Gaip veya Gayp):
1-) İslam inanışına göre görünmez anlaşılmaz yani akıl ve 5 duyu ile algılanamaz alem.
2-) Akıl ve his (duyu) organları ile bilinemeyip, ancak peygamberlerin haber vermesi ile bilinen, Allah-ü tealanın sıfatları, ahiret günü, öldükten sonra dirilmek, canlıların mahşer yerinde toplanması, hesap vermeleri v.b şeyler.
3-) Âyet-i kerîme ve hadîs-i şerîflerde bildirilmeyen, his organları, tecrübe ve hesap ile anlaşılmayan gizli şeyler.
4-) Mahlukların bir kısmının bilip, diğer kısmının bilmediği şeyler.

Gayb ile ilgili ayetler:
1-) Bakara suresi 3. ayet:
Arapça:
ٱلَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِٱلْغَيْبِ وَيُقِيمُونَ ٱلصَّلَوٰةَ وَمِمَّا رَزَقْنَٰهُمْ يُنفِقُونَ
Okunuşu:
Ellezîne yu’minune bil ğaybi ve yukîymunas salate ve mimma razaknahum yunfikun
Anlamı:
Onlar gayba inanırlar, namaz kılarlar, kendilerine verdiğimiz mallardan Allah yolunda harcarlar.
2-) Bakara suresi 33. ayet:
Arapça:
قَالَ يَٰٓـَٔادَمُ أَنۢبِئْهُم بِأَسْمَآئِهِمْ ۖ فَلَمَّآ أَنۢبَأَهُم بِأَسْمَآئِهِمْ قَالَ أَلَمْ أَقُل لَّكُمْ إِنِّىٓ أَعْلَمُ غَيْبَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَأَعْلَمُ مَا تُبْدُونَ وَمَا كُنتُمْ تَكْتُمُونَ
Okunuşu:
Kale ya ademu embi’hum bi esmaihim felemma embeehum bi esmaihim kale e lem ekul lekum innî a’lemu ğaybes semavati vel erdî ve a’lemu ma tubdune ve ma kuntum tektumun
Anlamı:
(Bunun üzerine: ) Ey Âdem ! Eşyanın isimlerini meleklere anlat, dedi. Adem onların isimlerini onlara anlatınca: Ben size, muhakkak semavat ve arzda görülmeyenleri (oralardaki sırları) bilirim. Bundan da öte, gizli ve açık yapmakta olduklarınızı da bilirim, dememiş miydim? dedi.

3-) Al-i İmran suresi 44. ayet:
Arapça:
ذَلِكَ مِنْ أَنبَاء الْغَيْبِ نُوحِيهِ إِلَيكَ وَمَا كُنتَ لَدَيْهِمْ إِذْ يُلْقُون أَقْلاَمَهُمْ أَيُّهُمْ يَكْفُلُ مَرْيَمَ وَمَا كُنتَ لَدَيْهِمْ إِذْ يَخْتَصِمُونَ
Okunuşu:
Zalike min embail ğaybi nuhıyhi ileyk ve ma künte ledeyhim iz yülkune aklamehüm eyyühüm yekfülü meryeme ve ma künte ledeyhim iz yahtesımun
Anlamı:
(Ey Muhammed!) Bunlar sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Meryem’i kim himayesine alıp koruyacak diye kalemlerini (kura için) atarlarken sen yanlarında değildin. (Bu konuda) tartışırlarken de yanlarında değildin.
4-) Al-i İmran suresi 179. ayet:
Arapça:
مَّا كَانَ اللّهُ لِيَذَرَ الْمُؤْمِنِينَ عَلَى مَآ أَنتُمْ عَلَيْهِ حَتَّىَ يَمِيزَ الْخَبِيثَ مِنَ الطَّيِّبِ وَمَا كَانَ اللّهُ لِيُطْلِعَكُمْ عَلَى الْغَيْبِ وَلَكِنَّ اللّهَ يَجْتَبِي مِن رُّسُلِهِ مَن يَشَاء فَآمِنُواْ بِاللّهِ وَرُسُلِهِ وَإِن تُؤْمِنُواْ وَتَتَّقُواْ فَلَكُمْ أَجْرٌ عَظِيمٌ
Okunuşu:
Ma kanellahü li yezeral mü’minıne ala ma entüm aleyhi hatta yemızel habıse minet tayyib ve am kanellahü li yutliaküm alel ğaybi ve lakinnellahe yectebı mir rusülihı mey yeşaü fe aminu billahi ve rusülih ve in tü’minu ve tetteku fe le küm ecrun azıym
Anlamı:
Allah, pisi temizden ayırıncaya kadar müminleri içinde bulunduğunuz şu durumda bırakacak değildir. Allah size gaybı bildirecek de değildir. Fakat Allah, peygamberlerinden dilediğini seçer (gaybı ona bildirir). O halde Allah’a ve peygamberlerine iman edin. Eğer iman eder ve Allah’a karşı gelmekten sakınırsanız sizin için büyük bir mükafat vardır.

5-) En’am suresi 50. ayet:
Arapça:
قُل لاَّ أَقُولُ لَكُمْ عِندِي خَزَآئِنُ اللّهِ وَلا أَعْلَمُ الْغَيْبَ وَلا أَقُولُ لَكُمْ إِنِّي مَلَكٌ إِنْ أَتَّبِعُ إِلاَّ مَا يُوحَى إِلَيَّ قُلْ هَلْ يَسْتَوِي الأَعْمَى وَالْبَصِيرُ أَفَلاَ تَتَفَكَّرُونَ
Okunuşu:
Kul la ekulü leküm ındı hazainüllahi ve la a’lemül ğaybe ve la ekulü leküm innı melek in ettebiu illa ma yuha ileyy kul hel yestevil a’ma vel besıyr e fe la tetefekkerun
Anlamı:
De ki: Ben size, Allah’ın hazineleri benim yanımdadır, demiyorum. Ben gaybı da bilmem. Size, ben bir meleğim de demiyorum. Ben, sadece bana vahyolunana uyarım. De ki: Kör ile gören hiç bir olur mu? Hiç düşünmez misiniz?
6-) En’am suresi 59. ayet:
Arapça:
وَعِندَهُ مَفَاتِحُ الْغَيْبِ لاَ يَعْلَمُهَا إِلاَّ هُوَ وَيَعْلَمُ مَا فِي الْبَرِّ وَالْبَحْرِ وَمَا تَسْقُطُ مِن وَرَقَةٍ إِلاَّ يَعْلَمُهَا وَلاَ حَبَّةٍ فِي ظُلُمَاتِ الأَرْضِ وَلاَ رَطْبٍ وَلاَ يَابِسٍ إِلاَّ فِي كِتَابٍ مُّبِينٍ
Okunuşu:
Ve ındehu mefatihul ğaybi la ya’lemüha illa hu ve ya’lemü ma fil berri vel bahr ve ma teskutu miv verakatin illa ya’lemüha ve la habbetin fı zulümatil erdı ve la ratbiv ve la yavisin illa fı kitabim mübın
Anlamı:
Gaybın anahtarları Allah’ın yanındadır; onları O’ndan başkası bilmez. O, karada ve denizde ne varsa bilir; O’nun ilmi dışında bir yaprak bile düşmez. O yerin karanlıkları içindeki tek bir taneyi dahi bilir. Yaş ve kuru ne varsa hepsi apaçık bir kitaptadır.
7-) En’am suresi 73. ayet:
Arapça:
وَهُوَ الَّذِي خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضَ بِالْحَقِّ وَيَوْمَ يَقُولُ كُن فَيَكُونُ قَوْلُهُ الْحَقُّ وَلَهُ الْمُلْكُ يَوْمَ يُنفَخُ فِي الصُّوَرِ عَالِمُ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ وَهُوَ الْحَكِيمُ الْخَبِيرُ
Okunuşu:
Ve hüvellezı halekas semavati vel erda bil hakk ve yevme yekulü kün fe yekun kavlühül hakk ve lehül mülkü yevme yünfehu fis sur alimül ğaybi veş şehadeh ve hüvel hakımül habır
Anlamı:
O, gökleri ve yeri hak (ve hikmet) ile yaratandır. “Ol!” dediği gün herşey oluverir. O’nun sözü gerçektir. Sûr’a üflendiği gün de hükümranlık O’nundur. Gizliyi ve açığı bilendir ve O, hikmet sahibidir, her şeyden haberdardır.

😎 Araf suresi 188. ayet:
Arapça:
قُلْ لَا اَمْلِكُ لِنَفْسٖى نَفْعًا وَلَا ضَرًّا اِلَّا مَا شَاءَ اللّٰهُ وَلَوْ كُنْتُ اَعْلَمُ الْغَيْبَ لَاسْتَكْثَرْتُ مِنَ الْخَيْرِ وَمَا مَسَّنِىَ السُّوءُ اِنْ اَنَا اِلَّا نَذٖيرٌ وَبَشٖيرٌ لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ
Okunuşu:
Kul la emlikü li nefsı nef’av ve la darran illa ma şaellah ve lev küntü a’lemül ğaybe lesteksertü minel hayr ve ma messeniyes suü in ene illa nezıruv ve beşırul li kavmiy yü’minun
Anlamı:
De ki: “Allah dilemedikçe ben kendime bir zarar verme ve bir fayda sağlama gücüne sahip değilim. Eğer ben gaybı biliyor olsaydım daha çok hayır elde etmek isterdim ve bana kötülük dokunmazdı. Ben inanan bir kavim için sadece bir uyarıcı ve bir müjdeciyim.”

9-) Tekvir Suresi, 24. ayet:
Arapça:
وَمَا هُوَ عَلَى الْغَيْبِ بِضَنِينٍ
Okunuşu:
Ve ma huve ‘alelğaybi bidaniynin.
Anlamı:
O, gayb hakkında cimri değildir.

10-) Yunus suresi 20. ayet:
Arapça:
وَﻳَﻘُﻮﻟُﻮنَ ﻟَﻮْ ﻟَٓﺎ اُﻧْﺰِلَ ﻋَﻠَﻴْﻪِ اٰﻳَﺔٌ ﻣِﻦْ رَﺑِّﻪٖ ﻓَﻘُﻞْ اِﻧَّﻤَﺎ اﻟْﻐَﻴْﺐُ ﻟِﻠّٰﻪِ ﻓَﺎﻧْﺘَﻈِﺮُوا اِﻧّٖﻰ ﻣَﻌَﻜُﻢْ ﻣِﻦَ اﻟْﻤُﻨْﺘَﻈِﺮٖﻳﻦَ
Okunuşu:
Ve yekulune lev la ünzile aleyhi ayetüm mir rabbih fe kul innemel ğaybü lillahi fentezıru innı meaküm minel müntezırın
Anlamı:
“Ona (peygambere) Rabbinden bir mucize indirilse ya!” diyorlar. De ki: “Gayb ancak Allah’ındır. Bekleyin, şüphesiz ben de sizinle birlikte bekleyenlerdenim!”

11-) Hud suresi 31. ayet:
Arapça:
وَﻟَٓﺎ اَﻗُﻮلُ ﻟَﻜُﻢْ ﻋِﻨْﺪٖى ﺧَﺰَٓاﺋِﻦُ اﻟﻠّٰﻪِ وَﻟَٓﺎ اَﻋْﻠَﻢُ اﻟْﻐَﻴْﺐَ وَﻟَٓﺎ اَﻗُﻮلُ اِﻧّٖﻰ ﻣَﻠَﻚٌ وَﻟَٓﺎ اَﻗُﻮلُ ﻟِﻠَّﺬٖﻳﻦَ ﺗَﺰْدَرٖٓى اَﻋْﻴُﻨُﻜُﻢْ ﻟَﻦْ ﻳُﻮْٔﺗِﻴَﻬُﻢُ اﻟﻠّٰﻪُ ﺧَﻴْﺮًا اَﻟﻠّٰﻪُ اَﻋْﻠَﻢُ ﺑِﻤَﺎ ﻓٖٓﻰ اَﻧْﻔُﺴِﻬِﻢْ اِﻧّٖٓﻰ اِذًا ﻟَﻤِﻦَ اﻟﻈَّﺎﻟِﻤٖﻴﻦَ
Okunuşu:
Ve la ekulü leküm ındı hazinüllahi ve la a’lemül ğaybe ve la ekulü innı meleküv ve la ekulü lillezıne tezderı a’yünüküm ley yü’tiyehümüllahü hayra allahü a’lemü bima fı enfüsihim innı izel le minez zalimın
Anlamı:
Size ben, “Allah’ın hazineleri yanımdadır”, demiyorum; gaybı da bilmem. “Ben bir meleğim” de demiyorum. Sizin hor gördüğünüz kimseler için, “Allah onlara asla hiçbir hayır vermez” de diyemem. Allah onların içlerindekini daha iyi bilir. Böyle bir şey söylersem o zaman ben gerçekten zalimlerden olurum.
12-) Hud suresi 123. ayet:
Arapça:
وَﻟِﻠّٰﻪِ ﻏَﻴْﺐُ اﻟﺴَّﻤٰﻮَاتِ وَاﻟْﺎَرْضِ وَاِﻟَﻴْﻪِ ﻳُﺮْﺟَﻊُ اﻟْﺎَﻣْﺮُ ﻛُﻠُّﻪُ ﻓَﺎﻋْﺒُﺪْهُ وَﺗَﻮَﻛَّﻞْ ﻋَﻠَﻴْﻪِ وَﻣَﺎ رَﺑُّﻚَ ﺑِﻐَﺎﻓِﻞٍ ﻋَﻤَّﺎ ﺗَﻌْﻤَﻠُﻮنَ
Okunuşu:
Ve lillahi ğaybüs semavati vel erdı ve ileyhi yürceul emru küllühu fa’büdhü ve tevekkel aleyh ve ma rabbüke bi ğafilin amma ta’melun
Anlamı:
Göklerin ve yerin gaybını bilmek Allah’a mahsustur. Bütün işler ona döndürülür. Öyle ise ona kulluk et ve ona tevekkül et. Rabbin yaptıklarınızdan habersiz değildir.

13-) Yusuf suresi 102. ayet:
Arapça:
ذَلِكَ مِنْ أَنبَاء الْغَيْبِ نُوحِيهِ إِلَيْكَ وَمَا كُنتَ لَدَيْهِمْ إِذْ أَجْمَعُواْ أَمْرَهُمْ وَهُمْ يَمْكُرُونَ
Okunuşu:
Zalike min embail ğaybi nuhıyhi ileyk ve ma künte ledeyhim iz ecmeu emrahüm ve hüm yemkürun
Anlamı:
İşte bu (kıssa), gayb haberlerindendir. Onu sana biz vahiy yolu ile bildiriyoruz. Yoksa onlar tuzak kurarak işlerine karar verdikleri zaman sen onların yanında değildin.

14-) Ra’d suresi 9. ayet:
Arapça:
ﻋَﺎﻟِﻢُ اﻟْﻐَﻴْﺐِ وَاﻟﺸَّﻬَﺎدَةِ اﻟْﻜَﺒٖﻴﺮُ اﻟْﻤُﺘَﻌَﺎلِ
Okunuşu:
Alimül ğaybi vaş şehadetil kebırul müteal
Anlamı:
O, gaybı da, görülen âlemi de bilendir. Çok büyüktür, çok yücedir.

15-) Nahl suresi 77. ayet:
Arapça:
وَلِلّٰهِ غَيْبُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا اَمْرُ السَّاعَةِ اِلَّا كَلَمْحِ الْبَصَرِ اَوْ هُوَ اَقْرَبُ اِنَّ اللّٰهَ عَلٰى كُلِّ شَیْءٍ قَدٖيرٌ
Okunuşu:
Ve lillahi ğaybüs semavati vel ard ve ma emrus saati illa ke lemhıl besari ev hüve akrab innellahe ala külli şey’in kadır
Anlamı:
Göklerin ve yerin gaybı Allah’a aittir. Kıyamet’in kopması bir göz kırpması gibi veya daha az bir zamandır. Şüphesiz Allah her şeye hakkıyla gücü yetendir.

16-) Kehf suresi 26. ayet:
Arapça:
قُلِ اللَّهُ أَعْلَمُ بِمَا لَبِثُوا لَهُ غَيْبُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ أَبْصِرْ بِهِ وَأَسْمِعْ مَا لَهُمْ مِنْ دُونِهِ مِنْ وَلِيٍّ وَلَا يُشْرِكُ فِي حُكْمِهِ أَحَدًا
Okunuşu:
Kulillahü a’lemü bima lebisu lehu ğaybüs semavati vel ard ebsır bihı ve esmı’ ma lehüm min dunihı miv veliyyiv ve la yüşrikü fı hukmihı ehada
Anlamı:
De ki: “Kaldıkları süreyi Allah daha iyi bilir. Göklerin ve yerin gaybını bilmek O’na aittir. O ne güzel görür, O ne güzel işitir! Onların, ondan başka hiçbir dostu da yoktur. O hükmüne hiçbir kimseyi ortak etmez.”

17-) Meryem suresi 61. ayet:
Arapça:
لَا يَسْمَعُونَ فِيهَا لَغْوًا إِلَّا سَلَامًا وَلَهُمْ رِزْقُهُمْ فِيهَا بُكْرَةً وَعَشِيًّا
Okunuşu:
Cennati adninilletı veader rahmanü ıbadehu bil ğayb innehu kane va’dühu me’tiyya
Anlamı:
Rahman, kullarına gıyaben Adn Cennetleri söz verdi. Kuşkusuz O’nun sözü gerçekleşecektir.

18-) Enbiya suresi 49. ayet:
Arapça:
الَّذِينَ يَخْشَوْنَ رَبَّهُم بِالْغَيْبِ وَهُم مِّنَ السَّاعَةِ مُشْفِقُونَ
Okunuşu:
Ellezıne yahşevne rabbehüm bil ğaybi ve hüm mines saati müşfikun
Anlamı:
Onlar, görmedikleri halde Rablerinden içten içe korkarlar. Onlar kıyamet gününden de korkarlar.

19-) Mü’minun suresi 92. ayet:
Arapça:
عَالِمِ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ فَتَعَالَى عَمَّا يُشْرِكُونَ
Okunuşu:
Alimil ğaybi veş şehadeti fe teala amma yüşrikun
Anlamı:
O, gizliyi de açığı da bilir. Onların şirk koştuklarından çok yücedir.

20-) Neml suresi 65. ayet:
Arapça:
قُل لَّا يَعْلَمُ مَن فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ الْغَيْبَ إِلَّا اللَّهُ وَمَا يَشْعُرُونَ أَيَّانَ يُبْعَثُونَ
Okunuşu:
Kul la ya’lemü men fis semavati vel erdıl ğaybe illellah ve ma yeş’urune eyyane yüb’asun
Anlamı:
De ki: “Göktekiler ve yerdekiler gaybı bilemezler, ancak Allah bilir. Onlar öldükten sonra ne zaman diriltileceklerinin de farkında değildirler.”

21-) Secde suresi 6. ayet:
Arapça:
ذَلِكَ عَالِمُ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ
Okunuşu:
Zalike alimül ğaybi veş şehadetil aziyzür rahıym
Anlamı:
İşte Allah gaybı da görünen alemi de bilendir, mutlak güç sahibidir, çok merhametlidir.

22-) Sebe suresi 3. ayet:
Arapça:
وَقَالَ الَّذِينَ كَفَرُوا لَا تَأْتِينَا السَّاعَةُ قُلْ بَلَى وَرَبِّي لَتَأْتِيَنَّكُمْ عَالِمِ الْغَيْبِ لَا يَعْزُبُ عَنْهُ مِثْقَالُ ذَرَّةٍ فِي السَّمَاوَاتِ وَلَا فِي الْأَرْضِ وَلَا أَصْغَرُ مِن ذَلِكَ وَلَا أَكْبَرُ إِلَّا فِي كِتَابٍ مُّبِينٍ
Okunuşu:
Ve kalellesıne keferu la te’tınes saah kul bela ve rabbı le te’tiyenneküm alimil ğayb la ya’zübü anhü miskalü zerratin fis semavati ve la fil erdı ve la asğaru min zalike ve la ekberu illa fı kitabim mübın
Anlamı:
İnkar edenler, “Kıyamet bize gelmeyecektir” dediler. De ki: “Hayır, öyle değil, gaybı bilen Rabbime andolsun ki, Kıyamet size mutlaka gelecektir. Ne göklerde ve ne de yerde zerre ağırlığında bir şey bile ondan gizli kalmaz. Bundan daha küçük ve daha büyük ne varsa hepsi apaçık bir kitaptadır.”
23-) Sebe suresi 53. ayet:
Arapça:
وَقَدْ كَفَرُوا بِهِ مِن قَبْلُ وَيَقْذِفُونَ بِالْغَيْبِ مِن مَّكَانٍ بَعِيدٍ
Okunuşu:
Ve kad keferu bihı min kabl ve yakzifune bil ğaybi mim mekanim beıyd
Anlamı:
Oysa daha önce onu inkar etmişlerdi ve uzak bir yerden gayb hakkında atıp tutuyorlardı.

24-) Fatır suresi 18. ayet:
Arapça:
وَلَا تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ أُخْرَى وَإِن تَدْعُ مُثْقَلَةٌ إِلَى حِمْلِهَا لَا يُحْمَلْ مِنْهُ شَيْءٌ وَلَوْ كَانَ ذَا قُرْبَى إِنَّمَا تُنذِرُ الَّذِينَ يَخْشَوْنَ رَبَّهُم بِالغَيْبِ وَأَقَامُوا الصَّلَاةَ وَمَن تَزَكَّى فَإِنَّمَا يَتَزَكَّى لِنَفْسِهِ وَإِلَى اللَّهِ الْمَصِيرُ
Okunuşu:
Ve la teziru vaziratüv vizra uhra ve in ted’u müskaletün ila hımliha la yuhmel minhü şey’üv ve lev kane za kurba innema tünzirullezıne yahşevne rabbehüm bil ğaybi ve ekamus salah ve men tezekka fe innema yetezekka li nefsih ve ilellahil mesıyr
Anlamı:
Hiçbir günahkar başka bir günahkarın yükünü yüklenmez. Günah yükü ağır olan kimse, (bir başkasını), günahını yüklenmeye çağırırsa, ondan hiçbir şey yüklenilmez, çağırdığı kimse yakını da olsa. Sen ancak, görmedikleri halde Rablerinden için için korkanları ve namaz kılanları uyarırsın. Kim arınırsa ancak kendisi için arınmış olur. Dönüş ancak Allah’adır.
25-) Fatır suresi 38. ayet:
Arapça:
إِنَّ اللَّهَ عَالِمُ غَيْبِ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ إِنَّهُ عَلِيمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ
Okunuşu:
İnnellahe alimü ğaybis semavati vel ard innehu alımüm bi zatüs sudur
Anlamı:
Şüphesiz Allah göklerin ve yerin gaybını bilendir. Şüphesiz o, göğüslerin özünü (kalplerde olanı) hakkıyla bilendir.

26-) Yasin suresi 11. ayet:
Arapça:
إِنَّمَا تُنذِرُ مَنِ اتَّبَعَ الذِّكْرَ وَخَشِيَ الرَّحْمَن بِالْغَيْبِ فَبَشِّرْهُ بِمَغْفِرَةٍ وَأَجْرٍ كَرِيمٍ
Okunuşu:
İnnema tünziru menittebeaz zikra ve haşiyer rahmane bil ğayb fe beşşirhü bi mağfirativ ve ecrin kerım
Anlamı:
Sen ancak zikre (Kuran’a) uyan ve görmeden Rahmân’dan korkan kimseyi uyarabilirsin. İşte böylesini, bir mağfiret ve güzel bir mükafatla müjdele.

27-) Zümer suresi 46. ayet:
Arapça:
قُلِ اللَّهُمَّ فَاطِرَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ عَالِمَ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ أَنتَ تَحْكُمُ بَيْنَ عِبَادِكَ فِي مَا كَانُوا فِيهِ يَخْتَلِفُونَ
Okunuşu:
Külillahümme fatıras semavati vel erdı alimel ğaybi veş şehadeti ente tahkümü beyne ıbadike fıma kanu fıhi yahtelifun
Anlamı:
De ki: “Ey göklerin ve yerin yaratıcısı olan, gaybı da, görünen alemi de bilen Allah’ım! Ayrılığa düştükleri şeyler konusunda kulların arasında sen hükmedersin.”

28-) Hucurat suresi 18. ayet:
Arapça:
إِنَّ اللَّهَ يَعْلَمُ غَيْبَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَاللَّهُ بَصِيرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ
Okunuşu:
İnnellahe ya’lemü ğaybes semavati vel ard vallahü basıyrum bima ta’melun
Anlamı:
Şüphesiz Allah, göklerin ve yerin gaybını bilir. Allah yaptıklarınızı hakkıyla görendir.

29-) Tur suresi 41. ayet:
Arapça:
أَمْ عِندَهُمُ الْغَيْبُ فَهُمْ يَكْتُبُونَ
Okunuşu:
Em ındehumul ğaybu fe hum yektubun
Anlamı:
Yoksa, gayb ilmi onların yanında da ondan mı yazıyorlar?

30-) Necm suresi 35. ayet:
Arapça:
أَعِندَهُ عِلْمُ الْغَيْبِ فَهُوَ يَرَى
Okunuşu:
Eındehu ılmul ğaybi fe huve yera
Anlamı:
Gayb’ın ilmi kendi yanında da o gerçeği mi görüyor?

31-) Hadid suresi 25. ayet:
Arapça:
لَقَدْ أَرْسَلْنَا رُسُلَنَا بِالْبَيِّنَاتِ وَأَنزَلْنَا مَعَهُمُ الْكِتَابَ وَالْمِيزَانَ لِيَقُومَ النَّاسُ بِالْقِسْطِ وَأَنزَلْنَا الْحَدِيدَ فِيهِ بَأْسٌ شَدِيدٌ وَمَنَافِعُ لِلنَّاسِ وَلِيَعْلَمَ اللَّهُ مَن يَنصُرُهُ وَرُسُلَهُ بِالْغَيْبِ إِنَّ اللَّهَ قَوِيٌّ عَزِيزٌ
Okunuşu:
Lekad erselna rusulena bilbeyyinati ve enzelna me’ahumulkitabe velmiyzane liyekumennasu bilkıstı ve enzelnelhadiyde fiyhi be’sun şediydun ve menafi’u linnasi ve liya’lemallahu men yensuruhu ve rusulehu bilğaybi innallahe kaviyyun ‘aziyzun.
Anlamı:
Andolsun, biz elçilerimizi açık mucizelerle gönderdik ve beraberlerinde kitabı ve mizanı (ölçüyü) indirdik ki, insanlar adaleti yerine getirsinler. Kendisinde müthiş bir güç ve insanlar için birçok faydalar bulunan demiri yarattık (ki insanlar ondan yararlansınlar). Allah da kendisine ve Resüllerine gayba inanarak yardım edecekleri bilsin. Şüphesiz Allah kuvvetlidir, mutlak güç sahibidir.

32-) Haşr suresi 22. ayet:
Arapça:
هُوَ اللَّهُ الَّذِي لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ عَالِمُ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ هُوَ الرَّحْمَنُ الرَّحِيمُ
Okunuşu:
Huvallahulleziy la ilahe illa huve ‘alimulğaybi veşşehadeti huverrahmanurrahıymu.
Anlamı:
O, kendisinden başka hiçbir ilah olmayan Allah’tır. Gaybı da, görünen alemi de bilendir. O, Rahmân’dır, Rahîm’dir.

33-) Cum’a suresi 8. ayet:
Arapça:
قُلْ إِنَّ الْمَوْتَ الَّذِي تَفِرُّونَ مِنْهُ فَإِنَّهُ مُلَاقِيكُمْ ثُمَّ تُرَدُّونَ إِلَى عَالِمِ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ فَيُنَبِّئُكُم بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ
Okunuşu:
Kul innel mevtellezî tefirrûne minhu fe innehu mulâkîkum summe tureddûne ilâ âlimil gaybi veş şehâdeti fe yunebbiukum bi mâ kuntum ta’melûn(ta’melûne).
Anlamı:
De ki: “Muhakkak ki o, sizin kendisinden kaçtığınız ölüm, işte o mutlaka size mülâki olacak (siz ölümle karşılaşacaksınız). Sonra görünmeyeni ve görüneni bilen (Allah’a) döndürüleceksiniz. O zaman (Allah), yapmış olduklarınızı size haber verecek.”

34-) Tegabün suresi 18. ayet:
Arapça:
عَالِمُ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ
Okunuşu:
‘Alimulğaybi veşşehadetil’aziyzulhakiymu.
Anlamı:
O, gaybı da, görünen alemi de bilendir, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.

35-) Mülk suresi 12. ayet:
Arapça:
إِنَّ الَّذِينَ يَخْشَوْنَ رَبَّهُم بِالْغَيْبِ لَهُم مَّغْفِرَةٌ وَأَجْرٌ كَبِيرٌ
Okunuşu:
İnnelleziyne yahşevne rabbehum bilğaybi lehum mağfiretun ve ecrun kebiyrun.
Anlamı:
Görmedikleri halde Rablerinden korkanlar için bir bağışlanma ve büyük bir mükafat vardır.

36-) Kalem suresi 47. ayet:
Arapça:
أَمْ عِندَهُمُ الْغَيْبُ فَهُمْ يَكْتُبُونَ
Okunuşu:
Em ‘ındehumulğaybu fehum yektubune.
Anlamı:
Yahut gayb (levh-i mahfuz) kendi yanlarında da onlar mı (bundan aktarıp) yazıyorlar?

37-) Cin suresi 26. ayet:
Arapça:
عَالِمُ الْغَيْبِ فَلَا يُظْهِرُ عَلَى غَيْبِهِ أَحَدًا
Okunuşu:
Âlimul gaybi fe lâ yuzhiru alâ gaybihî ehadâ(ehaden).
Anlamı:
O (Allah), gaybı bilendir. Fakat O, gaybını hiç kimseye izhar etmez (açıklamaz).

Gayb ile ilgili hadisler:
Resulullah efendimizin mucize olarak gelecekten haber verdiği (Bir zaman gelecek) diye başlayan hadis-i şeriflerden bazıları şunlardır:
1-) Bir zaman gelecek, insanlar, yalnız parayı düşünüp, helal haram düşünmeyecekler. (Buhari)
2-) Rüşvet, hediye adı altında verilecek, gözdağı için suçsuz kişiler öldürülecek. (İ. Gazali)
3-) Peygamberim diyen yalancılar çıkacak, benden sonra peygamber gelmeyecek. (Mişkat)
4-) Allah’ın kitabının dışında uyacağımız bir şey yok diyenler çıkacaktır. (Ebu Davud)
5-) Kur’an, dünyalık için okunacaktır. (Ebu Davud)
6-) Din adamları, ince meseleleri ele alıp, halkı şaşırtacaklar. (Taberani)
7-) Din alimi kalmayacak, din adamı yerine geçirilen cahiller, bilmeden fetva verecek, herkesi, doğru yoldan çıkarmaya çalışacak. (Buhari)
😎 Hacca, hükümdarlar [devlet başkanları] gezi için, zenginler ticaret, fakirler dilenmek, din görevlileri de gösteriş için gidecekler. (Hatib)
9-) Anarşi ve ölüm çoğalacak. (İbni Mace)
10-) Gayb olan şeyler beştir. Onları yalnız Allah-ü teala bilir. Ana rahminde olanı, yarın ne olacağını, ne zaman yağmur yağacağını, nerede ve ne zaman öleceğini, kıyametin ne zaman kopacağını. (Hadîs-i şerîf-Buhârî-Müslim)

Gayb ile ilgili kelimeler:
Gayb-ül gayb: Kalpte olmayan şey. Hiç ortada eseri, varlığının, geleceğinin izi ve nişanı olmayan. Gaybın gaybı olan.
Gayb-aşina: Gaybı bilen. Gaybdan haberi olan. Gelecekten veya ahiretten haberi olan.
Gayb-bîn: Gaybı gören. Herkesin bilemediği geleceği feraseti ile hissedip bilen. İstikbalden haber veren.
Gayb-dan: Gaybı bilen.
Gaybet:
1-) Gaiplik, hazır olmama, meydanda bulunmama, görünmeme.
2-) Gıybet.
3-) tasavvuf; Kalbe gelen feyiz ve tecellinin çokluğu sebebiyle maddiyat alemine ait hallere karşı duyarlığı kaybetme durumu, çevresinin ve kendisinin ne yaptığını fark edemez hale gelme, halkın halinden ve eşyadan haberi olmama
Gaybî: Hazırda olmayan. Görünmeyenlere ait. Hazır olmayanlara ait. Başka alemdekilere ait. Ahirete ait. Gayba ait ve müteallik.
Gaybiyan: Gayp alemine mensup olan kimseler.
Gaybiyye: Gaybi kelimesinin tamlamalarda ortaya çıkan aynı manadaki müennes şekli.
Gaybûbet: Göz önünde olmama, hazır ve görünürde bulunmama, başka yerde olma.
Gaybûbet etmek: Kaybolmak, çekilip gitmek, görünmez olmak.
Ahbâr-ı gayb: Bizce bilinmeyen gayb alemlerine ve geleceğe dair haberler.
Âlem-i gayb (Gayp âlemi): Zahir duygularımızla bilinemeyen ve ervah ve meleklere, cinlere mahsus olan alem. Mazi ve müstakbeldeki mahlukatın manevi hayatlarının alemi.
Âlim-ül-gayb ve-ş-şehâde: Görüleni ve görülmeyeni bilen. Allah.
Dest-i gaybî:
1-) Görünmez el, inâyet-i İlâhi.
2-) Mecazi; Allah’ın yardımı.
Esrâr-ı gaybiyye: Manevi aleme ait sırlar.
Gayp erenleri: tasavvuf; Her asırda Cenâb-ı Hakk’ın alemi idareye memur ettiği ve insanlardan gizlediği sevgili kulları.
Gayb-ı meknun ve gayb-ı masun: tasavvuf; Ancak dünya bağlarından sıyrılıp Allah’tan başka hiçbir şey bilmeme mertebesine erişen velilere ayan olan ilahi sırlar.
Gayb-ı mutlak: tasavvuf; Allah’tan başka hiç kimsenin bilmediği gayp, zat sırrı.
Hazîne-i gayb : Allah nimetlerinin gözle görünmeyen hazinesi.
İhbar-ı gaybî: Gayıbtan verilen haber. Geçmiş zamandan veya gelecekten verilen haber.
Lisan-ı gayb: Gaybın haberlerini bildiren dil. Ahiret ahvalini veya bizce bilinmeyen gayb hükmündeki haberleri söyleyen. “Kur’an-ı Kerim”
Mal-i gaybî: Bulunmuş ve sahibi çıkmamış mal.
Mefatih-ül gayb (Mugayyebat-ı hamse): İmam-ı Razi’nin bir tefsiri.
Ricali gayb (Ricâlullâh: Her devirde bulunan ve herkesçe görülmeyen ve bilinmeyen ve Allah’ın (c.c.) emirlerine göre çalışan mübarek, büyük zatlar.
Setr-i gayb: Gizlilik perdesi.
Sutur-ül gayb: Bizce bilinmeyen işler ve hadiseler, manalar.
Tevafukat-ı gaybiye: Göze görünmeyen ve bizim için gaybi olan tevafuklar. Kuran veya kıymetli dini eserlerde, bir kısım kudsi kelimelerin, yazılışlarında İlahi bir takdir ile, alt alta ve yan yana dizilişleri.
Umu-u gaybiye: Gaybi olan ve hissiyatımızla bilinmeyen işler. Geçmiş zamana yahut geleceğe dair olan ve hazırda mevcut olmayan işler.
Zahr-ı gayb: Gıyabında, kendisi hazır olmadan.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir