Cebel

Posted by

Cebel:
1-) Dağ.
2-) Ekime elverişli olmayan toprak. Sahipsiz, boş toprak
3-) Mc: Bir kavmin meşhuru ve büyüğü, alim ve fazıl kimse.

Cebel ile ilgili ayetler:
1-) Araf suresi 74. ayet:
Arapça:
وَاذْكُرُوا اِذْ جَعَلَكُمْ خُلَفَاءَ مِنْ بَعْدِ عَادٍ وَبَوَّاَكُمْ فِى الْاَرْضِ تَتَّخِذُونَ مِنْ سُهُولِهَا قُصُورًا وَتَنْحِتُونَ الْجِبَالَ بُيُوتًا فَاذْكُرُوا اٰلَاءَ اللّٰهِ وَلَا تَعْثَوْا فِى الْاَرْضِ مُفْسِدٖينَ
Okunuşu:
Vezküru iz cealeküm hulefae mim ba’di adiv ve bevveeküm fil erdı tettehızune min sühuliha kusurav ve tenhıtunel cibale büyuta fezküru alaellahi ve la ta’sev fil erdı müfsidın
Anlamı:
“Hatırlayın ki Allah Âd kavminden sonra, sizi onların yerine getirdi ve sizi yeryüzünde yerleştirdi. Yerin ovalarında köşkler kuruyor, dağları oyup evler yapıyorsunuz. Artık Allah’ın nimetlerini anın da yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın.”
2-) Araf suresi 143. ayet:
Arapça:
وَلَمَّا جَاءَ مُوسٰى لِمٖيقَاتِنَا وَكَلَّمَهُ رَبُّهُ قَالَ رَبِّ اَرِنٖى اَنْظُرْ اِلَيْكَ قَالَ لَنْ تَرٰینٖى وَلٰكِنِ انْظُرْ اِلَى الْجَبَلِ فَاِنِ اسْتَقَرَّ مَكَانَهُ فَسَوْفَ تَرٰینٖى فَلَمَّا تَجَلّٰى رَبُّهُ لِلْجَبَلِ جَعَلَهُ دَكًّا وَخَرَّ مُوسٰى صَعِقًا فَلَمَّا اَفَاقَ قَالَ سُبْحَانَكَ تُبْتُ اِلَيْكَ وَاَنَا اَوَّلُ الْمُؤْمِنٖينَ
Okunuşu:
Ve lemma cae musa li mıkatina ve kelemehu rabbühu kale rabbi erinı enzir ileyk kale len teranı ve lakininzur ilel cebeli fe inistekarra mekanehu fe sevfe teranı felemma tecella rabbühu lil cebeli cealehu dekkev ve harra musa saıka felemma efaka kale sübhaneke tübtü ileyke ve ene evvelül mü’minın
Anlamı:
Mûsa, belirlediğimiz yere (Tûr’a) gelip Rabbi de ona konuşunca, “Rabbim! Bana (kendini) göster, sana bakayım” dedi. Allah da, “Beni (dünyada) kat’iyen göremezsin. Fakat (şu) dağa bak, eğer o yerinde durursa sen de beni görebilirsin.” dedi. Rabbi dağa tecelli edince onu darmadağın ediverdi. Mûsâ da baygın düştü. Ayılınca, “Seni eksikliklerden uzak tutarım Allah’ım! Sana tövbe ettim. Ben inananların ilkiyim” dedi.
3-) Araf suresi 171. ayet:
Arapça:
وَاِذْ نَتَقْنَا الْجَبَلَ فَوْقَهُمْ كَاَنَّهُ ظُلَّةٌ وَظَنُّوا اَنَّهُ وَاقِعٌ بِهِمْ خُذُوا مَا اٰتَيْنَاكُمْ بِقُوَّةٍ وَاذْكُرُوا مَا فٖيهِ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ
Okunuşu:
Ve iz netaknel cebel fevkahüm keennehu zulletüv ve zannu ennehu vakıum bihım huzu ma ateynaküm bi kuvvetiv vezküru ma fıhi lealleküm tettekun
Anlamı:
Hani dağı sanki bir gölgelikmiş gibi onların üstüne kaldırmıştık da üzerilerine düşecek sanmışlardı. (Onlara:) “Size verdiğimiz Kitaba sımsıkı sarılın ve onun içindekileri hatırlayın ki, Allah’a karşı gelmekten sakınasınız” demiştik.

4-) Bakara suresi 260. ayet:
Arapça:
وَإِذْ قَالَ إِبْرَٰهِۦمُ رَبِّ أَرِنِى كَيْفَ تُحْىِ ٱلْمَوْتَىٰ ۖ قَالَ أَوَلَمْ تُؤْمِن ۖ قَالَ بَلَىٰ وَلَٰكِن لِّيَطْمَئِنَّ قَلْبِى ۖ قَالَ فَخُذْ أَرْبَعَةً مِّنَ ٱلطَّيْرِ فَصُرْهُنَّ إِلَيْكَ ثُمَّ ٱجْعَلْ عَلَىٰ كُلِّ جَبَلٍ مِّنْهُنَّ جُزْءًا ثُمَّ ٱدْعُهُنَّ يَأْتِينَكَ سَعْيًا ۚ وَٱعْلَمْ أَنَّ ٱللَّهَ عَزِيزٌ حَكِيمٌ
Okunuşu:
Ve iz kale ibrahîmu rabbi erinî keyfe tuhyil mevta kale e ve lem tu’min kale bela ve lakil li yatmeinne kalbî kale fe huz erbeatem minet tayri fe surhunne ileyke summec’al ala kulli cebelim minhunne cuz’en summed’uhunne ye’tîneke sa’ya va’lem ennellahe azîzun hakîm
Anlamı:
İbrahim Rabbine: Ey Rabbim! Ölüyü nasıl dirilttiğini bana göster, demişti. Rabbi ona: Yoksa inanmadın mı? dedi. İbrahim: Hayır! İnandım, fakat kalbimin mutmain olması için (görmek istedim), dedi. Bunun üzerine Allah: Öyleyse dört tane kuş yakala, onları yanına al, sonra (kesip parçala), her dağın başına onlardan bir parça koy. Sonra da onları kendine çağır; koşarak sana gelirler. Bil ki Allah azizdir, hakimdir, buyurdu.

5-) Hud Suresi, 42. ayet:
Arapça:
وَﻫِﻰَ ﺗَﺡْﺮٖى ﺑِﻬِﻢْ ﻓٖﻰ ﻣَﻮْجٍ ﻛَﺎﻟْﺡِﺒَﺎلِ وَﻧَﺎدٰى ﻧُﻮحٌ اﺑْﻨَﻪُ وَﻛَﺎنَ ﻓٖﻰ ﻣَﻌْﺰِلٍ ﻳَﺎ ﺑُﻨَﻰَّ ارْﻛَﺐْ ﻣَﻌَﻨَﺎ وَﻟَﺎ ﺗَﻜُﻦْ ﻣَﻊَ اﻟْﻜَﺎﻓِﺮٖﻳﻦَ
Okunuşu:
Ve hiye tecrı bihim fı mevcin kel cibali ve nada nuhunibnehu ve kane fı ma’ziliy ya büneyyerkem meana ve la teküm meal kafirın
Anlamı:
Gemi, dağlar gibi dalgalar arasında onları götürüyordu. Nûh, ayrı bir yere çekilmiş olan oğluna, “Yavrucuğum, bizimle beraber sen de bin, inkarcılarla birlikte olma” diye seslendi.
6-) Hud Suresi, 43. ayet:
Arapça:
ﻗَﺎلَ ﺳَﺎٰوٖٓى اِﻟٰﻰ ﺟَﺒَﻞٍ ﻳَﻌْﺼِﻤُﻨٖﻰ ﻣِﻦَ اﻟْﻤَٓﺎءِ ﻗَﺎلَ ﻟَﺎ ﻋَﺎﺻِﻢَ اﻟْﻴَﻮْمَ ﻣِﻦْ اَﻣْﺮِ اﻟﻠّٰﻪِ اِﻟَّﺎ ﻣَﻦْ رَﺣِﻢَ وَﺣَﺎلَ ﺑَﻴْﻨَﻬُﻤَﺎ اﻟْﻤَﻮْجُ ﻓَﻜَﺎنَ ﻣِﻦَ اﻟْﻤُﻐْﺮَﻗٖﻴﻦَ
Okunuşu:
Kale seavı ila cebeliy ya’sımünı minel ma’ kale la asımel yevme min emrillahi illa mer rahım ve hale beynehümel mevcü fe kane minel muğrakıyn
Anlamı:
O, “Ben, kendimi sudan koruyacak bir dağa sığınacağım” dedi. Nûh, “Bugün Allah’ın rahmet ettikleri hariç, onun azabından korunacak hiç kimse yoktur” dedi. Derken aralarına dalga giriverdi de oğlu boğulanlardan oldu.

7-) Ra’d Suresi, 31. ayet:
Arapça:
وَﻟَﻮْ اَنَّ ﻗُﺮْاٰﻧًﺎ ﺳُﻴِّﺮَتْ ﺑِﻪِ اﻟْﺡِﺒَﺎلُ اَوْ ﻗُﻄِّﻌَﺖْ ﺑِﻪِ اﻟْﺎَرْضُ اَوْ ﻛُﻠِّﻢَ ﺑِﻪِ اﻟْﻤَﻮْﺗٰﻰ ﺑَﻞْ ﻟِﻠّٰﻪِ اﻟْﺎَﻣْﺮُ ﺟَﻤٖﻴﻌًﺎ اَﻓَﻠَﻢْ ﻳَﺎﻳْﺌَﺲِ اﻟَّﺬٖﻳﻦَ اٰﻣَﻨُٓﻮا اَنْ ﻟَﻮْ ﻳَﺸَٓﺎءُ اﻟﻠّٰﻪُ ﻟَﻬَﺪَى اﻟﻨَّﺎسَ ﺟَﻤٖﻴﻌًﺎ وَﻟَﺎ ﻳَﺰَالُ اﻟَّﺬٖﻳﻦَ ﻛَﻔَﺮُوا ﺗُﺼٖﻴﺒُﻬُﻢْ ﺑِﻤَﺎ ﺻَﻨَﻌُﻮا ﻗَﺎرِﻋَﺔٌ اَوْ ﺗَﺤُﻞُّ ﻗَﺮٖﻳﺒًﺎ ﻣِﻦْ دَارِﻫِﻢْ ﺣَﺘّٰﻰ ﻳَﺎْﺗِﻰَ وَﻋْﺪُ اﻟﻠّٰﻪِ اِنَّ اﻟﻠّٰﻪَ ﻟَﺎ ﻳُﺨْﻠِﻒُ اﻟْﻤٖﻴﻌَﺎدَ
Okunuşu:
Ve lev enne kur’anen süyyirat bihil cibalü ev kuttıat bihil erdu ev küllime bihil mevta bel lillahil emru cemıa e fe lem yey’esillezıne amenu el lev yeşaüllahü le heden nase cemıa ve la yezalüllezıne keferu tüsıybühüm bi ma saneu kariatün ev tehullü karıbem min darihim hatta ye’tiye va’düllah innellahe la yuhlifül mıad
Anlamı:
Kendisiyle dağların yürütüleceği veya yeryüzünün parçalanacağı, ya da ölülerin konuşturulacağı bir Kur’an olacak olsaydı (o yine bu kitap olurdu). Fakat bütün emir yalnız Allah’ındır. İman edenler anlamadılar mı ki, Allah dileseydi bütün insanları doğru yola eriştirirdi. Allah’ın sözü yerine gelinceye kadar, inkar edenlere yaptıkları işler sebebiyle devamlı olarak, ya büyük bir felaket gelecek veya o felaket yurtlarının yakınına inecektir. Şüphesiz Allah verdiği sözden dönmez.

😎 İbrahim Suresi, 46. ayet:
Arapça:
وَقَدْ مَكَرُوا مَكْرَهُمْ وَعِنْدَ اللَّهِ مَكْرُهُمْ وَإِنْ كَانَ مَكْرُهُمْ لِتَزُولَ مِنْهُ الْجِبَالُ
Okunuşu:
Ve kad mekeru mekrahüm ve ındellahi mekruhüm ve in kane mekruhüm li tezule minhül cibal
Anlamı:
Onlar gerçekten tuzaklarını kurmuşlardı. Tuzakları yüzünden dağlar yerinden oynayacak olsa bile, tuzakları Allah katındadır (Allah onu bilir).

9-) Hicr Suresi, 82. ayet:
Arapça:
وَكَانُواْ يَنْحِتُونَ مِنَ الْجِبَالِ بُيُوتًا آمِنِينَ
Okunuşu:
Ve kanu yenhıtune minel cibali büyuten aminın
Anlamı:
Onlar güven içinde dağlardan evler yontuyorlardı.

10-) Nahl Suresi, 15. ayet:
Arapça:
وَاَلْقٰى فِى الْاَرْضِ رَوَاسِىَ اَنْ تَمٖيدَ بِكُمْ وَاَنْهَارًا وَسُبُلًا لَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ
Okunuşu:
Ve elka fil erdı ravasiye en temıde biküm ve enharav ve sübülel lealleküm tehtedun
Anlamı:
O, yeryüzünde sarsılmamanız için dağlar, yolunuzu bulmanız için nehirler ve yollardan izler bıraktı;
11-) Nahl Suresi, 68. ayet:
Arapça:
وَاَوْحٰى رَبُّكَ اِلَى النَّحْلِ اَنِ اتَّخِذٖى مِنَ الْجِبَالِ بُيُوتًا وَمِنَ الشَّجَرِ وَمِمَّا يَعْرِشُونَ
Okunuşu:
Ve evha rabbüke ilen nahli enittehızı minel cibali büyutev ve mineş şeceri ve mimma ya’rişun
Anlamı:
Rabbin bal arısına şöyle ilham etti: “Dağlardan, ağaçlardan ve insanların yaptıkları çardaklardan (kovanlardan) kendine evler edin.”
12-) Nahl Suresi, 81. ayet:
Arapça:
وَاللّٰهُ جَعَلَ لَكُمْ مِمَّا خَلَقَ ظِلَالًا وَجَعَلَ لَكُمْ مِنَ الْجِبَالِ اَكْنَانًا وَجَعَلَ لَكُمْ سَرَابٖيلَ تَقٖيكُمُ الْحَرَّ وَسَرَابٖيلَ تَقٖيكُمْ بَاْسَكُمْ كَذٰلِكَ يُتِمُّ نِعْمَتَهُ عَلَيْكُمْ لَعَلَّكُمْ تُسْلِمُونَ
Okunuşu:
Vallahü ceale leküm mimma haleka zılalev ve ceale leküm minel cibali eknanev ve ceale leküm serabiyle tekıykümül harra ve serabiyle tekıyküm be’seküm kezalike yütimmü nı’metehu aleyküm lealleküm tüslimun
Anlamı:
Allah, yarattıklarından sizin için gölgeler yaptı ve dağlarda da sizin için barınaklar var etti. Sizi sıcaktan koruyacak elbiseler ve savaşta sizi koruyacak zırhlar verdi. Böylece Allah, Müslüman olasınız diye üzerinizde olan nimetini tamamlıyor.

13-) İsra Suresi, 37. ayet:
Arapça:
وَلاَ تَمْشِ فِي الأَرْضِ مَرَحًا إِنَّكَ لَن تَخْرِقَ الأَرْضَ وَلَن تَبْلُغَ الْجِبَالَ طُولاً
Okunuşu:
Ve la temşi fil erdı merah inneka len tahrikal erda ve len teblüğal cibale tula
Anlamı:
Yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Çünkü sen yeri asla yaramazsın, boyca da dağlara asla erişemezsin.

14-) Kehf Suresi, 47. ayet:
Arapça:
وَيَوْمَ نُسَيِّرُ الْجِبَالَ وَتَرَى الْأَرْضَ بَارِزَةً وَحَشَرْنَاهُمْ فَلَمْ نُغَادِرْ مِنْهُمْ أَحَدًا
Okunuşu:
Ve yevme nüseyyirul cibale ve teral erda barizetev ve hasernahüm fe lem nüğadir minhüm ehada
Anlamı:
Dağları yürüteceğimiz ve senin yeryüzünü çırılçıplak göreceğin günü bir hatırla. Biz onları mahşerde toplarız da içlerinden hiçbirini bırakmayız.
15-) Kehf Suresi, 96. ayet:
Arapça:
آتُونِي زُبَرَ الْحَدِيدِ حَتَّى إِذَا سَاوَى بَيْنَ الصَّدَفَيْنِ قَالَ انْفُخُوا حَتَّى إِذَا جَعَلَهُ نَارًا قَالَ آتُونِي أُفْرِغْ عَلَيْهِ قِطْرًا
Okunuşu:
Atuni züberal hadıd hatta iza sava beynes sadafeyni kalenfühu hatta iza cealehu naran kale atunı üfriğ aleyhi kıdra
Anlamı:
“Bana (yeterince) demir madeni getirin” dedi. İki yamacın arasındaki boşluğu (dağlarla) bir hizaya getirince “körükleyin!” dedi. Demiri eritip kor (gibi) yapınca da, “Bana erimiş bakır getirin, bunun üzerine boşaltayım” dedi.

16-) Meryem Suresi, 90. ayet:
Arapça:
تَكَادُ السَّمَاوَاتُ يَتَفَطَّرْنَ مِنْهُ وَتَنشَقُّ الْأَرْضُ وَتَخِرُّ الْجِبَالُ هَدًّا
Okunuşu:
Tekadüs semavatü yetefettarne minhü ve tenşekkul erdu ve tehırrul cibalü hedda
Anlamı:
Neredeyse gökler çatlayacak, yer yarılacak ve dağlar gürültü ile devrilecekti.

17-) Taha Suresi, 105. ayet:
Arapça:
وَيَسْأَلُونَكَ عَنِ الْجِبَالِ فَقُلْ يَنسِفُهَا رَبِّي نَسْفًا
Okunuşu:
Ve yes’eluneke anil cibali fe kul yensifüha rabbı nesfa
Anlamı:
(Ey Muhammed!) Sana dağların (kıyamet günündeki) halini soruyorlar. De ki: “Rabbim onları toz edip savuracak.”

18-) Enbiya Suresi, 31. ayet:
Arapça:
وَجَعَلْنَا فِي الْأَرْضِ رَوَاسِيَ أَن تَمِيدَ بِهِمْ وَجَعَلْنَا فِيهَا فِجَاجاً سُبُلاً لَعَلَّهُمْ يَهْتَدُونَ
Okunuşu:
Ve cealna fıha ficacen sübülel leallehüm yehtedun
Anlamı:
Onları sarsmasın diye yere de sabit dağlar yerleştirdik ve (varacakları yere) yol bulabilsinler diye ondan geçitler yollar meydana getirdik.
19-) Enbiya Suresi, 79. ayet:
Arapça:
فَفَهَّمْنَاهَا سُلَيْمَانَ وَكُلّاً آتَيْنَا حُكْماً وَعِلْماً وَسَخَّرْنَا مَعَ دَاوُودَ الْجِبَالَ يُسَبِّحْنَ وَالطَّيْرَ وَكُنَّا فَاعِلِينَ
Okunuşu:
Fe fehhemnaha süleyman ve küllen ateyna hukmev ve ılmev ve sehharna mea davudel cibale yüsebbıhne vet tayr ve künna faılın
Anlamı:
Biz hüküm vermeyi Süleyman’a kavratmıştık. Zaten her birine hükümranlık ve ilim vermiştik. Dâvûd ile birlikte, Allah’ı tespih etmeleri için dağları ve kuşları onun emrine verdik. Bunları yapan biz idik.

20-) Hacc Suresi, 18. ayet:
Arapça:
أَلَمْ تَرَ أَنَّ اللَّهَ يَسْجُدُ لَهُ مَن فِي السَّمَاوَاتِ وَمَن فِي الْأَرْضِ وَالشَّمْسُ وَالْقَمَرُ وَالنُّجُومُ وَالْجِبَالُ وَالشَّجَرُ وَالدَّوَابُّ وَكَثِيرٌ مِّنَ النَّاسِ وَكَثِيرٌ حَقَّ عَلَيْهِ الْعَذَابُ وَمَن يُهِنِ اللَّهُ فَمَا لَهُ مِن مُّكْرِمٍ إِنَّ اللَّهَ يَفْعَلُ مَا يَشَاء
Okunuşu:
E lem tera ennellahe yescüdü lehu men fıs semavati ve men fil erdı veş şemsü vel kameru ven nücumü vel cibalü veş şeceru ved devabbü ve kesırum minen nas ve kesırun hakka aleyhil azab ve mey yühinillahü fe ma lehu min mükrim innellahe yef’alü ma yeşa’
Anlamı:
Görmedin mi ki şüphesiz, göklerde ve yerde olanlar, güneş ay, yıldızlar, ağaçlar, hayvanlar ve insanların birçoğu Allah’a secde etmektedir. Birçoğunun üzerine de azap hak olmuştur. Allah kimi alçaltırsa ona saygınlık kazandıracak hiçbir kimse yoktur. Şüphesiz, Allah dilediğini yapar.

21-) Nur Suresi, 43. ayet:
Arapça:
أَلَمْ تَرَ أَنَّ اللَّهَ يُزْجِي سَحَابًا ثُمَّ يُؤَلِّفُ بَيْنَهُ ثُمَّ يَجْعَلُهُ رُكَامًا فَتَرَى الْوَدْقَ يَخْرُجُ مِنْ خِلَالِهِ وَيُنَزِّلُ مِنَ السَّمَاء مِن جِبَالٍ فِيهَا مِن بَرَدٍ فَيُصِيبُ بِهِ مَن يَشَاء وَيَصْرِفُهُ عَن مَّن يَشَاء يَكَادُ سَنَا بَرْقِهِ يَذْهَبُ بِالْأَبْصَارِ
Okunuşu:
E lem tera ennellahe yüzcı sehaben sümme yüellifü beynehu sümme yec’alühu rukamen fe teral vedka yahrucü min hılalihv ve yünezzilü mines semai min cibalin fıha mim beradin fe yüsıybü bihı mey yeşaü ve yasrifühu ammey yeşa’ yekadü senaberkıhı yezhebü bil ebsar
Anlamı:
Görmez misin ki Allah, bulutları sevk eder. Sonra, onları kaynaştırıp üst üste yığar. Nihayet yağmurun, onların arasından yağdığını görürsün. O, gökten, oradaki dağ (gibi bulut)lardan dolu indirir de onu dilediğine isabet ettirir, dilediğinden de geri çevirir. Bu bulutların şimşeğinin parıltısı neredeyse gözleri alacak.

22-) Şuara Suresi, 63. ayet:
Arapça:
فَأَوْحَيْنَا إِلَى مُوسَى أَنِ اضْرِب بِّعَصَاكَ الْبَحْرَ فَانفَلَقَ فَكَانَ كُلُّ فِرْقٍ كَالطَّوْدِ الْعَظِيمِ
Okunuşu:
Fe evhayna ila masa enıdrib bi asakel bahr fenfeleka fe kane küllü firkın ket tavdil azıym
Anlamı:
Bunun üzerine Mûsâ’ya, “Asan ile denize vur” diye vahyettik. Deniz derhal yarıldı. Her parçası koca bir dağ gibiydi.
23-) Şuara Suresi, 149. ayet:
Arapça:
وَتَنْحِتُونَ مِنَ الْجِبَالِ بُيُوتًا فَارِهِينَ
Okunuşu:
Ve tenhıtune minel cibali büyuten farihın
Anlamı:
“Bir de dağlardan ustalıkla evler yontuyorsunuz.”

24-) Neml Suresi, 61. ayet:
Arapça:
أَمَّن جَعَلَ الْأَرْضَ قَرَارًا وَجَعَلَ خِلَالَهَا أَنْهَارًا وَجَعَلَ لَهَا رَوَاسِيَ وَجَعَلَ بَيْنَ الْبَحْرَيْنِ حَاجِزًا أَإِلَهٌ مَّعَ اللَّهِ بَلْ أَكْثَرُهُمْ لَا يَعْلَمُونَ
Okunuşu:
Emmen ceallel erda kararav ve cealle hılaleha enharav ve ceale leha ravasiye ve ceale beynel bahrayni haciza e ilahüm meallah bel ekseruhüm la ya’lemun
Anlamı:
Yahut yeryüzünü karar kılma yeri yapan, içinde nehirler akıtan, onun için oturaklı dağlar yapan ve iki denizin arasına bir engel koyan mı? Allah ile birlikte başka bir ilah mı var!? Hayır onların çoğu bilmiyor!
25-) Neml Suresi, 88. ayet:
Arapça:
وَتَرَى الْجِبَالَ تَحْسَبُهَا جَامِدَةً وَهِيَ تَمُرُّ مَرَّ السَّحَابِ صُنْعَ اللَّهِ الَّذِي أَتْقَنَ كُلَّ شَيْءٍ إِنَّهُ خَبِيرٌ بِمَا تَفْعَلُونَ
Okunuşu:
Ve teral cibale tahsebüha camidetev ve hiye temürru merras sehab sun’allahillezı etkane külle şey’ innehu habırum bima tefalun
Anlamı:
Dağları görürsün, onları hareketsiz sanırsın. Halbuki onlar bulutların geçişi gibi hareket ederler. Bunu, her şeyi sağlam ve yerli yerince yapan Allah yapmıştır. Şüphesiz O yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.

26-) Lokman Suresi, 10. ayet:
Arapça:
خَلَقَ السَّمَاوَاتِ بِغَيْرِ عَمَدٍ تَرَوْنَهَا وَأَلْقَى فِي الْأَرْضِ رَوَاسِيَ أَن تَمِيدَ بِكُمْ وَبَثَّ فِيهَا مِن كُلِّ دَابَّةٍ وَأَنزَلْنَا مِنَ السَّمَاء مَاء فَأَنبَتْنَا فِيهَا مِن كُلِّ زَوْجٍ كَرِيمٍ
Okunuşu:
Halekas semavati bi ğayri amedin teravneha ve elka fil erdı ravasiye en temıde biküm ve besse fıha min külli dabbeh ve enzelna mines semai maen fe embetna fıha min külli zevcin kerım
Anlamı:
Allah gökleri görebileceğiniz direkler olmaksızın yarattı. Yeryüzüne de, sizi sarsmasın diye sabit dağlar yerleştirdi ve orada her türlü canlıyı yaydı. Gökten de yağmur indirip orada her türden güzel ve faydalı bitki bitirdik.

27-) Ahzab Suresi, 72. ayet:
Arapça:
إِنَّا عَرَضْنَا الْأَمَانَةَ عَلَى السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَالْجِبَالِ فَأَبَيْنَ أَن يَحْمِلْنَهَا وَأَشْفَقْنَ مِنْهَا وَحَمَلَهَا الْإِنسَانُ إِنَّهُ كَانَ ظَلُومًا جَهُولًا
Okunuşu:
İnna aradnel emanete ales semavati vel erdı vel cibali fe ebeyne ey yahmilneha ve eşfakne minha ve hamelehel insan innehu kane zalumen cehula
Anlamı:
Biz emaneti, göklere, yere ve dağlara teklif ettik de onlar bunu yüklenmekten çekindiler, (sorumluluğundan) korktular. Onu insan yüklendi. Doğrusu o çok zalim, çok cahildir.

28-) Sebe Suresi, 10. ayet:
Arapça:
وَلَقَدْ آتَيْنَا دَاوُودَ مِنَّا فَضْلًا يَا جِبَالُ أَوِّبِي مَعَهُ وَالطَّيْرَ وَأَلَنَّا لَهُ الْحَدِيدَ
Okunuşu:
Ve le kad ateyna davude minna fadla ya cibalü evvibı meahu vet tayr ve elenna lehül hadıd
Anlamı:
Andolsun ki, biz Davud’a tarafımızdan bir fazilet verdik. “Ey dağlar! Onunla beraber tesbih edin.” dedik ve bunu kuşlara da (emrettik) ve ona demiri yumuşattık.

29-) Fatır Suresi, 27. ayet:
Arapça:
أَلَمْ تَرَ أَنَّ اللَّهَ أَنزَلَ مِنَ السَّمَاء مَاء فَأَخْرَجْنَا بِهِ ثَمَرَاتٍ مُّخْتَلِفًا أَلْوَانُهَا وَمِنَ الْجِبَالِ جُدَدٌ بِيضٌ وَحُمْرٌ مُّخْتَلِفٌ أَلْوَانُهَا وَغَرَابِيبُ سُودٌ
Okunuşu:
E lem tera ennellahe enzele mines semai maa fe ahracna bihı semeratim muhtelifen elvanüha ve minel cibali cüdedüm bıduv ve humrum muhtelifün elvanüha ve ğarabıbü sud
Anlamı:
Görmüyor musun ki Allah gökten su indirdi. Biz onunla türlü türlü ürünler çıkardık. Dağlardan da beyaz, kırmızı (birbirinden farklı) çeşitli renklerde yollar (katmanlar) var, simsiyah taşlar da var.

30-) Sad Suresi, 18. ayet:
Arapça:
إِنَّا سَخَّرْنَا الْجِبَالَ مَعَهُ يُسَبِّحْنَ بِالْعَشِيِّ وَالْإِشْرَاقِ
Okunuşu:
İnna sehharnel cibale meahu yüsebbıhne bil aşiyyi vel işrak
Anlamı:
Dağları emrine amade kıldık. Akşamdan gün doğumuna onunla birlikte tesbih ederlerdi.

31-) Fussilet Suresi, 10. ayet:
Arapça:
وَجَعَلَ فِيهَا رَوَاسِيَ مِنْ فَوْقِهَا وَبَارَكَ فِيهَا وَقَدَّرَ فِيهَا أَقْوَاتَهَا فِي أَرْبَعَةِ أَيَّامٍ سَوَاءً لِلسَّائِلِينَ
Okunuşu:
Ve ceale fıha ravasiye min fevkıha ve barake fıha ve kaddera fıha akvateha fı erbeati eyyam sevael lis sailın
Anlamı:
O, dört gün içinde (dört evrede), yeryüzünde yükselen sabit dağlar yarattı, orada bolluk ve bereket meydana getirdi ve orada rızık arayanların ihtiyaçlarına uygun olarak rızıklar takdir etti.

32-) Şura Suresi, 32. ayet:
Arapça:
وَمِنْ آيَاتِهِ الْجَوَارِ فِي الْبَحْرِ كَالْأَعْلَامِ
Okunuşu:
Ve min ayatihil cevari fil bahri kel a’lam
Anlamı:
Denizde dağlar gibi yüzen gemiler, O’nun varlığının delillerindendir.

33-) Kaf Suresi, 7. ayet:
Arapça:
وَالْأَرْضَ مَدَدْنَاهَا وَأَلْقَيْنَا فِيهَا رَوَاسِيَ وَأَنبَتْنَا فِيهَا مِن كُلِّ زَوْجٍ بَهِيجٍ
Okunuşu:
Vel erda medednaha ve elkayna fiha ravasiye ve embetna fiha min kulli zevcim behic
Anlamı:
Yeryüzünü de yaydık ve orada sabit dağlar yerleştirdik. Orada her türden iç açıcı çift bitkiler bitirdik.

34-) Tur Suresi, 10. ayet:
Arapça:
وَتَسِيرُ الْجِبَالُ سَيْرًا
Okunuşu:
Ve tesirul cibalu seyra
Anlamı:
Dağlar yürüdükçe yürür.

35-) Rahman Suresi, 24. ayet:
Arapça:
وَلَهُ الْجَوَارِ الْمُنشَآتُ فِي الْبَحْرِ كَالْأَعْلَامِ
Okunuşu:
Ve lehulcevarilmunşeatu fiylbahri kela’lami.
Anlamı:
Denizde akıp giden dağlar gibi yüksek gemiler de O’nundur.

36-) Vakıa Suresi, 5. ayet:
Arapça:
وَبُسَّتِ الْجِبَالُ بَسًّا
Okunuşu:
Ve bussetilcibalu bessen.
Anlamı:
Dağlar parçalandığı,

37-) Haşr Suresi, 21. ayet:
Arapça:
لَوْ أَنزَلْنَا هَذَا الْقُرْآنَ عَلَى جَبَلٍ لَّرَأَيْتَهُ خَاشِعًا مُّتَصَدِّعًا مِّنْ خَشْيَةِ اللَّهِ وَتِلْكَ الْأَمْثَالُ نَضْرِبُهَا لِلنَّاسِ لَعَلَّهُمْ يَتَفَكَّرُونَ
Okunuşu:
Lev enzelna hazelkur’ane ‘ala cebelin lereeytehu haşi’an mutesaddi ‘an min haşyetillahi ve tilkel’emsalu nadribuha linnasi le’allehum yetefekkerune.
Anlamı:
Eğer biz, bu Kuran’ı bir dağa indirseydik, elbette sen onu Allah korkusundan başını eğerek parça parça olmuş görürdün. İşte misaller! Biz onları insanlara düşünsünler diye veriyoruz.

38-) Hakka Suresi, 14. ayet:
Arapça:
وَحُمِلَتِ الْأَرْضُ وَالْجِبَالُ فَدُكَّتَا دَكَّةً وَاحِدَةً
Okunuşu:
Ve humiletil’ardu velcibalu fedukketa dekketen vahıdeten.
Anlamı:
Yeryüzü ve dağlar kaldırılıp, bir tek çarpışla parçalandığı zaman,

39-) Mearic Suresi, 9. ayet:
Arapça:
وَتَكُونُ الْجِبَالُ كَالْعِهْنِ
Okunuşu:
Ve tekunulcibalu kel’ıhni.
Anlamı:
Ve dağlar renkli yün gibi olur.

40-) Müzzemmil Suresi, 14. ayet:
Arapça:
يَوْمَ تَرْجُفُ الْأَرْضُ وَالْجِبَالُ وَكَانَتِ الْجِبَالُ كَثِيبًا مَّهِيلًا
Okunuşu:
Yevme tercuful’ardu velcibalu ve kanetilcibalu kesiyben mehiylen.
Anlamı:
Yerin ve dağların sarsılacağı ve dağların akıp giden kum yığını olacağı günü (kıyameti) hatırla.

41-) Mürselat Suresi, 10. ayet:
Arapça:
وَإِذَا الْجِبَالُ نُسِفَتْ
Okunuşu:
Ve izelcibalu nusifet.
Anlamı:
Dağlar ufalanıp savrulduğu zaman
42-) Mürselat Suresi, 27. ayet:
Arapça:
وَجَعَلْنَا فِيهَا رَوَاسِيَ شَامِخَاتٍ وَأَسْقَيْنَاكُم مَّاء فُرَاتًا
Okunuşu:
Ve ce’alna fiyha revasiye şamihatin ve eskaynakum maen furaten.
Anlamı:
Orada sabit yüce dağlar yaratmadık mı, size tatlı bir su içirmedik mi?

43-) Nebe’ Suresi, 7. ayet:
Arapça:
وَالْجِبَالَ أَوْتَادًا
Okunuşu:
Velcibale evtaden.
Anlamı:
Dağları da birer kazık .
44-) Nebe’ Suresi, 20. ayet:
Arapça:
وَسُيِّرَتِ الْجِبَالُ فَكَانَتْ سَرَابًا
Okunuşu:
Ve suyyiretilcibalu fekanet seraben.
Anlamı:
Dağlar yürütülür, serap haline gelir.

45-) Nazi’at Suresi, 32. ayet:
Arapça:
وَالْجِبَالَ أَرْسَاهَا
Okunuşu:
Velcibale ersaha.
Anlamı:
Dağları sağlam bir şekilde yerleştirdi.

46-) Tekvir Suresi, 3. ayet:
Arapça:
وَإِذَا الْجِبَالُ سُيِّرَتْ
Okunuşu:
Ve izelcibalu suyyiret.
Anlamı:
Dağlar, yürütüldüğü zaman,

47-) Gaşiye Suresi, 19. ayet:
Arapça:
وَإِلَى الْجِبَالِ كَيْفَ نُصِبَتْ
Okunuşu:
Ve ilelcibali keyfe nusıbet.
Anlamı:
Dağlara bakmıyorlar mı, nasıl dikilmişlerdir!

48-) Tin Suresi, 2. ayet:
Arapça:
وَطُورِ سِينِينَ
Okunuşu:
Ve turi siyniyne.
Anlamı:
Sinâ Dağına andolsun

49-) Karia Suresi, 5. ayet:
Arapça:
وَتَكُونُ الْجِبَالُ كَالْعِهْنِ الْمَنفُوشِ
Okunuşu:
Ve tekunül cibalü kelıhnil menfuş
Anlamı:
Dağlar da atılmış renkli yünler gibi olacaktır.

Cebel ile ilgili kelimeler:
Cebel-i Nûr: Nur dağı. Mekke-i mükerreme yakınında Peygamber efendimize ilk vahyin geldiği mübarek dağ.
Cebel-i Rahmet: “Rahmet dağı” manasına, Arafat ovasındaki tepe.
Şeyh-ül-cebel: Haşhaşiler denilen İsmaili’lerin reisi.
Cebel-i Arafat: Arafat dağı.
Cebel-i Lübnan: Lübnan dağı.
Cebel-ün-nûr: Mekke’deki Harre dağı.
Cebelistan: Dağlık, dağlık yer.
Kaid-ül cebel: Dağın çıkıntısı, burnu.
Muaz ibn-i cebel: (Ebu Abdurrahman el Ensarî) Ashâb-ı Kirâm arasında hürmetle yad olunan büyük fakihlerdendir.
Vera-i cebel: Dağın arkası.
Zirve-i cebel: Dağ tepesi.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir