Efsun

Posted by

Efsûn (füsun, rukye):
1-) Büyü, sihir, üfürük, göz bağcılık, arpağ.
2-) Mecazi. İnsanı hükmü altına alıp kendinden geçirecek kadar kuvvetli tesir, büyüleyici etki, cazibe.
3-) Fen yolu ile tecrübe edilmemiş maddeler ve Kur’an-ı kerimden olmayan, manasız yazılar kullanmak. Manası bilinmeyen ve imanın gitmesine sebep olan şeyleri okumak.

Efsun (büyü) ile ilgili ayetler:
1-) Bakara suresi 102. ayet:
Arapça:
وَٱتَّبَعُوا۟ مَا تَتْلُوا۟ ٱلشَّيَٰطِينُ عَلَىٰ مُلْكِ سُلَيْمَٰنَ ۖ وَمَا كَفَرَ سُلَيْمَٰنُ وَلَٰكِنَّ ٱلشَّيَٰطِينَ كَفَرُوا۟ يُعَلِّمُونَ ٱلنَّاسَ ٱلسِّحْرَ وَمَآ أُنزِلَ عَلَى ٱلْمَلَكَيْنِ بِبَابِلَ هَٰرُوتَ وَمَٰرُوتَ ۚ وَمَا يُعَلِّمَانِ مِنْ أَحَدٍ حَتَّىٰ يَقُولَآ إِنَّمَا نَحْنُ فِتْنَةٌ فَلَا تَكْفُرْ ۖ فَيَتَعَلَّمُونَ مِنْهُمَا مَا يُفَرِّقُونَ بِهِۦ بَيْنَ ٱلْمَرْءِ وَزَوْجِهِۦ ۚ وَمَا هُم بِضَآرِّينَ بِهِۦ مِنْ أَحَدٍ إِلَّا بِإِذْنِ ٱللَّهِ ۚ وَيَتَعَلَّمُونَ مَا يَضُرُّهُمْ وَلَا يَنفَعُهُمْ ۚ وَلَقَدْ عَلِمُوا۟ لَمَنِ ٱشْتَرَىٰهُ مَا لَهُۥ فِى ٱلْءَاخِرَةِ مِنْ خَلَٰقٍ ۚ وَلَبِئْسَ مَا شَرَوْا۟ بِهِۦٓ أَنفُسَهُمْ ۚ لَوْ كَانُوا۟ يَعْلَمُونَ
Okunuşu:
Vettebeu ma tetluş şeyatîynu ala mulki suleyman ve ma kefera suleymanu ve lakinneş şeyatîyne keferu yuallimunen nasas sîhra ve ma unzile alel melekeyni bi babile harute ve marut ve ma yuallimani min ehadin hatta yekula innema nahnu fitnetun fe la tekfur fe yeteallemune minhuma ma yuferrikune bihî beynel mer’i ve zevcih ve ma hum bi darrîne bihî min ehadin illa bi iznillah ve yeteallemune ma yedurruhum ve la yenfeuhum ve le kad alimu le menişterahu ma lehu fil ahîrati min halakîv ve le bi’se ma şerav bihî enfusehum lev kanu la’lemun
Anlamı:
Süleyman’ın hükümranlığı hakkında onlar, şeytanların uydurup söylediklerine tâbi oldular. Halbuki Süleyman büyü yapıp kâfir olmadı. Lâkin şeytanlar kâfir oldular. Çünkü insanlara sihri ve Babil’de Hârut ile Mârut isimli iki meleğe indirileni öğretiyorlardı. Halbuki o iki melek, herkese: Biz ancak imtihan için gönderildik, sakın yanlış inanıp da kâfir olmayasınız, demeden hiç kimseye (sihir ilmini) öğretmezlerdi. Onlar, o iki melekten, karı ile koca arasını açacak şeyleri öğreniyorlardı. Oysa büyücüler, Allah’ın izni olmadan hiç kimseye zarar veremezler. Onlar, kendilerine fayda vereni değil de zarar vereni öğrenirler. Sihri satın alanların (ona inanıp para verenlerin) ahiretten nasibi olmadığını çok iyi bilmektedirler. Karşılığında kendilerini sattıkları şey ne kötüdür! Keşke bunu anlasalardı!

2-) Maide suresi 110. ayet:
Arapça:
إِذْ قَالَ ٱللَّهُ يَٰعِيسَى ٱبْنَ مَرْيَمَ ٱذْكُرْ نِعْمَتِى عَلَيْكَ وَعَلَىٰ وَٰلِدَتِكَ إِذْ أَيَّدتُّكَ بِرُوحِ ٱلْقُدُسِ تُكَلِّمُ ٱلنَّاسَ فِى ٱلْمَهْدِ وَكَهْلًا ۖ وَإِذْ عَلَّمْتُكَ ٱلْكِتَٰبَ وَٱلْحِكْمَةَ وَٱلتَّوْرَىٰةَ وَٱلْإِنجِيلَ ۖ وَإِذْ تَخْلُقُ مِنَ ٱلطِّينِ كَهَيْـَٔةِ ٱلطَّيْرِ بِإِذْنِى فَتَنفُخُ فِيهَا فَتَكُونُ طَيْرًۢا بِإِذْنِى ۖ وَتُبْرِئُ ٱلْأَكْمَهَ وَٱلْأَبْرَصَ بِإِذْنِى ۖ وَإِذْ تُخْرِجُ ٱلْمَوْتَىٰ بِإِذْنِى ۖ وَإِذْ كَفَفْتُ بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ عَنكَ إِذْ جِئْتَهُم بِٱلْبَيِّنَٰتِ فَقَالَ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ مِنْهُمْ إِنْ هَٰذَآ إِلَّا سِحْرٌ مُّبِينٌ
Okunuşu:
İz kalellahü ya iysebne meryemezkür nı’metı aleyke ve ala validetik iza eyyedtüke bi ruhıl kudüsi tükellimün nase fil mehdi ve kehla ve iz alemtükel kitabe vel hıkmete vet tevrate vel incıl ve iz tahlüku minet tıyni ke hey’etit tayri bi iznı fe tenfühu fıha fe tekunü tayram bi iznı ve tübriül ekmehe vel ebrasa bi iznı ve iz huricül mevta bi iznı ve iz kefeftü benı israıle anke iz ci’tehüm bil beyyinati fe kalellezıne keferu minhüm in haza illa sıhrum mübın
Anlamı:
Allah o zaman şöyle diyecek: “Ey Meryem oğlu İsa! Sana ve annene (verdiğim) nimetimi hatırla! Hani seni mukaddes ruh (Cebrail) ile desteklemiştim; (bu sayede) sen beşikte iken de yetişkin çağında da insanlarla konuşuyordun. Sana kitabı (okuyup yazmayı), hikmeti, Tevrat ve İncil’i öğretmiştim. Benim iznimle çamurdan, kuş şeklinde bir şey yapıyordun da ona üflüyordun, hemen benim iznimle o bir kuş oluyordu. Yine benim iznimle anadan doğma körü ve alacalıyı iyileştiriyordun. Ölüleri benim iznimle (hayata) çıkarıyordun. Hani İsrailoğullarını (seni öldürmekten) engellemiştim; kendilerine apaçık deliller (mucizeler) getirdiğin zaman içlerinden inkâr edenler, “Bu, apaçık bir sihirden başka bir şey değildir” demişlerdi.

3-) Enam suresi 7. ayet:
Arapça:
وَلَوْ نَزَّلْنَا عَلَيْكَ كِتَابًا فِي قِرْطَاسٍ فَلَمَسُوهُ بِأَيْدِيهِمْ لَقَالَ الَّذِينَ كَفَرُواْ إِنْ هَذَا إِلاَّ سِحْرٌ مُّبِينٌ
Okunuşu:
Ve lev nezzelna aleyke kitaben fı kırtasin fe lemessuhü bi eydıhim le kalellezıne keferu in haza illa sıhrum mübın
Anlamı:
Eğer sana kâğıt üzerine yazılmış bir kitap indirseydik de onlar elleriyle onu tutmuş olsalardı, yine de inkâr ediciler: Bu, apaçık büyüden başka bir şey değildir, derlerdi.

4-) Araf suresi 109. ayet:
Arapça:
قَالَ الْمَلَاُ مِنْ قَوْمِ فِرْعَوْنَ اِنَّ هٰذَا لَسَاحِرٌ عَلٖيمٌ
Okunuşu:
Kalel meleü min kavmi fir’avne inne haza le sahırun alım
Anlamı:
Firavun’un kavminden ileri gelenler dediler ki: “Şüphesiz bu adam usta bir sihirbazdır.”
5-) Araf suresi 116. ayet:
Arapça:
قَالَ اَلْقُوا فَلَمَّا اَلْقَوْا سَحَرُوا اَعْيُنَ النَّاسِ وَاسْتَرْهَبُوهُمْ وَجَاٶُ بِسِحْرٍ عَظٖيمٍ
Okunuşu:
Kale elku fe lemma elkav seharu a’yünen nasi vesterhebuhüm ve cau bi sıhrin azıym
Anlamı:
(Mûsâ), “Siz atın” dedi. Bunun üzerine onlar (ellerindekini) atınca insanların gözlerini büyülediler ve onlara korku saldılar. Büyük bir sihir yaptılar.

6-) Yunus suresi 2. ayet:
Arapça:
اَﻛَﺎنَ ﻟِﻠﻨَّﺎسِ ﻋَﺡَﺒًﺎ اَنْ اَوْﺣَﻴْﻨَٓﺎ اِﻟٰﻰ رَﺟُﻞٍ ﻣِﻨْﻬُﻢْ اَنْ اَﻧْﺬِرِ اﻟﻨَّﺎسَ وَﺑَﺸِّﺮِ اﻟَّﺬٖﻳﻦَ اٰﻣَﻨُٓﻮا اَنَّ ﻟَﻬُﻢْ ﻗَﺪَمَ ﺻِﺪْقٍ ﻋِﻨْﺪَ رَﺑِّﻬِﻢْ ﻗَﺎلَ اﻟْﻜَﺎﻓِﺮُونَ اِنَّ ﻫٰﺬَا ﻟَﺴَﺎﺣِﺮٌ ﻣُﺒٖﻴﻦٌ
Okunuşu:
E kane linnasi aceben en evhayna ila racülim minhüm en enzirin nase ve beşşirillezıne amenu enne lehüm kademe sıdkın ınde rabbihim kalel kafirune inne haza le sahırum mübın
Anlamı:
İçlerinden bir adama, insanları uyar ve iman edenlere, Rableri katında kendileri için bir doğruluk makamı bulunduğunu müjdele diye vahyetmemiz, insanlar için şaşılacak bir şey mi oldu ki o kâfirler, “Bu elbette apaçık bir sihirbazdır” dediler?
7-) Yunus suresi 77. ayet:
Arapça:
ﻗَﺎلَ ﻣُﻮﺳٰٓﻰ اَﺗَﻘُﻮﻟُﻮنَ ﻟِﻠْﺤَﻖِّ ﻟَﻤَّﺎ ﺟَٓﺎءَﻛُﻢْ اَﺳِﺤْﺮٌ ﻫٰﺬَا وَﻟَﺎ ﻳُﻔْﻠِﺢُ اﻟﺴَّﺎﺣِﺮُونَ
Okunuşu:
Kale musa e tekulune lil hakkı lemma caeküm e sıhrun haza ve la yüflihus sahırun
Anlamı:
Mûsâ: “Size hak gelince, onun hakkında böyle mi diyorsunuz? Bu bir sihir midir? Oysa sihirbazlar, iflah olmazlar!” dedi.
😎 Yunus suresi 81. ayet:
Arapça:
ﻓَﻠَﻤَّٓﺎ اَﻟْﻘَﻮْا ﻗَﺎلَ ﻣُﻮﺳٰﻰ ﻣَﺎ ﺟِﺌْﺘُﻢْ ﺑِﻪِ اﻟﺴِّﺤْﺮُ اِنَّ اﻟﻠّٰﻪَ ﺳَﻴُﺒْﻄِﻠُﻪُ اِنَّ اﻟﻠّٰﻪَ ﻟَﺎ ﻳُﺼْﻠِﺢُ ﻋَﻤَﻞَ اﻟْﻤُﻔْﺴِﺪٖﻳﻦَ
Okunuşu:
Fe lemma elkav kale musa ma ci’tüm bihis sıhr innellahe seyübtılüh innellahe la yuslihu amelel müfsidın
Anlamı:
Sihirbazlar atacaklarını atınca Mûsâ dedi ki: “Sizin bu yaptığınız sihirdir. Allah onu elbette boşa çıkaracaktır. Çünkü Allah bozguncuların işini düzeltmez.

9-) Hud suresi 7. ayet:
Arapça:
وَﻫُﻮَ اﻟَّﺬٖى ﺧَﻠَﻖَ اﻟﺴَّﻤٰﻮَاتِ وَاﻟْﺎَرْضَ ﻓٖﻰ ﺳِﺘَّﺔِ اَﻳَّﺎمٍ وَﻛَﺎنَ ﻋَﺮْﺷُﻪُ ﻋَﻠَﻰ اﻟْﻤَٓﺎءِ ﻟِﻴَﺒْﻠُﻮَﻛُﻢْ اَﻳُّﻜُﻢْ اَﺣْﺴَﻦُ ﻋَﻤَﻠًﺎ وَﻟَﺌِﻦْ ﻗُﻠْﺖَ اِﻧَّﻜُﻢْ ﻣَﺒْﻌُﻮﺛُﻮنَ ﻣِﻦْ ﺑَﻌْﺪِ اﻟْﻤَﻮْتِ ﻟَﻴَﻘُﻮﻟَﻦَّ اﻟَّﺬٖﻳﻦَ ﻛَﻔَﺮُٓوا اِنْ ﻫٰﺬَٓا اِﻟَّﺎ ﺳِﺤْﺮٌ ﻣُﺒٖﻴﻦٌ
Okunuşu:
Ve hüvellezı halekas semavati vel erda fı sitteti eyyamiv ve kane arşühu alel mai li yeblüveküm eyyüküm ahsenü amela ve le in kulte inneküm meb’usune mim ba’dil mevti le yekulennellezıne keferu in haza illa sıhrum mübın
Anlamı:
O, hanginizin amelinin daha güzel olacağı konusunda sizi imtihan için, henüz Arş’ı su üstünde iken gökleri ve yeri altı gün içinde (altı evrede) yaratandır. Böyle iken “Ölümden sonra şüphesiz diriltileceksiniz” desen, inkarcılar “Mutlaka bu apaçık bir büyüdür” derler.

10-) Hicr suresi 15. ayet:
Arapça:
لَقَالُواْ إِنَّمَا سُكِّرَتْ أَبْصَارُنَا بَلْ نَحْنُ قَوْمٌ مَّسْحُورُونَ
Okunuşu:
Le kalu innema sükkirat ebsaruna bel nahnü kavmün meshurun
Anlamı:
Mutlaka “Gözlerimiz döndürüldü, biz büyülenmiş bir topluluğuz” derler.

11-) İsra suresi 47. ayet:
Arapça:
نَّحْنُ أَعْلَمُ بِمَا يَسْتَمِعُونَ بِهِ إِذْ يَسْتَمِعُونَ إِلَيْكَ وَإِذْ هُمْ نَجْوَى إِذْ يَقُولُ الظَّالِمُونَ إِن تَتَّبِعُونَ إِلاَّ رَجُلاً مَّسْحُورًا
Okunuşu:
Nahnü a’lemü bima yestemiune bihı iz yestemiune ileyke ve iz hüm necva iz yekulüz zalimune in tetteiune illa racülem meshura
Anlamı:
Onlar seni dinlerlerken hangi maksatla dinlediklerini, kendi aralarında konuşurlarken de o zalimlerin, “Siz ancak büyülenmiş bir adama uyuyorsunuz” dediklerini çok iyi biliyoruz.
12-) İsra suresi 101. ayet:
Arapça:
وَلَقَدْ آتَيْنَا مُوسَى تِسْعَ آيَاتٍ بَيِّنَاتٍ فَاسْأَلْ بَنِي إِسْرَائِيلَ إِذْ جَاءهُمْ فَقَالَ لَهُ فِرْعَونُ إِنِّي لَأَظُنُّكَ يَا مُوسَى مَسْحُورًا
Okunuşu:
Ve le kad ateyna musa tis’a ayatim beyyinatin fes’el benı israıle iz caehüm fe kale lehu fir’avnü innı le ezunnüke ya musa meshura
Anlamı:
Andolsun, biz Mûsâ’ya apaçık dokuz mucize verdik. İsrailoğullarına sor (sana anlatsınlar): Hani Mûsâ onlara gelmiş ve Firavun da ona, “Ben senin kesinlikle büyülendiğini zannediyorum ey Mûsâ!” demişti.

13-) Taha suresi 57. ayet:
Arapça:
قَالَ أَجِئْتَنَا لِتُخْرِجَنَا مِنْ أَرْضِنَا بِسِحْرِكَ يَا مُوسَى
Okunuşu:
Kale ec’tena li tuhricena min erdına bi sıhrike ya musa
Anlamı:
Şöyle dedi: “Ey Mûsâ! Sihrin ile bizi yurdumuzdan çıkarmak için mi geldin?”
14-) Taha suresi 58. ayet:
Arapça:
فَلَنَأْتِيَنَّكَ بِسِحْرٍ مِّثْلِهِ فَاجْعَلْ بَيْنَنَا وَبَيْنَكَ مَوْعِدًا لَّا نُخْلِفُهُ نَحْنُ وَلَا أَنتَ مَكَانًا سُوًى
Okunuşu:
Fe le ne’tiyenneke bi sıhrim mislihı fec’al beynena ve belneke mev’ıdel la nuhlifühu nahnü ve la ente mekanen süva
Anlamı:
“Biz de mutlaka sana karşı onun gibi bir sihir yapacağız. Bunun için seninle bizim aramızda; uygun bir yerde, senin de, bizim de caymayacağımız bir buluşma vakti belirle.”
15-) Taha suresi 63. ayet:
Arapça:
قَالُوا إِنْ هَذَانِ لَسَاحِرَانِ يُرِيدَانِ أَن يُخْرِجَاكُم مِّنْ أَرْضِكُم بِسِحْرِهِمَا وَيَذْهَبَا بِطَرِيقَتِكُمُ الْمُثْلَى
Okunuşu:
Kalu in hazani le sahırani yürıdani ey yuhricaküm min erdıküm bi sıhrihima ve yezheba bi tarıkatikümül müsla
Anlamı:
Şöyle dediler: “Şüphesiz bu ikisi, sihirleri ile sizi yurdunuzdan çıkarmak ve en üstün olan dininizi ortadan kaldırmak isteyen birer sihirbazdırlar.”
16-) Taha suresi 66. ayet:
Arapça:
قَالَ بَلْ أَلْقُوا فَإِذَا حِبَالُهُمْ وَعِصِيُّهُمْ يُخَيَّلُ إِلَيْهِ مِن سِحْرِهِمْ أَنَّهَا تَسْعَى
Okunuşu:
Kale bel elku fe iza hıbalühüm ve ısıyyühüm yühayyehü ileyhi min sıhrihim enneha tes’a
Anlamı:
Mûsâ: “Yok, (önce) siz atın” dedi. Bir de ne görsün, onların ipleri ve değnekleri yaptıkları sihirden dolayı kendisine hızla sürünür gibi görünüyor.
17-) Taha suresi 69. ayet:
Arapça:
وَأَلْقِ مَا فِي يَمِينِكَ تَلْقَفْ مَا صَنَعُوا إِنَّمَا صَنَعُوا كَيْدُ سَاحِرٍ وَلَا يُفْلِحُ السَّاحِرُ حَيْثُ أَتَى
Okunuşu:
Ve elkı ma fı yemınike telkaf ma saneu innema saneu keydü sahır ve la yüflihus sahırü haysü eta
Anlamı:
“Sağ elindekini (değneğini) at ki, onların yaptıklarını yutsun. Şüphesiz yaptıkları bir sihirbaz hilesidir. Sihirbaz ise nereye varsa kurtuluşa eremez.”
18-) Taha suresi 70. ayet:
Arapça:
فَأُلْقِيَ السَّحَرَةُ سُجَّدًا قَالُوا آمَنَّا بِرَبِّ هَارُونَ وَمُوسَى
Okunuşu:
Fe ülkıyes seharatü sücceden kalu amenna bi rabbi harune ve musa
Anlamı:
(Mûsâ’nın değneği, sihirbazların ipleriyle değneklerini yutunca) sihirbazlar hemen secdeye kapandılar ve, “Hârûn ve Mûsâ’nın Rabbine inandık” dediler.
19-) Taha suresi 73. ayet:
Arapça:
إِنَّا آمَنَّا بِرَبِّنَا لِيَغْفِرَ لَنَا خَطَايَانَا وَمَا أَكْرَهْتَنَا عَلَيْهِ مِنَ السِّحْرِ وَاللَّهُ خَيْرٌ وَأَبْقَى
Okunuşu:
İnna amenna bi rabbina li yağfira lena hatayana ve ma ekrahtena aleyhi mines sıhr vallahü hayruv ve ebka
Anlamı:
“Şüphesiz ki biz; günahlarımızı ve bize zorla yaptırdığın sihri affetmesi için, Rabbimize inandık. Allah’ın vereceği mükafat daha hayırlı ve daha kalıcıdır.”

20-) Furkan suresi 8. ayet:
Arapça:
أَوْ يُلْقَى إِلَيْهِ كَنزٌ أَوْ تَكُونُ لَهُ جَنَّةٌ يَأْكُلُ مِنْهَا وَقَالَ الظَّالِمُونَ إِن تَتَّبِعُونَ إِلَّا رَجُلًا مَّسْحُورًا
Okunuşu:
Ev yülka ileyhi kenzün ev tekunü lehu cennetüy ye’külü minha ve kalez zalimune in tettebiune illa racülem meshura
Anlamı:
“Yahut kendisine bir hazine verilseydi veya ürününden yiyeceği bir bahçesi olsaydı ya! “Zalimler (inananlara): “Siz ancak büyülenmiş bir adama uyuyorsunuz” dediler.

21-) Şuara suresi 34. ayet:
Arapça:
قَالَ لِلْمَلَإِ حَوْلَهُ إِنَّ هَذَا لَسَاحِرٌ عَلِيمٌ
Okunuşu:
Kale lil melei havlehu inne haza lesahırun alım
Anlamı:
Firavun, çevresindeki ileri gelenlere, “Şüphesiz bu bilgin bir sihirbazdır” dedi.
22-) Şuara suresi 41. ayet:
Arapça:
فَلَمَّا جَاء السَّحَرَةُ قَالُوا لِفِرْعَوْنَ أَئِنَّ لَنَا لَأَجْرًا إِن كُنَّا نَحْنُ الْغَالِبِينَ
Okunuşu:
Fe lemma caes seharatü kalu li fir’avne einne lena le ecran in künna nahnül ğalibın
Anlamı:
Sihirbazlar gelince, Firavun’a, “Eğer biz üstün gelirsek gerçekten bize bir mükafat var mı?” dediler.
23-) Şuara suresi 46. ayet:
Arapça:
فَأُلْقِيَ السَّحَرَةُ سَاجِدِينَ
Okunuşu:
Fe ülkıyes seharatü sacidın
Anlamı:
Bunun üzerine sihirbazlar derhal secdeye kapandılar.
24-) Şuara suresi 49. ayet:
Arapça:
قَالَ آمَنتُمْ لَهُ قَبْلَ أَنْ آذَنَ لَكُمْ إِنَّهُ لَكَبِيرُكُمُ الَّذِي عَلَّمَكُمُ السِّحْرَ فَلَسَوْفَ تَعْلَمُونَ لَأُقَطِّعَنَّ أَيْدِيَكُمْ وَأَرْجُلَكُم مِّنْ خِلَافٍ وَلَأُصَلِّبَنَّكُمْ أَجْمَعِينَ
Okunuşu:
Kale amentüm lehu kable en azene leküm innehu le kebirukümüllezı allemekümüs sıhr fe le sevfe ta’lemun le ükattıanne eydiyeküm ve ercüleküm min hılafiv ve la üzallibenneküm ecmeıyn
Anlamı:
Firavun, “Ben size izin vermeden ona inandınız ha? Mutlaka o size sihri öğreten büyüğünüzdür. Yakında bilip göreceksiniz siz! Andolsun, ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim ve hepinizi asacağım” dedi.
25-) Şuara suresi 153. ayet:
Arapça:
قَالُوا إِنَّمَا أَنتَ مِنَ الْمُسَحَّرِينَ
Okunuşu:
Kalu innema ente minel müsahharın
Anlamı:
Dediler ki: “Sen ancak büyülenmişlerdensin.”

26-) Neml suresi 13. ayet:
Arapça:
فَلَمَّا جَاءتْهُمْ آيَاتُنَا مُبْصِرَةً قَالُوا هَذَا سِحْرٌ مُّبِينٌ
Okunuşu:
Felemma caethüm ayatüna mübsıraten kalu haza sıhrum mübın
Anlamı:
Nitekim âyetlerimiz kendilerine gerçeği gösterecek biçimde gelince, “Bu apaçık bir sihirdir” dediler.

27-) Kasas suresi 36. ayet:
Arapça:
فَلَمَّا جَاءهُم مُّوسَى بِآيَاتِنَا بَيِّنَاتٍ قَالُوا مَا هَذَا إِلَّا سِحْرٌ مُّفْتَرًى وَمَا سَمِعْنَا بِهَذَا فِي آبَائِنَا الْأَوَّلِينَ
Okunuşu:
Felemma caehüm musa bi ayatina beyyinatin kalu ma haza illa sıhrum müfterav ve ma semı’na bihaza fı abainel evvelın
Anlamı:
Mûsâ onlara delillerimizi apaçık olarak getirince onlar, “Bu ancak uydurulmuş bir sihirdir. Biz geçmiş atalarımızın zamanında böyle bir şeyin varlığını duymadık” dediler.

28-) Sebe suresi 43. ayet:
Arapça:
وَإِذَا تُتْلَى عَلَيْهِمْ آيَاتُنَا بَيِّنَاتٍ قَالُوا مَا هَذَا إِلَّا رَجُلٌ يُرِيدُ أَن يَصُدَّكُمْ عَمَّا كَانَ يَعْبُدُ آبَاؤُكُمْ وَقَالُوا مَا هَذَا إِلَّا إِفْكٌ مُّفْتَرًى وَقَالَ الَّذِينَ كَفَرُوا لِلْحَقِّ لَمَّا جَاءهُمْ إِنْ هَذَا إِلَّا سِحْرٌ مُّبِينٌ
Okunuşu:
Ve iza tütla aleyhim ayatüna beyyinatin kalu ma haza illa racülüy yürıdü ey yesuddeküm amma kane ya’büdü abaüküm ve kalu ma haza illa ifküm müftera ve kalellezıne keferu lil hakkı lemma caehüm in haza illa sıhrum mübın
Anlamı:
Âyetlerimiz apaçık bir şekilde onlara okunduğunda, “Bu sadece, atalarınızın tapmakta olduğu şeylerden sizi alıkoymak isteyen bir adamdır” dediler. Bir de, “Bu (Kur’an), uydurulmuş bir yalandır” dediler. Yine hak kendilerine geldiğinde onu inkar edenler, “Bu ancak apaçık bir büyüdür” dediler.

29-) Saffat suresi 15. ayet:
Arapça:
وَقَالُوا إِنْ هَذَا إِلَّا سِحْرٌ مُّبِينٌ
Okunuşu:
Ve kalu in haza illa sıhrum mübın
Anlamı:
(Dediler ki:) “Bu bir büyüden başka bir şey değildir.”

30-) Mümin suresi 24. ayet:
Arapça:
إِلَى فِرْعَوْنَ وَهَامَانَ وَقَارُونَ فَقَالُوا سَاحِرٌ كَذَّابٌ
Okunuşu:
İla fir’avne ve hamane ve karune fe kalu sahırun kezzab
Anlamı:
Firavun’a, Hâmân’a ve Karun’a da onlar: “Bu bir sihirbaz, bir yalancıdır” dediler.

31-) Zuhruf suresi 30. ayet:
Arapça:
وَلَمَّا جَاءهُمُ الْحَقُّ قَالُوا هَذَا سِحْرٌ وَإِنَّا بِهِ كَافِرُونَ
Okunuşu:
Ve lemma caehümül hakku kalu haza sıhruv ve inna bihı kafirun
Anlamı:
Fakat kendilerine Hak gelince, “Bu bir büyüdür, biz onu kesinlikle inkar ediyoruz” dediler.
32-) Zuhruf suresi 49. ayet:
Arapça:
وَقَالُوا يَا أَيُّهَا السَّاحِرُ ادْعُ لَنَا رَبَّكَ بِمَا عَهِدَ عِندَكَ إِنَّنَا لَمُهْتَدُونَ
Okunuşu:
Ve kalu ya eyyühes sahırud’u lena rabbeke bima ahide ındeke innena le mühtedun
Anlamı:
(Onlar azabı görünce) “Ey büyücü! Sana verdiği söze dayanarak, bizim için Rabbine dua et. Çünkü biz artık doğru yola gireceğiz” dediler.

33-) Ahkaf suresi 7. ayet:
Arapça:
وَإِذَا تُتْلَى عَلَيْهِمْ آيَاتُنَا بَيِّنَاتٍ قَالَ الَّذِينَ كَفَرُوا لِلْحَقِّ لَمَّا جَاءهُمْ هَذَا سِحْرٌ مُّبِينٌ
Okunuşu:
Ve iza tütla aleyhim ayatüna beyyinatin kalellezıne keferu lil hakkı lemma caehüm haza sıhrum mübın
Anlamı:
Âyetlerimiz onlara açıkça okunduğu zaman, o küfredenler kendilerine geldiğinde Hak (kitap Kur’an) için, düşünmeden “Bu, apaçık bir büyüdür” dediler.

34-) Zariyat suresi 39. ayet:
Arapça:
فَتَوَلَّى بِرُكْنِهِ وَقَالَ سَاحِرٌ أَوْ مَجْنُونٌ
Okunuşu:
Fe tevella bi ruknihi ve kale sahırun ev mecnun
Anlamı:
O ise kuvvetine güvenerek yüz çevirdi ve “Bu bir büyücü veya delidir” dedi.
35-) Zariyat suresi 52. ayet:
Arapça:
كَذَلِكَ مَا أَتَى الَّذِينَ مِن قَبْلِهِم مِّن رَّسُولٍ إِلَّا قَالُوا سَاحِرٌ أَوْ مَجْنُونٌ
Okunuşu:
Kezalike ma etellezine min kablihim mir rasulin illa kalu sahırun ev mecnun
Anlamı:
İşte böyle! Onlardan öncekilere hiçbir peygamber gelmemişti ki,”O bir büyücüdür” yahut “bir delidir” demiş olmasınlar.

36-) Tur suresi 15. ayet:
Arapça:
أَفَسِحْرٌ هَذَا أَمْ أَنتُمْ لَا تُبْصِرُونَ
Okunuşu:
E fe sıhrun haza em entum la tubsırun
Anlamı:
“Bu Kur’an mı bir büyü imiş, yoksa siz mi (gerçeği) göremiyormuşsunuz?”

37-) Kamer suresi 2. ayet:
Arapça:
وَإِن يَرَوْا آيَةً يُعْرِضُوا وَيَقُولُوا سِحْرٌ مُّسْتَمِرٌّ
Okunuşu:
Ve iyyerav ayetey yu’ridu ve yekulu sıhrun mustemir.
Anlamı:
Onlar bir mucize görseler yüz çevirirler ve “Süregelen bir sihirdir” derler.

38-) Saff suresi 6. ayet:
Arapça:
وَإِذْ قَالَ عِيسَى ابْنُ مَرْيَمَ يَا بَنِي إِسْرَائِيلَ إِنِّي رَسُولُ اللَّهِ إِلَيْكُم مُّصَدِّقًا لِّمَا بَيْنَ يَدَيَّ مِنَ التَّوْرَاةِ وَمُبَشِّرًا بِرَسُولٍ يَأْتِي مِن بَعْدِي اسْمُهُ أَحْمَدُ فَلَمَّا جَاءهُم بِالْبَيِّنَاتِ قَالُوا هَذَا سِحْرٌ مُّبِينٌ
Okunuşu:
Ve iz kale ‘ıysebnu meryeme ya beniy israiyle inniy resulullahi ileykum musaddikan lima beyne yedeyye minettevrati ve mubeşşiren biresulin ye’tiy min ba’diy-ismuhu ahmedu felemma caehum bilbeyyinati kalu haza sıhrun mubiynun.
Anlamı:
Hani, Meryem oğlu İsa, “Ey İsrailoğulları! Şüphesiz ben, Allah’ın size, benden önce gelen Tevrat’ı doğrulayıcı ve benden sonra gelecek, Ahmed adında bir peygamberi müjdeleyici (olarak gönderdiği) peygamberiyim” demişti. Fakat (İsa) onlara apaçık mucizeleri getirince, “Bu, apaçık bir sihirdir” dediler.

39-) Müddessir suresi 24. ayet:
Arapça:
فَقَالَ إِنْ هَذَا إِلَّا سِحْرٌ يُؤْثَرُ
Okunuşu:
Fekale in haza illa sıhrun yu’seru.
Anlamı:
“Bu, rivayetle gelen bir büyüden başka bir şey değil.” dedi.

40-) Felak suresi 4. ayet:
Arapça:
وَمِن شَرِّ النَّفَّاثَاتِ فِي الْعُقَدِ
Okunuşu:
Ve min şerri hâsidin izâ hased
Anlamı:
O düğümlere üfleyen üfürükçülerin şerrinden

Efsun ile ilgili hadisler:
1-) Avf bin Mâlik (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:
“Biz cahiliye döneminde rukye yapıyorduk. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e:
−Ey Allah’ın Rasulü! Bu rukye hakkında ne buyurursun? dedik.
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):
−‘Rukyenizi bana arzedin, içerisinde şirk olmadıkça rukyede bir sakınca yoktur’ buyurdu.”
2-) Resulullah Efendimiz (s.a.v.) buyurmuştur;
“Kim bir falcıya gider ve ona bir şey sorarsa kırk gece (gün) namazı kabul olmaz!” (Müslim 4/1751)
3-) Rasûlüllah (s.a.v.) Efendimiz buyurmuştur;
“Bir düğüme üfüren sihir yapmış olur. Sihir yapan da şirke girer.” (Nesâi, Tahrimüd-Dem, 19).
4-) Efsûn yapan ve ateş ile dağlayan kimse, Allahü teâlâya tevekkül etmemiş olur. (Hadîs-i şerîf-Kimyây-ı Seâdet)
5-) Tevekkül edenler (herşeyi Allahü teâlâdan bekliyenler), falcılık, efsûn ve dağlamak ile hastalığı tedâvi etmez! (Hadîs-i şerîf-Kimyây-ı Seâdet)

Efsun ile ilgili kelimeler:
Efsunger: Büyücü, sihir yapan. Efsun yapan kimse.
Efsun-âlûd: Büyüleyici.
Efsun-han: Sihir okuyan, büyü yapan.
Efsun-perver: Büyüleyici.
Efsun-saz: Çekici, büyüleyici.
Efsuncu: Büyücü, üfürükçü, sihirbaz.
Efsunculuk: Büyücülük, sihirbazlık.
Efsunkâr: Sihirli, çekici, büyülü, büyüleyici.
Efsunlamak:
1-) Büyülemek, büyü yapmak.
2-) Mecazi; Kuvvetle etki altına almak, teshir etmek.
Efsunlanmak: Büyülenmek.
Efsunlu:
1-) Kendisine efsun yapılmış olan, büyülenmiş, büyülü.
2-) Zehirli hayvanların sokmasına karşı efsunlanmak suretiyle bağışıklık kazandırıldığına inanılan, şerbetli.
3-) Mecazi; Büyüleyici, insanı etkisi altına alan, kendine çeken.
Efsa: Sihirbaz. Efsuncu. İnsanı teshir edici.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir