Devlet

Posted by

Devlet:
1-) Toprak bütünlüğüne bağlı olarak siyasal örgütlü bir ulusun ya da uluslar topluluğunun oluşturduğu tüzel varlık.
2-) Toplubilim terimi olarak: Toplumun siyasal örgütlenişi ve örgütlerinin tümü.

Devlet (ülke) ile ilgili ayetler:
1-) Al-i İmran suresi 196. ayet:
Arapça:
لاَ يَغُرَّنَّكَ تَقَلُّبُ الَّذِينَ كَفَرُواْ فِي الْبِلاَدِ
Okunuşu:
La yeğurranneke tekallübüllezıne keferu fil bilad
Anlamı:
Kafirlerin refah içinde diyar diyar dolaşmaları sakın seni aldatmasın.

2-) Nisa suresi 75. ayet:
Arapça:
وَمَا لَكُمْ لَا تُقَاتِلُونَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ وَالْمُسْتَضْعَفِينَ مِنْ الرِّجَالِ وَالنِّسَاءِ وَالْوِلْدَانِ الَّذِينَ يَقُولُونَ رَبَّنَا أَخْرِجْنَا مِنْ هَذِهِ الْقَرْيَةِ الظَّالِمِ أَهْلُهَا وَاجْعَل لَنَا مِنْ لَدُنْكَ وَلِيًّا وَاجْعَل لَنَا مِنْ لَدُنْكَ نَصِيرًا
Okunuşu:
Ve ma leküm la tükatilune fı sebılillahi vel müstad’afıne miner ricali ven nisai vel vildanillezıne yekulune rabbena ahricna min hazihil rayetiz zalimi ehlüha vec’al lena mil ledünke veliyya vec’al lena mil ledünke nesıyra
Anlamı:
Size ne oluyor da, Allah yolunda ve, “Ey Rabbimiz! Bizleri halkı zalim olan şu memleketten çıkar, katından bize bir dost ver, bize katından bir yardımcı ver” diye yalvarıp duran zayıf ve zavallı erkekler, kadınlar ve çocukların uğrunda savaşa çıkmıyorsunuz?

3-) En’am suresi 123. ayet:
Arapça:
وَكَذَلِكَ جَعَلْنَا فِي كُلِّ قَرْيَةٍ أَكَابِرَ مُجَرِمِيهَا لِيَمْكُرُواْ فِيهَا وَمَا يَمْكُرُونَ إِلاَّ بِأَنفُسِهِمْ وَمَا يَشْعُرُونَ
Okunuşu:
Ve kezalike cealna fı külli karyetin ekabira mücrimıha li yemküru fıha ve ma yemkürune illa bi enfüsihim ve ma yeş’urun
Anlamı:
Böylece biz, her kasabada, oralarda bozgunculuk yapmaları için, günahkârlarını liderler yaptık. Onlar yalnız kendilerini aldatırlar, ama farkında olmazlar.
4-) En’am suresi 131. ayet:
Arapça:
ذَلِكَ أَن لَّمْ يَكُن رَّبُّكَ مُهْلِكَ الْقُرَى بِظُلْمٍ وَأَهْلُهَا غَافِلُونَ
Okunuşu:
Zalike el lem yekür rabbüke mühlikel kura bi zulmiv ve ehlüha ğafilun
Anlamı:
Gerçek şu ki: Halkı habersizken, Rabbin haksızlık ile ülkeleri helâk edici değildir.

5-) Araf suresi 4. ayet:
Arapça:
وَكَمْ مِنْ قَرْيَةٍ اَهْلَكْنَاهَا فَجَاءَهَا بَاْسُنَا بَيَاتًا اَوْ هُمْ قَائِلُونَ
Okunuşu:
Ve kem min karyetin ehleknaha fe caeha be’süna beyaten ev hüm kailun
Anlamı:
Nice memleketleri helak ettik. Onlara azabımız gece uykusuna dalmışken, yahut gündüz istirahat halinde iken gelmişti.
6-) Araf suresi 88. ayet:
Arapça:
قَالَ الْمَلَاُ الَّذٖينَ اسْتَكْبَرُوا مِنْ قَوْمِهٖ لَنُخْرِجَنَّكَ يَا شُعَيْبُ وَالَّذٖينَ اٰمَنُوا مَعَكَ مِنْ قَرْيَتِنَا اَوْ لَتَعُودُنَّ فٖى مِلَّتِنَا قَالَ اَوَلَوْ كُنَّا كَارِهٖينَ
Okunuşu:
Kalel meleüllezınestekberu min kavmihı le nuhricenneke ya şüaybü vellezıne amenu meake min karyetina ev leteudünne fı milletina kale e ve lev künna karihın
Anlamı:
Şuayb’ın kavminden büyüklük taslayan ileri gelenler dediler ki: “Ey Şuayb! Andolsun, ya kesinlikle bizim dinimize dönersiniz ya da mutlaka seni ve seninle birlikte inananları memleketimizden çıkarırız.” Şuayb, “İstemesek de mi?” dedi.
7-) Araf suresi 96. ayet:
Arapça:
وَلَوْ اَنَّ اَهْلَ الْقُرٰى اٰمَنُوا وَاتَّقَوْا لَفَتَحْنَا عَلَيْهِمْ بَرَكَاتٍ مِنَ السَّمَاءِ وَالْاَرْضِ وَلٰكِنْ كَذَّبُوا فَاَخَذْنَاهُمْ بِمَا كَانُوا يَكْسِبُونَ
Okunuşu:
Ve lev enne ehlel kura amenu vettekav le fetahna aleyhim berakatim mines semai vel erdı ve lakin kezzebu fe ehaznahüm bima kanu yeksibun
Anlamı:
Eğer, o memleketlerin halkları iman etseler ve Allah’a karşı gelmekten sakınsalardı, elbette onların üstüne gökten ve yerden nice bereketler (in kapılarını) açardık. Fakat onlar yalanladılar, biz de kendilerini işledikleri günahlarından dolayı yakalayıverdik.
😎 Araf suresi 97. ayet:
Arapça:
اَفَاَمِنَ اَهْلُ الْقُرٰى اَنْ يَاْتِيَهُمْ بَاْسُنَا بَيَاتًا وَهُمْ نَائِمُونَ
Okunuşu:
E fe emine ehlül kura ey ye’tiyehüm be’süna beyatev ve hüm naimun
Anlamı:
Memleketlerin halkları geceleyin uyurken kendilerine azabımızın gelmesinden emin mi oldular?
9-) Araf suresi 98. ayet:
Arapça:
اَوَ اَمِنَ اَهْلُ الْقُرٰى اَنْ يَاْتِيَهُمْ بَاْسُنَا ضُحًى وَهُمْ يَلْعَبُونَ
Okunuşu:
E ve emine ehlül kura ey ye’tiyehüm be’süna duhav ve hüm yel’abun
Anlamı:
Ya da o memleketlerin halkları kuşluk vakti gülüp oynarken kendilerine azabımızın gelmesinden emin mi oldular?
10-) Araf suresi 101. ayet:
Arapça:
تِلْكَ الْقُرٰى نَقُصُّ عَلَيْكَ مِنْ اَنْبَائِهَا وَلَقَدْ جَاءَتْهُمْ رُسُلُهُمْ بِالْبَيِّنَاتِ فَمَا كَانُوا لِيُؤْمِنُوا بِمَا كَذَّبُوا مِنْ قَبْلُ كَذٰلِكَ يَطْبَعُ اللّٰهُ عَلٰى قُلُوبِ الْكَافِرٖينَ
Okunuşu:
Tilkel kura nekussu aleyke min embaiha ve le kad caethüm rusülühüm bil beyyinat fe ma kanu li yü’minu bima kezzebu min kabl kezalike yatbeullahü ala kulubil kafirın
Anlamı:
İşte memleketler! Onların haberlerinden bir kısmını sana anlatıyoruz. Andolsun, peygamberleri onlara apaçık deliller getirmişti. Fakat onlar daha önce yalanladıklarına inanacak değillerdi. Allah kafirlerin kalplerini işte böyle mühürler.

11-) Yunus suresi 98. ayet:
Arapça:
ﻓَﻠَﻮْﻟَﺎ ﻛَﺎﻧَﺖْ ﻗَﺮْﻳَﺔٌ اٰﻣَﻨَﺖْ ﻓَﻨَﻔَﻌَﻬَٓﺎ اٖﻳﻤَﺎﻧُﻬَٓﺎ اِﻟَّﺎ ﻗَﻮْمَ ﻳُﻮﻧُﺲَ ﻟَﻤَّٓﺎ اٰﻣَﻨُﻮا ﻛَﺸَﻔْﻨَﺎ ﻋَﻨْﻬُﻢْ ﻋَﺬَابَ اﻟْﺨِﺰْىِ ﻓِﻰ اﻟْﺤَﻴٰﻮةِ اﻟﺪُّﻧْﻴَﺎ وَﻣَﺘَّﻌْﻨَﺎﻫُﻢْ اِﻟٰﻰ ﺣٖﻴﻦٍ
Okunuşu:
Fe lev la kanet karyetün amenet fe nefealna ımanüha illa kavme yunüs lemma amenu keşefna anhüm azabel hızyi fil hayatid dünya ve metta’nahüm ila hıyn
Anlamı:
Yûnus’un kavminden başka, keşke (azabı görmeden) iman edip, imanı kendisine fayda veren bir tek memleket halkı olsaydı! (Yûnus’un kavmi) iman edince, dünya hayatında (sürüklenebilecekleri) rezillik azabını onlardan uzaklaştırmış ve onları belli bir zamana kadar yararlandırmıştık.

12-) Hud suresi 102. ayet:
Arapça:
وَﻛَﺬٰﻟِﻚَ اَﺧْﺬُ رَﺑِّﻚَ اِذَٓا اَﺧَﺬَ اﻟْﻘُﺮٰى وَﻫِﻰَ ﻇَﺎﻟِﻤَﺔٌ اِنَّ اَﺧْﺬَهُٓ اَﻟٖﻴﻢٌ ﺷَﺪٖﻳﺪٌ
Okunuşu:
Ve kezalike ahzü rabbike iza ehazel kura ve hiye zalimeh inne ahzehu elimün şedıd
Anlamı:
Zulme sapmış memleketlerin halkını yakaladığında, Rabbinin yakalaması işte böyledir! Şüphesiz onun yakalaması can yakıcı ve şiddetlidir.
13-) Hud suresi 117. ayet:
Arapça:
وَﻣَﺎ ﻛَﺎنَ رَﺑُّﻚَ ﻟِﻴُﻬْﻠِﻚَ اﻟْﻘُﺮٰى ﺑِﻈُﻠْﻢٍ وَاَﻫْﻠُﻬَﺎ ﻣُﺼْﻠِﺤُﻮنَ
Okunuşu:
Ve ma kane rubbüke li yühlikel kura bi zulmiv ve ehlüha muslihun
Anlamı:
Rabbin, halkları salih ve ıslah edici kimseler iken memleketleri zulmederek helak etmez.

14-) Hicr suresi 4. ayet:
Arapça:
وَمَا أَهْلَكْنَا مِن قَرْيَةٍ إِلاَّ وَلَهَا كِتَابٌ مَّعْلُومٌ
Okunuşu:
Ve ma ehlekna min karyetin illa veleha kitabüm ma’lum
Anlamı:
Helak ettiğimiz her memleketin mutlaka bilinen bir yazısı (belli vakti) vardır.

15-) İsra suresi 16. ayet:
Arapça:
وَإِذَا أَرَدْنَا أَن نُّهْلِكَ قَرْيَةً أَمَرْنَا مُتْرَفِيهَا فَفَسَقُواْ فِيهَا فَحَقَّ عَلَيْهَا الْقَوْلُ فَدَمَّرْنَاهَا تَدْمِيرًا
Okunuşu:
Ve iza eradna en nühlike karyeten emarna mütrafıha fe fesku fıha fe hakka aleyhel kavlü fe demmernaha tedmıra
Anlamı:
Biz bir memleketi helak etmek istediğimizde, onun refah içinde yaşayan şımarık ele başlarına (itaati) emrederiz de onlar orada kötülük işlerler. Böylece o memleket hakkındaki hükmümüz gerçekleşir de oranın altını üstüne getiririz.
16-) İsra suresi 58. ayet:
Arapça:
وَإِن مَّن قَرْيَةٍ إِلاَّ نَحْنُ مُهْلِكُوهَا قَبْلَ يَوْمِ الْقِيَامَةِ أَوْ مُعَذِّبُوهَا عَذَابًا شَدِيدًا كَانَ ذَلِك فِي الْكِتَابِ مَسْطُورًا
Okunuşu:
Ve im min karyetin illa nahnü mühlikuha kable yevmil kıyameti ev müazzibuha azaben şedıda kane zalike fil kitabi mestura
Anlamı:
Ne kadar memleket varsa hepsini kıyamet gününden önce ya helak edeceğiz, ya da şiddetli bir azapla cezalandıracağız. İşte bu, Kitap’ta (Levh-i Mahfuz’da) yazılmış bulunuyor.

17-) Kehf suresi 59. ayet:
Arapça:
وَتِلْكَ الْقُرَى أَهْلَكْنَاهُمْ لَمَّا ظَلَمُوا وَجَعَلْنَا لِمَهْلِكِهِمْ مَوْعِدًا
Okunuşu:
Ve tilkel kura ehleknahüm lemma zalemu ve cealna li mehlikihim mev’ıda
Anlamı:
İşte zulmettiklerinde yok ettiğimiz memleketler… Helak edilmeleri için de belli bir zaman tayin etmiştik.

18-) Enbiya suresi 6. ayet:
Arapça:
مَا آمَنَتْ قَبْلَهُم مِّن قَرْيَةٍ أَهْلَكْنَاهَا أَفَهُمْ يُؤْمِنُونَ
Okunuşu:
Ma amenet kablehüm min karyetin ehleknaha e fe hüm yü’minun
Anlamı:
Onlardan önce helak ettiğimiz hiçbir memleket halkı iman etmedi de şimdi bunlar mı iman edecekler?
19-) Enbiya suresi 11. ayet:
Arapça:
وَكَمْ قَصَمْنَا مِن قَرْيَةٍ كَانَتْ ظَالِمَةً وَأَنشَأْنَا بَعْدَهَا قَوْماً آخَرِينَ
Okunuşu:
Ve kem kasamna min karyetin kanet zalimetev ve enşe’na ba’deha kavmen aharın
Anlamı:
Biz zulmetmekte olan nice memleket kırıp geçirdik ve onlardan sonra başka başka toplumlar meydana getirdik.
20-) Enbiya suresi 95. ayet:
Arapça:
وَحَرَامٌ عَلَى قَرْيَةٍ أَهْلَكْنَاهَا أَنَّهُمْ لَا يَرْجِعُونَ
Okunuşu:
Ve haramün ala karyetin ehleknaha ennahüm la yarciun
Anlamı:
Helak ettiğimiz bir memleket halkının bize dönmemeleri imkansızdır.

21-) Hacc suresi 45. ayet:
Arapça:
فَكَأَيِّن مِّن قَرْيَةٍ أَهْلَكْنَاهَا وَهِيَ ظَالِمَةٌ فَهِيَ خَاوِيَةٌ عَلَى عُرُوشِهَا وَبِئْرٍ مُّعَطَّلَةٍ وَقَصْرٍ مَّشِيدٍ
Okunuşu:
Fe keeyyim min karyetin ehleknaha ve hiye zalimetün fe hiye haviyetün ala uruşiha ve bi’rim müattaletiv ve kasrim meşıd
Anlamı:
Halkı zulmetmekteyken helak ettiğimiz, böylece duvarları, çökmüş çatılarının üzerine yıkılmış nice memleketler, nice kullanılmaz kuyular, nice muhteşem saraylar vardır!
22-) Hacc suresi 48. ayet:
Arapça:
وَكَأَيِّن مِّن قَرْيَةٍ أَمْلَيْتُ لَهَا وَهِيَ ظَالِمَةٌ ثُمَّ أَخَذْتُهَا وَإِلَيَّ الْمَصِيرُ
Okunuşu:
Ve keeyyim min karyetin emleytü leha ve hiye zalimetün sümme ehaztüha ve ileyyel mesıyr
Anlamı:
Zalim oldukları halde, mühlet verdiğim, sonra da kendilerini azabımla yakaladığım nice memleket halkları vardır. Dönüş yalnız banadır.

23-) Furkan suresi 40. ayet:
Arapça:
وَلَقَدْ أَتَوْا عَلَى الْقَرْيَةِ الَّتِي أُمْطِرَتْ مَطَرَ السَّوْءِ أَفَلَمْ يَكُونُوا يَرَوْنَهَا بَلْ كَانُوا لَا يَرْجُونَ نُشُورًا
Okunuşu:
Ve le kad etev alel karyetilletı ümtırat metaras se’ e fe lem yekunu yeravneha bel kanu la yercune nüşura
Anlamı:
Andolsun, senin kavmin, bela yağmuruna tutularak yok edilen kente uğramışlardır. Yoksa onu görmüyorlar mıydı (ki ibret almadılar)? Hayır! (Görüyorlardı fakat) tekrar dirilmeyi ummuyorlardı.

24-) Şuara suresi 208. ayet:
Arapça:
وَمَا أَهْلَكْنَا مِن قَرْيَةٍ إِلَّا لَهَا مُنذِرُونَ
Okunuşu:
Ve ma ehlekna min karyetin illa leha münzirun
Anlamı:
Biz hiçbir memleketi uyarıcıları olmadıkça helak etmedik.

25-) Neml suresi 34. ayet:
Arapça:
قَالَتْ إِنَّ الْمُلُوكَ إِذَا دَخَلُوا قَرْيَةً أَفْسَدُوهَا وَجَعَلُوا أَعِزَّةَ أَهْلِهَا أَذِلَّةً وَكَذَلِكَ يَفْعَلُونَ
Okunuşu:
Kalet innel müluke iza dehalu karyeten efseduha ve cealu eızzete ehliha ezilleh ve kezalike yefalun
Anlamı:
(Kraliçe Belkıs) şöyle dedi: “Krallar bir memlekete girdi mi, orayı harap ederler ve halkının ileri gelenlerini zelil hale getirirler. İşte onlar böyle yaparlar.”

26-) Ankebut suresi 31. ayet:
Arapça:
وَلَمَّا جَاءتْ رُسُلُنَا إِبْرَاهِيمَ بِالْبُشْرَى قَالُوا إِنَّا مُهْلِكُو أَهْلِ هَذِهِ الْقَرْيَةِ إِنَّ أَهْلَهَا كَانُوا ظَالِمِينَ
Okunuşu:
Ve lemma caet rusülüna ibrahıme bil büşra kalu inna mühliku elhi hazihil karyeh inne ehleha kanu zalimın
Anlamı:
Elçilerimiz İbrahim’e (iki oğul ihsan edeceğimize dair) müjdeyi getirdiklerinde şöyle dediler: Biz bu memleket halkını helak edeceğiz. Çünkü oranın halkı zalim kimselerdir.
27-) Ankebut suresi 34. ayet:
Arapça:
إِنَّا مُنزِلُونَ عَلَى أَهْلِ هَذِهِ الْقَرْيَةِ رِجْزًا مِّنَ السَّمَاء بِمَا كَانُوا يَفْسُقُونَ
Okunuşu:
İnna münzilune ala ehli hazihil karyeti riczem mines semai bima kanu yefsükun
Anlamı:
“Biz, şüphesiz, bu memleket halkının üzerine, yoldan çıkmalarına karşılık gökten (feci) bir azap indireceğiz.”

28-) Sebe suresi 34. ayet:
Arapça:
وَمَا أَرْسَلْنَا فِي قَرْيَةٍ مِّن نَّذِيرٍ إِلَّا قَالَ مُتْرَفُوهَا إِنَّا بِمَا أُرْسِلْتُم بِهِ كَافِرُونَ
Okunuşu:
Ve ma erselna fı karyetim min nezırin illa kale mütrafuha inna bima ürsiltüm bihı kafirun
Anlamı:
Biz hangi memlekete bir uyarıcı göndermişsek oranın şımarık zenginleri, “Biz, sizinle gönderileni inkar ediyoruz” demişlerdir.

29-) Talak suresi 8. ayet:
Arapça:
وَكَأَيِّنْ مِنْ قَرْيَةٍ عَتَتْ عَنْ أَمْرِ رَبِّهَا وَرُسُلِهِ فَحَاسَبْنَاهَا حِسَابًا شَدِيدًا وَعَذَّبْنَاهَا عَذَابًا نُكْرًا
Okunuşu:
Ve keeyyin min karyetin ‘atet ‘an emri rabbiha ve rusulihi fehasebnaha hısaben şediyden ve ‘azzebnaha ‘azaben nukren.
Anlamı:
Nice kentlerin halkı Rablerinin ve O’nun elçilerinin emrinden uzaklaşıp azdılar. Bu yüzden kendilerini çetin bir hesaba çektik ve görülmedik bir azaba çarptırdık.

Devletin oluşması için gerekenler:
1-) Toprak (Kara Parçası)
2-) Millet (Halk-İnsan)
3-) Güvenlik kuvveti (Asker-Polis)

Devlet şekilleri:
1-) Üniter Devlet (tekli devlet)
2-) Karma Devletler (birleşik devlet)
a-) Konfederasyon
b-) Federasyon
3-) Egemenliğin kaynağına göre devletler
a-) Monarşik Devlet
b-) Oligarşik Devlet
4-) Egemenliğin belli bir sınıf veya gruba ait olduğu devlet biçimi.
a-) Teokratik Devlet
5-) Demokratik Devlet

Devlet ile ilgili kelimeler:
Hami devlet (Kayırıcı devlet): Başka devletleri kendi menfaatleri karşılığı koruyan devlet.
Devlet-i Âliye: Osmanlı İmparatorluğu.
Devlet-Abadî: Hindistan’ın Devlet-âbâd şehrinde imal edilen ve güzel san’atlarda kullanılan bir çeşit kağıt.
Devletçilik: Halk işlerinin, hususan büyük sanayi ve ziraatin devlet vasıtası ile işletmesi usulü.
Devlethane: Ev, köşk, konak.
Devletli (devletlü): Eskiden vezir ve müşir gibi büyük rütbeli kimselere verilen bir unvan.
Devletlü Necâbetlü: Osmanlılar zamanında şehzadeler için kullanılan bir tabirdir.
Devletlü Re’fetlü: Eskiden seraskerler için kullanılan unvan.
Devletlü semâhatlü: Zamanında Şeyh-ül İslamlara verilen bir unvan.
Devletlü utufetlü: Vezirlere, müşirlere, padişah damatlarına verilen unvan.
Devlet-meab: Devletin saadet ve ihtişamının sığınacağı yer, hükümdar.
Devlet-medar (hükümdar): Büyüklük merkezi olan
Devlet ü ikbal: Ulviyet ve iyi talih.
Ashâb-ı devlet: Devlete mensup olanlar. Devlet adamları.
Bîdevlet: Mutsuz, zavallı.
Devair-i devlet: Devlet daireleri.
Erkân-ı devlet: Devletin ileri gelenleri, dünyevi makamca ileri olanları.
Fer-i devlet: Devletin kuvveti, devletin nüfuzu.
Hazine-i devlet: Devlet hazinesi. Maliye idaresi.
Kuvvet-i devlet: Devletin kuvveti.
Müessis-i devlet: Devlet kuran. Bir devletin kurucusu.
Rical-i devlet: Devlet adamları, devletin ileri gelenleri. Devlet ricali.
Şura-yı devlet:
1-) İdare davalarını veya nizamname (tüzük) hazırlıklarını inceleyip fikrini bildiren resmi daire. Danıştay.
2-) Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar
Devle (düvle):
1-) “Devlet” kelimesinin Arapça tabirlerde geçen bir şekli.
2-) İki asker muharebe ettiklerinde birinin diğerine galip olması. (Düvlet malda; devlet harpte ve mertebede kullanılır.)
Derin devlet: Bir ülkelerin anayasalarında devlet yapısı dışında oluşturulmuş yapıları ifade eden siyasi bir terimdir.
Devlet-i ezelî:
1-) Başlangıcı bilinmeyen devlet.
2-) Büyük saadet, zenginlik.
3-) Baht, talih, kut.
4-) Büyük rütbe, mevki.
Devlet-i şehâdet: Şehitlik devleti, şehitlerin ahiretteki en büyük saadeti.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir