Dar

Posted by

Dar (Dar’- Dar-ul – Dâr): Yer, mekân, konak.
Dar’:
1-) Davar emziği.
2-) Men’etmek, Engel olmak.
3-) Ansızın haberli olmak.
4-) Eğrilik.
Dâr: Sahip, malik, tutan.

Dar ile ilgili kelimeler:
Dâr-ül Kurra (Dâr-ül huffaz): Orta çağ İslam ülkelerinde, Kur’an okuma yöntemlerini öğreten medrese bölümüdür. Cami, mescit gibi yerlerin hemen yanında yapılan kuran okuma yeridir.
Dâr-ul-Ukbâ: Dünyada iken yapılan işlerin karşılığının görüleceği yer. Âhiret.
Dâr-ut-Teklîf: Kulların Allahü teâlânın emirlerini yerine getirmekle mükellef, sorumlu tutulduğu yer.
Dâr-ül-Bekâ (Dâr-ı beka): Ahiret, sonsuz kalınacak yer.
Dâr-ül-Celâl: Sekiz Cennet’in birincisidir.
Dâr-ül-Cezâ: Dünyada iken yapılan işlerin karşılığının görüldüğü yer. Ahiret, öbür dünya.
Dâr-ül-Fenâ: Geçici alem, dünya.
Dâr-ül-Gurûr: İnsanın gönlünü cezbeden, çeken fakat ele geçtiğinde faydalanamadan kaybolup giden yer.
Dâr-ül-Harb: Harp yeri. Müslümanlarla gayr-i Müslimler arasında sulh akdedilmemiş memleket. Kafirlerin ve onların gayr-i islami hükümlerinin hakim olduğu yer.
Dâr-ül-İslâm: İslamiyet merkezi. Müslümanların hakim olduğu yer.
Dâr-ül-Fünun: Üniversite.
Dâr-ül-Karâr (Dâr-ül-bekâ): Kararlı surette kalınan, kıyametten sonraki yer. Cennet.
Dârü’l-hadîs (dârü’s-sünne, dârü’s-sünneti’n-nebeviyye, dârü’s-sünneti’l-Muhammediyye): Hadis okutulan yer.
Dâr-ül ulûm : İlimler yurdu. Medrese. Ders görülen yer.
Dâr-ül amân: Sığınılacak, korunulacak yer.
Dâr-ül belvâ: Dünya, imtihan yeri. Bela ve musibet alemi.
Dâr-ül cihad: İslam sınırlarının haricindeki ülkeler.
Dâr-ül hicre: Hicret edilen yer. Medine şehri.
Dâr-ül hikmet:
1-) Hikmet yeri. Hikmetlerin hükmettiği, hikmet beşiği dünya.
2-) Osmanlı devrinde Şeyh-ül İslamlık makamının bir ismi.
Dâr-ül hilafe: Hilafet Merkezi. Halifenin bulunduğu yer. (Osmanlılar devrinde İstanbul idi ve bir ismi de Dersaâdet idi)
Dâr-ül huld: Baki olan yer. Cennetin bir bahçesi. Cennet.
Dâr-ül ikab: Cehennem. Çok azap çekilen yer.
Dâr-ül maarif: Sultan Mecid zamanında Valide Sultan’ın İstanbul’da Sultan Mahmud türbesi civarında yaptırmış olduğu mektep.
Dâr-ül mesai: Çalışma yeri. Mesai yeri. Atölye.
Dâr-ül mülk: Başkent, baş şehir.
Dar-ül-aceze: Düşkünler, acizler evi. Yoksullar yurdu.
Darül hikmetil İslamiye (Dâr-ül Hikmet-il İslâmiye): Bu teşkilat, son devirlerde gerek imparatorluk ve gerekse İslam Aleminde ortaya çıkan bir takım dini meselelerin halli ve İslama yapılan hücumların İslam ahkamına göre cevaplandırılması için 12 Ağustos 1334 (25 Ağustos 1918) tarihinde 5. Mehmed Reşat ve Şeyhülislam Musa Kazım Efendinin zamanda kurulmuştur.
Dar-ül kütüb: Kütüphane, kitap evi.
Dâr-ı cinan: Cennet yurtları. Cennetler.
Dâr-ı dünya (Dâr-ı fenâ): Bu dünya memleketi. Dünya.
Dâr-ı emân: Müslümanların zimmetini kabul eden veya Müslümanlarla sulh halinde olan, gayr-i Müslim bir ahalinin memleketi.
Dâr-ı fenâ: Dünya. Bu dünya.
Dâr-ı imtihan (Dâr-ı mihnet-Meydan-ı ibtila): İmtihan yeri. Dünya.
Dâr-ı ridde: Aslında Müslim iken sonradan irtidad eden veya bir zaman İslamiyeti kabul etmiş iken sonradan mürted olan şahısların hakim bulundukları yer.
Dâr-ı şura-yı askerî: Osmanlı devletinde 1838’de II. Mahmud zamanında kurulan askeri konulardaki danışma meclisi. Üyeler atanarak oluşturulur Askeri ve mülki ricalden on bir daimi, altı tane ise geçici azası bulunan bu mecliste bir reis ve bir de müftü yer alıyordu.
Dâr-ı teklif: Dünya. Allah’ın teklif ve emirleri ile vazifeli olduğumuz yer olan dünya.
Dâr-ı zimmet: Müslümanların, ahit ve emanını ve himayesini kabul etmiş oldukları; gayr-i Müslimlere mahsus yerler.
Dâr-ü gir: Kavga, savaş, muharebe, harp, cenk.
Dâr-ün nedve:
1-) Müslümanlıktan evvel, Kureyş kabilesinin münakaşalar için toplandığı bir yerin adı olup, Kusey ibn-i Kilâb tarafından kurulmuştur.
2-) Sonradan Hz. Muhammed’e (A.S.M.) karşı bulunanların toplanmalarından dolayı fesat ve münafıkların toplandıkları yer manasına kullanılmaya başlanmıştır.
Dâr-üs saâde: Saadet yeri, saray.
Dâr-üs saltana(t): Saltanat yeri. İstanbul.
Dâr-üs selâm: Cennet. Selamet ve eminlik yeri. Sekiz Cennet’ten üçüncüsü.(Allahü teâlâ, Dâr-üs-selâma çağırır ve kimi dilerse onu doğru yola iletir. (Yûnus sûresi: 25)
Bağdatın eski ismi.
YUNUS SURESİ 25. AYET:
Arapça:
وَاللّهُ يَدْعُو إِلَى دَارِ السَّلاَمِ وَيَهْدِي مَن يَشَاء إِلَى صِرَاطٍ مُّسْتَقِيمٍ
Okunuşu:
Vallahu yed’u ila daris selam, ve yehdi men yeşau ila sıratin mustekim.
Anlamı:
Allah, selam diyarına çağırır. Dileyeni kimseyi dosdoğru yola iletir.

Dâr-üs sıhha: Hastahane.
Dar-üş-şafaka: İstanbul’da yetim ve öksüzler için kurulmuş olan yatılı lise.
Dâr-üş şifa:
1-) Şifa yurdu, sağlık yurdu.
2-) Tımarhane.
Ahter-i dünbâle-dar: Kuyruklu yıldız.
Arak-dar: Terli.
Arzu-dâr: Hevesli, talepli, istekli, arzulu.
Bad-dar:
1-) Mağrur, kibirli.
2-) Divane, deli.
3-) İri vücut, şişman.
4-) Hiç bir işle alakası bulunmayan kişi.
Baha-dar: Pahalı değerli, kıymetli.
Bar-dar: Yüklenmiş, yüklü. Gebe olan.
Bâz-dâr: Kuşçu, avcı, doğancı.
Beçe-dar:
1-) Yavrusu olan, çocuğu olan.
2-) Gebe, hamile.
Berf-dar: Karlı.
Bûy-dar: Kokulu.
Ceres-dar: Çıngırak taşıyan, çıngıraklı.
Ceriha-dâr: Cerihalı, yaralı.
Cevher-dâr:
1-) Elmaslı.
2-) Noktalı harf.
3-) Eskiden kullanılmış tüfeklerden birinin ismi.
4-) Siyah ve beyaz dalgalı, benekli kılıç.
Ciğer-dâr: Yürekli, ciğerli, cesaretli.
Cüsse-dâr: İri yapılı, cüsseli kimse, iri kıyım kişi.
Dih-dar: Köy ağası.
Dil-dar: Kalbi hükmü altında tutan. Sevgili, maşuk.
Emek-dar: Emeği geçmiş, kıdem ve mükafata hak kazanmış memur, hizmetçi. Eski ve sadık hizmetçi.
Feyz-dar: Feyizli, bol, bereketli, gür.
Çeşm-dar: Bekleyen, gözleyen.
Gaşiye-dâr: At uşağı, seyis.
Hal-dar: Benli, benekli.
Harf-i âb-dâr: Güzel ve manidar söz.
İhtilaf-ı dâr: Hukukta: Mirası bırakan ile varisten her birinin başka başka ülkeler ahalisinden olması.
İrtihal-i dâr-ı bekâ: Dâr-ı bekaya göçme. Ölme.
Jeng-dar: Küflü, paslı, kirli.
Kal’a-dâr: Kale koruyucusu, kal’a muhafızı. Dizdar.
Keman-dâr: Yay tutan, yay tutucu.
Kıymet-dâr: Değerli, kıymetli, pahalı.
Rabb-üd dâr: Ev sâhibi.
Revnak-dâr: Parlak, latif, güzel, hoş.
Saye-dar:
1-) Gölge eden, gölgesi olan, gölgeli.
2-) Sahip çıkan, koruyan, himaye eden.
Seray-dar: Eskiden büyük yerlerde yemek ve sofra işlerine bakan kimse.
Sipas-dâr: Hamt eden, şükreden.
Zemin-dâr (C: Zemindârân): Hakim. Vâali.
Zemzeme-dâr: Ahenkli.
Zimam-dâr:
1-) Elinde yular tutan.
2-) İdare eden. İdareci. İleri gelen.
3-) Bir işi elinde tutan.
Zimmet-dâr:
1-) Hazine sahibi.
2-) Vergiyi alan, toplayan.
3-) Alacaklı.
Zinde-dâr: Gece uyumayan, uyanık kalan.
Ziya-dâr:
1-) Ziyalı, ışıklı, parlak.
2-) Aydın. Akıllı, münevver.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir