Ecel

Posted by

Ecel: Önceden tespit edilmiş zaman ve süre.
1-) Her mahlukun ve canlının Allah tarafından takdir edilen ölüm vakti. Ahirete göç etmek.
2-) İleride olacağı şüphesiz olan.
3-) Ecel İslam dininde insanın mukadder. olan ömrünün son bulmasına denir.

Ecel ile ilgili ayetler:
1-) Al-i İmran suresi 145:
Arapça:
وَمَا كَانَ لِنَفْسٍ أَنْ تَمُوتَ إِلاَّ بِإِذْنِ الله كِتَابًا مُّؤَجَّلاً وَمَن يُرِدْ ثَوَابَ الدُّنْيَا نُؤْتِهِ مِنْهَا وَمَن يُرِدْ ثَوَابَ الآخِرَةِ نُؤْتِهِ مِنْهَا وَسَنَجْزِي الشَّاكِرِينَ
Okunuşu:
Ve ma kane li nefsin en temute illa bi iznillahi kitabem müeccela ve mey yürid sevabed dünya nü’tihı minha ve mey yürid sevabel ahırati nü’tihı minha ve senecziş şakirın
Anlamı:
Hiçbir kimse Allah’ın izni olmadan ölmez. Ölüm belirli bir süreye göre yazılmıştır. Kim dünya menfaatini isterse, kendisine ondan veririz. Kim de ahiret mükafatını isterse, ona da ondan veririz. Biz şükredenleri mükafatlandıracağız.

2-) En’am suresi 2. ayet:
Arapça:
هُوَ الَّذِي خَلَقَكُم مِّن طِينٍ ثُمَّ قَضَى أَجَلاً وَأَجَلٌ مُّسمًّى عِندَهُ ثُمَّ أَنتُمْ تَمْتَرُونَ
Okunuşu:
Hüvellezı halekaküm min tıynin sümme kada ecela ve ecelüm müsemmen ındehu sümme entüm temterun
Anlamı:
Sizi bir çamurdan yaratan, sonra ölüm zamanını takdir eden ancak O’dur. Bir de O’nun katında muayyen bir ecel (kıyamet günü) vardır. Siz hâla şüphe ediyorsunuz.
3-) En’am suresi 60. ayet:
Arapça:
وَهُوَ الَّذِي يَتَوَفَّاكُم بِاللَّيْلِ وَيَعْلَمُ مَا جَرَحْتُم بِالنَّهَارِ ثُمَّ يَبْعَثُكُمْ فِيهِ لِيُقْضَى أَجَلٌ مُّسَمًّى ثُمَّ إِلَيْهِ مَرْجِعُكُمْ ثُمَّ يُنَبِّئُكُم بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ
Okunuşu:
Ve hüvellezı yeteveffaküm bil leyli ve ya’lemü ma cerahtüm bin nehari sümme yeb’asüküm fıhi li yukda ecelüm müsemma sümme ileyhi merciuküm sümme yünebbiüküm bi ma küntüm ta’melun
Anlamı:
Geceleyin sizi öldüren (öldürür gibi uyutan), gündüzün de ne işlediğinizi bilen; sonra belirlenmiş ecel tamamlansın diye gündüzün sizi dirilten (uyandıran) O’dur. Sonra dönüşünüz yine O’nadır. Sonunda O, yaptıklarınızı size haber verecektir.

4-) Araf suresi 34. ayet:
Arapça:
وَلِكُلِّ اُمَّةٍ اَجَلٌ فَاِذَا جَاءَ اَجَلُهُمْ لَا يَسْتَاْخِرُونَ سَاعَةً وَلَا يَسْتَقْدِمُونَ
Okunuşu:
Ve li külli ümmetin ecel fe iza cae eclühüm la yeste’hırune saatev ve la yestakdimun
Anlamı:
Her milletin belli bir eceli vardır. Onların eceli geldi mi, ne bir an geri kalabilirler, ne de öne geçebilirler.
5-) Araf suresi 185. ayet:
Arapça:
اَوَلَمْ يَنْظُرُوا فٖى مَلَكُوتِ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا خَلَقَ اللّٰهُ مِنْ شَیْءٍ وَاَنْ عَسٰى اَنْ يَكُونَ قَدِ اقْتَرَبَ اَجَلُهُمْ فَبِاَیِّ حَدٖيثٍ بَعْدَهُ يُؤْمِنُونَ
Okunuşu:
E ve lem yenzuru fı melekutis semavati vel erdı ve ma halekallahü min şey’iv ve en asa ey yekune kadıkterabe ecelühüm fe bi eyyi hadısim ba’dehu yü’minun
Anlamı:
Onlar göklerdeki ve yerdeki sınırsız hükümranlık ve nizama, Allah’ın yarattığı her şeye, ecellerinin yaklaşmış olabileceğine hiç bakmadılar mı? Peki bundan sonra artık hangi söze inanacaklar?

6-) Yunus suresi 11. ayet:
Arapça:
وَﻟَﻮْ ﻳُﻌَﺡِّﻞُ اﻟﻠّٰﻪُ ﻟِﻠﻨَّﺎسِ اﻟﺸَّﺮَّ اﺳْﺘِﻌْﺡَﺎﻟَﻬُﻢْ ﺑِﺎﻟْﺨَﻴْﺮِ ﻟَﻘُﻀِﻰَ اِﻟَﻴْﻬِﻢْ اَﺟَﻠُﻬُﻢْ ﻓَﻨَﺬَرُ اﻟَّﺬٖﻳﻦَ ﻟَﺎ ﻳَﺮْﺟُﻮنَ ﻟِﻘَٓﺎءَﻧَﺎ ﻓٖﻰﻃُﻐْﻴَﺎﻧِﻬِﻢْ ﻳَﻌْﻤَﻬُﻮنَ
Okunuşu:
Ve lev yüaccilüllahü lin nasiş şerratı’calehüm bil hayri le kudiye ileyhim ecelühüm fe nezerullezıne la yercune likaena fı tuğyanihim ya’mehun
Anlamı:
Eğer Allah insanlara, onların hemen hayra kavuşmayı istedikleri gibi, şerri de acele verseydi, elbette onların ecellerine hükmolunurdu. İşte biz, bize kavuşmayı ummayanları, kendi azgınlıkları içinde bocalar halde bırakırız.
7-) Yunus suresi 49. ayet:
Arapça:
ﻗُﻞْ ﻟَٓﺎ اَﻣْﻠِﻚُ ﻟِﻨَﻔْﺴٖﻰ ﺿَﺮًّا وَﻟَﺎ ﻧَﻔْﻌًﺎ اِﻟَّﺎ ﻣَﺎ ﺷَٓﺎءَ اﻟﻠّٰﻪُ ﻟِﻜُﻞِّ اُﻣَّﺔٍ اَﺟَﻞٌ اِذَا ﺟَٓﺎءَ اَﺟَﻠُﻬُﻢْ ﻓَﻠَﺎ ﻳَﺴْﺘَﺎْﺧِﺮُونَ ﺳَﺎﻋَﺔً وَﻟَﺎ ﻳَﺴْﺘَﻘْﺪِﻣُﻮنَ
Okunuşu:
Kul la emlikü li nefsı darrav ve la nef’an illa ma şaellah likülli ümmetinecel iza cae ecelühüm fe la yeste’hırune saatev ve la yestakdimun
Anlamı:
De ki: “Allah dilemedikçe, ben kendime bile ne bir zarar, ne de fayda verme gücüne sahibim. Her milletin bir eceli vardır. Onların eceli geldi mi, ne bir an geri kalabilirler ne de öne geçebilirler.”

😎 Ra’d suresi 38. ayet:
Arapça:
وَﻟَﻘَﺪْ اَرْﺳَﻠْﻨَﺎ رُﺳُﻠًﺎ ﻣِﻦْ ﻗَﺒْﻠِﻚَ وَﺟَﻌَﻠْﻨَﺎ ﻟَﻬُﻢْ اَزْوَاﺟًﺎ وَذُرِّﻳَّﺔً وَﻣَﺎﻛَﺎنَ ﻟِﺮَﺳُﻮلٍ اَنْ ﻳَﺎْﺗِﻰَ ﺑِﺎٰﻳَﺔٍ اِﻟَّﺎ ﺑِﺎِذْنِ اﻟﻠّٰﻪِ ﻟِﻜُﻞِّ اَﺟَﻞٍ ﻛِﺘَﺎبٌ
Okunuşu:
Ve le kad erselna rusülem min kablike ve cealna lehüm ezvacev ve zürriyyeh ve ma kane li rasulin ey ye’tiye bi ayetin illa bi iznillah li külli ecelin kitab
Anlamı:
Andolsun, senden önce de peygamberler gönderdik. Onlara da eşler ve çocuklar verdik. Allah’ın izni olmadan hiçbir peygamber bir mucize getiremez. Her ecelin (vadenin) bir yazısı vardır.

9-) Hicr suresi 5. ayet:
Arapça:
مَّا تَسْبِقُ مِنْ أُمَّةٍ أَجَلَهَا وَمَا يَسْتَأْخِرُونَ
Okunuşu:
Ma tesbiku min ümmetin eceleha ve ma yeste’hırun
Anlamı:
Hiçbir toplum ecelini geçemez ve ondan geri de kalamaz.

10-) Nahl suresi 61. ayet:
Arapça:
وَلَوْ يُؤَاخِذُ اللّٰهُ النَّاسَ بِظُلْمِهِمْ مَا تَرَكَ عَلَيْهَا مِنْ دَابَّةٍ وَلٰكِنْ يُؤَخِّرُهُمْ اِلٰى اَجَلٍ مُسَمًّى فَاِذَا جَاءَ اَجَلُهُمْ لَا يَسْتَاْخِرُونَ سَاعَةً وَلَا يَسْتَقْدِمُونَ
Okunuşu:
Ve lev yüahızüllahün nase bi zulmihim ma terake aleyha min dabbetiv ve lakiy yüehhıruhüm ila ecelim müsemma fe iza cae ecelühüm la yeste’hırune saatev ve la yestakdimun
Anlamı:
Eğer Allah, insanları zulümleri yüzünden hemen cezalandırsaydı, yeryüzünde hiçbir canlı bırakmazdı. Fakat onları belirli bir süreye kadar erteler. Ecelleri geldiği zaman ise ne bir an geri kalabilirler, ne de öne geçebilirler.

11-) Mü’minun suresi 43. ayet:
Arapça:
مَا تَسْبِقُ مِنْ أُمَّةٍ أَجَلَهَا وَمَا يَسْتَأْخِرُونَ
Okunuşu:
Ma tesbiku min ümmetin eceleha ve ma yeste’hırun
Anlamı:
Hiçbir ümmet, kendi ecelinin önüne geçemez, onu geciktiremez de.

12-) Ankebut suresi 53. ayet:
Arapça:
وَيَسْتَعْجِلُونَكَ بِالْعَذَابِ وَلَوْلَا أَجَلٌ مُّسَمًّى لَجَاءهُمُ الْعَذَابُ وَلَيَأْتِيَنَّهُم بَغْتَةً وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ
Okunuşu:
Ve yesta’ciluneke bil azab ve lev la ecelüm müsemmel la caehümül azab ve le ye’tiyennehüm bağtetev ve hüm la yeş’urun
Anlamı:
Senden, azabı çarçabuk (getirmeni) istiyorlar. Eğer önceden tayin edilmiş bir vade olmasaydı, azap elbette onlara gelip çatmıştı. Fakat onlar farkında değilken, o ansızın kendilerine geliverecektir.

13-) Fatır suresi 45. ayet:
Arapça:
وَلَوْ يُؤَاخِذُ اللَّهُ النَّاسَ بِمَا كَسَبُوا مَا تَرَكَ عَلَى ظَهْرِهَا مِن دَابَّةٍ وَلَكِن يُؤَخِّرُهُمْ إِلَى أَجَلٍ مُّسَمًّى فَإِذَا جَاء أَجَلُهُمْ فَإِنَّ اللَّهَ كَانَ بِعِبَادِهِ بَصِيرًا
Okunuşu:
Ve lev yüahızüllahün nase bima kesebu ma terake ala zahriha min dabbetiv ve lakiy yüahhıruhüm ila ecelim müsemma fe iza cae ecelühüm fe innellahe kane bi ıbadihı besıyra
Anlamı:
Eğer Allah insanları, kazandıkları yüzünden hemen cezalandıracak olsaydı, yerkürenin sırtında hiçbir canlı bırakmazdı. Ne var ki, onları belirli bir süreye kadar erteliyor. Nihayet süreleri gelince, (gerekeni yapar). Çünkü Allah, kullarını hakkıyla görmektedir.

14-) Zümer suresi 5. ayet:
Arapça:
خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ بِالْحَقِّ يُكَوِّرُ اللَّيْلَ عَلَى النَّهَارِ وَيُكَوِّرُ النَّهَارَ عَلَى اللَّيْلِ وَسَخَّرَ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَ كُلٌّ يَجْرِي لِأَجَلٍ مُسَمًّى أَلَا هُوَ الْعَزِيزُ الْغَفَّارُ
Okunuşu:
Halekas semavati vel erda bil hakk yükevvirul leyle alen nehari ve yükevvirun nehara alel leyli ve sehharaş şemse vel kamer küllüy yecrı li ecelim müsemma e la hüvel azızül ğaffar
Anlamı:
Gökleri ve yeri hak ve hikmete uygun olarak yaratmıştır. Geceyi gündüzün üzerine örtüyor, gündüzü de gecenin üzerine örtüyor. Güneşi ve ayı da koyduğu kanunlara boyun eğdirmiştir. Bunların her biri belli bir zamana kadar akıp gitmektedir. İyi bilin ki, o mutlak güç sahibidir, çok bağışlayandır.
15-) Zümer suresi 42. ayet:
Arapça:
اللَّهُ يَتَوَفَّى الْأَنفُسَ حِينَ مَوْتِهَا وَالَّتِي لَمْ تَمُتْ فِي مَنَامِهَا فَيُمْسِكُ الَّتِي قَضَى عَلَيْهَا الْمَوْتَ وَيُرْسِلُ الْأُخْرَى إِلَى أَجَلٍ مُسَمًّى إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَاتٍ لِّقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ
Okunuşu:
Allahü yeteveffel enfüse hıyne mevtiha velletı lem temüt fı menamiha fe yümsikülletı kada aleyhel mevte ve yürsilül uhra ila ecelim müsemma inne fı zalike le ayatil li kavmiy yetefekkerun
Anlamı:
Allah (ölen) insanların ruhlarını öldüklerinde, ölmeyenlerinkini de uykularında alır. Ölümüne hükmettiklerinin ruhlarını tutar, diğerlerini belli bir süreye (ömürlerinin sonuna) kadar bırakır. Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için elbette ibretler vardır.

16-) Mü’min suresi 67. ayet:
Arapça:
هُوَ الَّذِي خَلَقَكُم مِّن تُرَابٍ ثُمَّ مِن نُّطْفَةٍ ثُمَّ مِنْ عَلَقَةٍ ثُمَّ يُخْرِجُكُمْ طِفْلًا ثُمَّ لِتَبْلُغُوا أَشُدَّكُمْ ثُمَّ لِتَكُونُوا شُيُوخًا وَمِنكُم مَّن يُتَوَفَّى مِن قَبْلُ وَلِتَبْلُغُوا أَجَلًا مُّسَمًّى وَلَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ
Okunuşu:
Hüvellezı halekaküm min türabin sümme min nutfetin sümme min alekatin sümme yuhricüküm tıflen sümme li teblüğu eşüddeküm sümme li tekunu şüyuha ve minküm mey yüteveffa min kablü ve li teblüğu ecelem müsemmev ve lealleküm ta’kılun
Anlamı:
“Sizi (önce) bir topraktan, sonra bir damla sudan, sonra bir aleka (embriyo)dan yaratan, sonra sizi bir bebek olarak çıkaran, sonra güçlü kuvvetli bir çağa erişmeniz, sonra da ihtiyarlar olmanız için yaşatıp büyüten O’dur. İçinizden kimi de daha önce vefat ettiriliyor. (Bunları Allah) belirli bir süreye ulaşasınız ve aklınızı kullanasınız diye (böyle yapıyor).”

17-) Şura suresi 14. ayet:
Arapça:
وَمَا تَفَرَّقُوا إِلَّا مِن بَعْدِ مَا جَاءهُمُ الْعِلْمُ بَغْيًا بَيْنَهُمْ وَلَوْلَا كَلِمَةٌ سَبَقَتْ مِن رَّبِّكَ إِلَى أَجَلٍ مُّسَمًّى لَّقُضِيَ بَيْنَهُمْ وَإِنَّ الَّذِينَ أُورِثُوا الْكِتَابَ مِن بَعْدِهِمْ لَفِي شَكٍّ مِّنْهُ مُرِيبٍ
Okunuşu:
Ve ma teferraku illa mim ba’di ma caehümül ılmü bağyem beynehüm ve lev la kelimetün sebkat mir rabbike ila ecelim müsemmel le kudiye beynehüm ve lev la kelimetün sebekat mir rabbike ila ecelim müsemmel le kudıye beynehüm ve innellezıne urisül kitabe mim ba’dihim lefı şekkim minhü mürıb
Anlamı:
Onlar, kendilerine bilgi geldikten sonra, aralarındaki kıskançlık yüzünden ayrılığa düştüler. Eğer (azabın) belli bir süreye kadar (ertelenmesi ile ilgili olarak) Rabbinden bir söz geçmiş olmasaydı, aralarında hemen hüküm verilirdi. Onlardan sonra Kitab’a mirasçı kılınanlar da, onun hakkında derin bir şüphe içindedirler.

18-) Ahkaf suresi 3. ayet:
Arapça:
مَا خَلَقْنَا السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا إِلَّا بِالْحَقِّ وَأَجَلٍ مُّسَمًّى وَالَّذِينَ كَفَرُوا عَمَّا أُنذِرُوا مُعْرِضُونَ
Okunuşu:
Ma halaknes semavati vel erda ve ma beynehüma illa bil hakkı ve ecelim müsemma vellezıne keferu amma ünziru mu’ridun
Anlamı:
Biz, gökleri, yeri ve ikisi arasında bulunanları hak ve hikmete uygun olarak ve belirli bir süre için yarattık. İnkar edenler ise, uyarıldıkları şeylerden yüz çevirmektedirler.

19-) Münafikun suresi 11. ayet:
Arapça:
وَلَن يُؤَخِّرَ اللَّهُ نَفْسًا إِذَا جَاء أَجَلُهَا وَاللَّهُ خَبِيرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ المنافقون
Okunuşu:
Ve len yuahhırallahu nefsen iza cae eceluha vallahu habiyrun bima ta’melune.
Anlamı:
Allah, eceli geldiğinde hiçbir kimseyi asla ertelemez. Allah bütün yaptıklarınızdan haberdardır.

20-) Nuh suresi 4. ayet:
Arapça:
يَغْفِرْ لَكُم مِّن ذُنُوبِكُمْ وَيُؤَخِّرْكُمْ إِلَى أَجَلٍ مُّسَمًّى إِنَّ أَجَلَ اللَّهِ إِذَا جَاء لَا يُؤَخَّرُ لَوْ كُنتُمْ تَعْلَمُونَ
Okunuşu:
Yağfir lekum min zunubikum ve yuahhırkum ila ecelin musemmen inne ecelellahi iza cae la yuahharu lev kuntum ta’lemune.
Anlamı:
Ki Allah, suçlarınızı bağışlasın ve size belirlenmiş bir sürenin sonuna kadar zaman versin. Kuşkusuz Allah’ın belirlediği süre dolunca, ertelenmez. Keşke bilenlerden olsaydınız.

Ecel ile ilgili hadisler:
1-) İbnu Mes’ud (radıyallahu anh) anlatıyor: “Hz. Peygamber (aleyhissalatu vesselam) bir gün yere çubukla, kare biçiminde bir şekil çizdi. Sonra, bunun ortasına bir hat çekti, onun dışında da bir hat çizdi. Sonra bu hattın ortasından itibaren bu ortadaki hatta istinat eden bir kısım küçük çizgiler attı. Resûlullah (aleyhissalatu vesselam) bu çizdiklerini şöyle açıkladı: Şu çizgi insandır. Şu onu saran kare çizgisi de eceldir. Şu dışarı uzanan çizgi de onun emelidir. (Bu emel çizgisini kesen) şu küçük çizgiler de müsibetlerdir. Bu musibet oku yolunu şaşırarak insana değemese bile, diğer biri değer. Bu da değmezse ecel oku değer. [Buhari, Rikak 3; Tirmizi, Kıyamet 23, (2456); İbnu Mace, Zühd 27, (4231).]
2-) Büreyde (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalatu vesselam) elindeki iki çakıl (dan birini yakına, diğerini uzağa) atarak: “Şu ve şu neye delalet ediyor biliyor musunuz?” dedi.
Cemaat: “Allah ve Resûlü daha iyi bilir” dediler.
Buyurdu ki: “Şu (uzağa düşen) emeldir, bu (yakına düşen) de eceldir. (Kişi emeline ulaşmak için gayret ederken ulaşmadan ölüverir)”. [Tirmizi, Emsal 7, (2874).]
3-) Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Ecelini altmış yaşına kadar uzattığı kimselerden Cenab-ı Hakk, her çeşit özür ve bahaneyi kaldırmıştır.” [Buhârî Rikak 4; Tirmizî, Da’vât 113, (3545), Zühd 23 (2332); İbnu Mâce, Zühd 27, (4236),]
4-) Allahü teâlâ insanları yaratırken, ecellerini, ömürlerini ve rızklarını takdir etmiştir. (Hadîs-i şerîf-Berîka)

Ecel ile ilgili kelimeler:
Ecel-i Kazâ: Elinden kurtulunması mümkün olmayan, kaçınılmaz olan ecel.
Ecel-i Müsemmâ: Muayyen bir zamana kadar, Allah’ın takdir ettiği ölüm.
Ecel-i mübrem: Elinden kurtulunması mümkün olmayan, kaçınılmaz olan ecel.
Ecel-i muallak: Levh-i Mahv İsbat’ta mukadder olarak yazılı, bazı şartlarla mukayyed olan ecel.
Ecel-i mev’ud: Mukadder olan ölüm. şüphesiz gelecek olan ölüm.
Ecel-i fıtrî:
1-) Her mahlukun yaradılışı itibariyle Cenab-ı Allah (C.C.) tarafından tayin olunan vasati ömrü.
2-) Biyolojik ömür.
Ecel-i nâ-gehan: Ansızın gelen ecel. Birdenbire âni ölüm, vefat.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir