Ehl

Posted by

Ehl (Ehil): Yabancı olmayan, alışık olduğumuz.
1-) Bir işte yetkili olan, bir işi yapan, erbap.
2-) Sahip.
3-) Karı kocadan her biri, eş.

Ehl (ehil) ile ilgili ayetler:
1-) Nisa suresi 58. ayet:
Arapça:
إِنَّ اللَّهَ يَأْمُرُكُمْ أَنْ تُؤَدُّوا الْأَمَانَاتِ إِلَى أَهْلِهَا وَإِذَا حَكَمْتُمْ بَيْنَ النَّاسِ أَنْ تَحْكُمُوا بِالْعَدْلِ إِنَّ اللَّهَ نِعِمَّا يَعِظُكُمْ بِهِ إِنَّ اللَّهَ كَانَ سَمِيعًا بَصِيرًا
Okunuşu:
İnnellahe ye’müruküm en tüeddül emanati ila ehliha ve iza hakemtüm beynen nasi en tahkümü bil adlv innellahe niımma yeızuküm bih innellahe kane semıam basıyra
Anlamı:
Allah size, emanetleri mutlaka ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emrediyor. Doğrusu Allah, bununla size ne güzel öğüt veriyor! Şüphesiz ki Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.

2-) Ahzab suresi 33. ayet:
Arapça:
وَقَرْنَ فِي بُيُوتِكُنَّ وَلَا تَبَرَّجْنَ تَبَرُّجَ الْجَاهِلِيَّةِ الْأُولَى وَأَقِمْنَ الصَّلَاةَ وَآتِينَ الزَّكَاةَ وَأَطِعْنَ اللَّهَ وَرَسُولَهُ إِنَّمَا يُرِيدُ اللَّهُ لِيُذْهِبَ عَنكُمُ الرِّجْسَ أَهْلَ الْبَيْتِ وَيُطَهِّرَكُمْ تَطْهِيرًا
Okunuşu:
Ve karne fı büyutikünne ve la teberracne teberrucel cahiliyyetil ula ve ekımmes salete ve atınez zekate ve etı’nellahe ve rasuleh innema yürıdüllahü li yüzhibe ankümür ricse ehlel beyti ve yütahhiraküm tathıra
Anlamı:
Evlerinizde oturun, eski cahiliye adetinde olduğu gibi açılıp saçılmayın. Namazı kılın, zekatı verin, Allah’a ve Resûlüne itaat edin. Ey Ehl-i Beyt! Allah sizden, sadece günahı gidermek ve sizi tertemiz yapmak istiyor.

3-) Ali İmran suresi 64. ayet:
Arapça:
قُلْ يَا أَهْلَ الْكِتَابِ تَعَالَوْاْ إِلَى كَلَمَةٍ سَوَاء بَيْنَنَا وَبَيْنَكُمْ أَلاَّ نَعْبُدَ إِلاَّ اللّهَ وَلاَ نُشْرِكَ بِهِ شَيْئًا وَلاَ يَتَّخِذَ بَعْضُنَا بَعْضاً أَرْبَابًا مِّن دُونِ اللّهِ فَإِن تَوَلَّوْاْ فَقُولُواْ اشْهَدُواْ بِأَنَّا مُسْلِمُونَ
Okunuşu:
Kul ya ehlel kitabi tealev ila kelimetin sevaim beynena ve beyneküm ella na’büde ilellahe ve la nüşrike bihı şey’ev ve la yettehıze ba’duna ba’dan erbabem min dunillah fe in tevellev fe kulüşhedu bi enna müslimun
Anlamı:
De ki: “Ey kitap ehli! Bizimle sizin aranızda ortak bir söze gelin: Yalnız Allah’a ibadet edelim. Ona hiçbir şeyi ortak koşmayalım. Allah’ı bırakıp da kimimiz kimimizi ilah edinmesin.” Eğer onlar yine yüz çevirirlerse, deyin ki: “Şahit olun, biz Müslümanlarız.”

Ehl (ehil) ile ilgili hadisler:
1-) Bir gün Resûlullah efendimiz, hazret-i Ali ile Fâtıma, Hasen ve Hüseyn’i mübarek abaları ile örterek; “İşte benim ehl-i abâm bunlardır. Yâ Rabbî! Bunlardan kötülüğü kaldır ve hepsini temiz eyle” buyurdu. (Hadîs-i şerîf-Mektûbât-ı Rabbânî)
2-) Ehl-i beytim, Nûh’un (aleyhisselâm) gemisi gibidir. Binen kurtulur, binmeyen boğulur. (Hadîs-i şerîf-Câmi-us-Sagîr-Müstedrek)
3-) Sırat köprüsünden ayakları kaymadan geçenler, ehl-i beytimi ve eshâbımı çok sevenlerdir. (Hadîs-i şerîf-Resâil-i İbn-i Âbidîn)
4-) Yâ Muâz bin Cebel! Sen, ehl-i kitâbdan bir kavme gidiyorsun. Onları ilk davet edeceğin şey, Allahü teâlâya ibadet etmeleri olsun. Allahü teâlâyı tanıdıkları zaman, onlara beş vakit namazın farz olduğunu söyle. Bunu da yaparlarsa, mallarından alıp, fakirlerine vereceğin zekatın farz olduğunu söyle. (Hadîs-i şerîf-Hilyet-ül-Evliyâ)
5-) Ey Ehl-i Suffa! Size müjdeler olsun. Eğer ümmetimden sizin içinde bulunduğunuz bu zor şartlara razı bir kimse kalmış olursa, o, elbette benim arkadaşlarımdandır. (Hadîs-i şerîf-Hilyet-ül-Evliyâ)
6-) Resûlullah efendimiz, ümmetinin başına gelecekleri bildirirken; “Benî İsrâil yetmiş iki kısma ayrıldı. Ümmetim de yetmiş üç fırkaya ayrılacaktır. Bunlardan yalnız biri kurtulacak, diğerlerinin hepsi Cehennem’e gidecektir.” Eshâb-ı kirâm bunu işitince, “O hangisidir yâ Resûlallah!” dediler. “Benim ve Eshâbımın yolunda olanlardır” buyurdu. İslâm âlimleri, bu hadîs-i şerîfte bildirilen tek kurtuluş fırkasının Ehl-i sünnet olduğunu bildirdiler. (Abdülhak-ı Dehlevî, İmâm-ı Rabbânî)

Ehl ile ilgili kelimeler:
Ehl-i abâ: Resûl-i ekrem ile birlikte hazret-i Ali, hazret-i Fâtıma, hazret-i Hasen ve Hüseyn’in hepsine verilen isim.
Ehl-i ahiret: Ahiret ehli, ahiret hayatını esas tutan kimseler.
Ehl-i âlem: Alemin ehli olan insanlar.
Ehl-i arz: Yer ehli, dünyalılar.
Ehl-i azap: Azap ehli, azaba uğrayanlar.
Ehl-i beyt: (ev halkı), Hz. Muhammed’le kızı Fatma ve damadı Ali’yle onların soyundan gelenlere denir.
Ehl-i bid’at (ehl-i bid’a): Kuran’ı ve hadisleri kendi görüşlerine göre yorumlayarak değiştirdikleri ileri sürülenler için kullanılmıştır.
Ehl-i cebr: Cebriyye, cebriyye fırkasından olan.
Ehl-i cehl: Cahiller, bilgisizler.
Ehl-i cezbe ve ehl-i istiğrak: Tarikat ve tasavvuf ehlinden olup zikir ve ibadetle kendinden geçip dünyayı unutanlar.
Ehl-i dalâlet: Dalalette olanlar.
Ehl-i dert: Aşık:
Ehli didar: Tanrıya aşık olanlar.
Ehl-i dikkat: Dikkat sahipleri.
Ehli dil (ehl-i kalb): Gönül adamı, kalender kişi derviş.
Ehl-i dirayet: Zeka, bilgi, tecrübe ehli.
Ehl-i diyânet: Din işlerinden anlayanlar. Dindarlar.
Ehl-i dünyâ: Dünya adamı, Ahireti düşünmeyen.
Ehl-i emsâr: Şehir, kasaba halkı.
Ehl-i ebed: Sonsuzluk ehli.
Ehli fena: Tasavvufta fena aşamasına erişenler.
Ehl-i fikir: Fikir ehli, düşünürler.
Ehl-i gaflet: Dünyaya dalıp, ahireti unutanlar.
Ehl-i garet: Yağmacı, çapulcu.
Ehl-i hadaret: Şehirlerde yaşayan. Medeni.
Ehl-i hak: Dünya işlerinden vaz geçerek kendilerini Tanrıya vermiş olanlar, gerçeğe ermiş kimseler.
Ehl-i hakikat: Hakikat ehli, doğru ve hak yolda olanlar.
Ehl-i hakk: Doğruluk sahipleri, imanı bütün, doğru kimseler.
Ehl-i Hâl: Hal sahibi. Manevi zevklere kavuşmuş kişi.
Ehl-i hârâbat: Meyhane adamları.
Ehl-i hayrât: Hayır ehli, sahipleri.
Ehl-i hevâ (ehl-i ehva):
1-) Arzu ve isteklerine tabi olanlar.
2-) Bid’at (dinde olmayan inanış ve işler) sahibi.
Ehl-i hıref: Kumaş dokuyan sanatkarlar.
Ehl-i hibre( ehl-i vukuf): Bir şeyi çok iyi bilen, bilirkişi.
Ehl-i hidayet: Hidayette ve doğru yolda olanlar. Hidayete erişmiş kimseler.
Ehl-i hikmet:
1-) Filozoflar.
2-) Hikmet ehli, hikmet bilen.
Ehl-i hükümet: Hükümete mensup kimseler, milleti idare edenler.
Ehl-i ırz: Yüz aklığı ve şan, itibar sahibi olan, namuslu kimse. Şerefli ve temiz olan. Namuslu, iffetli ve ismetli.
Ehl-i ictihad: Müctehid olan kişi, içtihat ehli.
Ehl-i idrâk: Düşünce sahipleri, her şeye akıl erdirenler.
Ehl-i ihtisas: İhtisas sahibi olan kimseler.
Ehl-i ilhad: Doğru meslek ve dinden, Hak yolundan çıkıp bâtıl yola sapan, imansızlar, dinsizler.
Ehl-i ilim: İlim ehli, alimler.
Ehl-i iman: İman ehli.
Ehli irfan: Tanrının bilgisine, gerçeğine erişmiş olanlar.
Ehl-i islâm: İslam topluluğu.
Ehl-i istiğrak: Manevi bir coşkunlukla kendinden geçmiş hale giren zatlar.
Ehl-i i’tizal (Mu’tezile): Mu’tezile’den olan.
Ehli kâl (söz ehli): Tanrısal gerçekten habersiz olanlar, dışa önem verip şeriatın dış görünüşlerine uyanlar.
Ehl-i kalb: Kalb ehli, manevi gerçekleri kalbiyle sezenler.
Ehl-i kalb ve iman: Kalp ve iman ehli olanlar, kalbiyle manevi olarak terakkide bulunanlar.
Ehl-i kelâm (Mütekellimîn):
Ehl-i Keşf: His ve akılla anlaşılamayan şeylerin, kalbine doğduğu veli zatlar.
Ehl-i keşfe’l-kubûr: Kabir ehlinin halini görenler.
Ehl-i Kıble: Müslüman.
Ehl-i Kitâb: Dört kitaptan birine inanan.
Ehl-i kubur: Kabirdekiler, ölüler.
Ehl-i kura: Köylerde, kasabalarda yaşayan.
Ehl-i kur’an: Kuran ehli.
Ehl-i kur’ân ve iman: Kuran ve iman ehli.
Ehl-i maârif: Eğitimciler; ilim ve irfan ehli olanlar.
Ehl-i meder: Evde oturan. Medeni.
Ehl-i mektep ve fen: Okumuş ve ilim ehli kimseler.
Ehl-i meşrutiyet: Meşrutiyet ehli, meşrutiyetçi.
Ehl-i muhabbet: Muhabbet sahipleri, sevgi ehli.
Ehl-i namus: Namuslu kimse, namus ehli.
Ehl-i nâr: Cehennemlik olan. Cehennem ehli.
Ehl-i nazar: Tefekkür ehli.
Ehl-i nefiy: Nefyedenler, aksini veya olmadığını iddia edenler.
Ehl-i nübüvvet: Peygamberler.
Ehl-i Rey (ehl-i kıyâs, eshâb-ı re’y): İçtihatta, dini hükümleri bildirmede İmâm-ı A’zam ve Irak alimlerinin yoluna tabi olanlar.
Ehl-i Rivâyet (ehl-i hadîs, ehl-i eser): Dini kaynaklardan hüküm çıkarırken Hicaz alimlerinin yoluna tabi olanlar.
Ehl-i salâh (ehl-i afa, ehl-i hayr, ehl-i fazi): hukuk; hali mestur, namuslu, doğru olan kimse.
Ehl-i Salîb: Haç sahipleri.
Ehl-i sekr:
1-) Aklı ile hareket edemeyip hissi ve zevki ile hareket eden, sarhoş.
2-) Tasavvuf; İlahi bir tecelli ile istiğrak halinde olanın kendinden geçmesi hali.
Ehl-i semâ: Gök ehli, melekler ve ruhaniler.
Ehl-i semâvât: Gök ehli, melekler ve ruhaniler.
Ehl-i sevahil: Sahilde, deniz veya göl kenarında yaşayanlar.
Ehl-i sûk: Çarşı halkı, esnaf.
Ehl-i Suffa(Ashabı suffa): Medîne-i münevverede, akrabaları ve evleri bulunmayan, Peygamber efendimizin mescidinin suffa denilen ve üzeri hurma dallarıyla örtülü bölümünde kalan eshâb-ı kirâm.
Ehl-i suffe: Suffe ehli ki bunlar, Medine’deki Mescid-i Nebevî’nin sofasında kalırlar ve burada Hz. Peygamber’den dini öğrenirlerdi.
Ehl-i Sünnet: Peygamberimizle sahabelerine itikatta uyanlar.
Ehl-i Sünnet Âlimleri: İnanılması lazım olan din bilgilerini Eshâb-ı kirâmdan (Peygamber efendimizin arkadaşlarından) doğru olarak öğrenip, kitaplara yazan ve Ehl-i sünnet itikadında olan İslam alimleri
Ehl-i Sünnet Îtikâdı: Peygamber efendimizin ve Eshâb-ı kirâmın (arkadaşlarının) ve onların yolunda bulunan İslam alimlerinin bildirdikleri doğru itikat, inanış.
Ehl-i şekavet: Sıkıntı ehli, Cehennemlik olanlar.
Ehl-i şer: Fenalık sahibi.
Ehl-i şîa: Hz. Alî’nin mezhebine bağlı olan kimseler.
Ehl-i şuhud: Kainatta tevhit delillerini aynen seyreden, İlahi ve gizli sırlarını Hakkın izni ile gören şuhud ehli. Veli.
Ehl-i şuur: Şuur ehli, bilinç sahibi olanlar.
Ehl-i tahkik: Hakikatleri delilleri ile bilen alimler.
Ehl-i tasavvuf: Kalbi dünyanın gelip geçici işlerinden ayırıp Allah sevgisi ile bağlayan tarikat ehli kimseler.
Ehl-i ta’kîb: Takip edenler, peşinden gidenler.
Ehl-i Tarîk: Bir tarikata, mensup, derviş.
Ehl-i Tertîb: fıkıh; farz olan beş vakit namazı, arada fasıla vermeden muntazam olarak kılan.
Ehl-i teşeyyu’: Şiilik iddia edenler.
Ehl-i tevhid: Cenab-ı Hakk’ın birliğini bilip inanan ve sadece bir Allah’a bağlanıp ibadet eden kimse.
Ehl-i ukubet: hukuk; men’edilen şeyleri yaptıklarından dolayı haklarında ceza tatbiki kolay olan akil baliğ kimseler, cezaya ehil kimseler.
Ehl-i ukul: Akıllılar, akıl sahipleri.
Ehli vatan: Kişinin doğduğu veya yaşadığı yer, yurt, konut.
Ehl-i veber ve bâdiye: Çadırda oturan bedevi Arap, çöl ahalisi.
Ehl-i vezâif: hukuk; vakfın gailesinden maaş ve tayına müstahik olan kimseler.
Ehl-i vifak: Beğenilen işlerde birbirine muvafakat edip uyanlar, anlaşanlar.
Ehl-i Vukûf (ehl-i hibre): İyi bilgisi olan, bilirkişi.
Ehl-i vücûd: Varlık sahipleri, insanlar.
Ehl-i zevk:
1-) Zevklenenler, lezzet alanlar.
2-) Tasavvuf; Cenab-ı Hakk’a yakınlıkla, kurbiyetle veya uyanık kalple iman ve Kur’an hakikatlarından zevk alanlar.
Ehl-i Zimmet: Cizye (vergi) vermek şartıyla İslam devleti içerisinde yaşayan gayr-i Müslim vatandaş. Zımmi.
Aktab-ı ehl-i beyt: Ehl-i Beytten yetişen kutuplar. Yani, büyük mürşitler.
Cemaat-i hademe-i ehl-i hiref: tarih; Saray işlerini yapmakla vazifelendirilmiş sanatkarlar zümresi.
Ehlullah: Allah’a itaat edip, O’nun sevgisi ile O’na yaklaşmış olan Veli. Allah’ın sevgisine mazhar olan Evliya.
Ehl-ül-farz: fıkıh; birinci derecedeki varis.
Ehl u iyâl: Bir kimsenin geçindirmek zorunda olduğu aile efradı ve diğer kimseler.
Eimme-i ehl-i beyt: Ehl-i Beyt’ten yetişen, saltanata bilfiil girmeyen ve karışmayan en salahiyetli, manevi nüfuz ve ilim ve riyaset sahibi imamlar.
Hubb-u ehl-i beyt: Ehl-i Beyt’e olan sevgi ve bağlılık. Hz. Peygamber’in (A.S.M.) neslinden gelenleri, onun izinden gidenleri ve onun yolunda sadık olup sebat edenleri sevmek.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir