Adak

Posted by

Adak (Nezir): Kişinin farz veya vacip cinsinden bir ibadeti yapacağına dair Allah-u Tealaya söz vererek o ibadeti kendine borç kılmasıdır.
1-) Adamak eylemi.
2-) Bir kimsenin, tanrısal, kutsal bir güce, bir isteğini gerçekleştirdiği, kendisini bir tehlikeden koruduğu zaman yerine getirmeye söz verdiği şey.

Hz. Peygamber (s.a.s.), Allah’a itaat kabilinden adakların yerine getirilmesini emretmiş, Allah’a isyan veya mâsiyet kabilinden olan konularda adakta bulunulmamasını, şayet yapılmışsa buna uyulmamasını istemiştir (Buhârî, Eymân, 28, 31; Müslim, Nezir, 8; Ebû Dâvûd, Eymân, 22).

Adak iki türlüdür:
1-) Mutlak adak: Allah-ü teala için bir sene oruç tutacağım demek gibi. Düşünmeden, söz arasında dilinden çıkmış olsa da yerine getirmek vaciptir.
2-) Şarta bağlı adak: Hastam iyi olursa Allah için şu kadar sadaka vermek, sevabını mesela Seyyid Ahmed Bedevi hazretlerine bağışlamak nezrim, adağım olsun demek gibi. Hasta iyi olduktan sonra bunları yapmak gerekir. Adağı yerine getirmek vaciptir. Bazı alimler farzdır, demiştir. (İbn-i Âbidîn)

Adağın geçerli olması için gereken şartlar: Adağın geçerli olabilmesi için adakta bulunan kimsenin Müslüman, akıllı ve buluğa (ergenlik çağına) ermiş bir kimse olması gerekir.
1-) Adanan şeyin cinsinden bir farz veya vacip ibadetin bulunması gerekir. Mesela namaz kılmayı, oruç tutmayı, sadaka vermeyi, kurban kesmeyi konu alan adaklar geçerlidir. Hasta ziyareti veya mevlit okutma adak konusu olmaz. Türbelerde mum yakma, horoz kesme, bez bağlama, şeker ve helva dağıtma gibi halk arasında görülen adak adetlerinin İslam’da yeri yoktur.
2-) Adanan şey bizzat hedeflenen (maksut) ibadet cinsinden olmalı, başka bir ibadete vesile olan bir ibadet olmamalıdır. Mesela abdest almayı, ezan ve kamet okumayı, mescide girmeyi konu alan adak geçerli olmaz.
3-) Adanan husus, adayan şahsın o anda veya daha sonra yapması gereken farz veya vacip bir ibadet olmamalıdır. Kılmakla mükellef olduğu namaz, tutmakla mükellef olduğu Ramazan orucu adak konusu olmaz.
4-) Adanan şeyin meydana gelmesi ve yapılması maddeten ve dinen mümkün ve meşru olmalı, adak mal ise adayan şahsın mülkiyetinde bulunmalıdır. Bir kimsenin sahip olmadığı muayyen bir malı adaması geçersiz, sahip olduğundan fazlasını adaması halinde ise sadece sahip olduğu kadarı hakkında geçerlidir. Ancak bir kimsenin ileride sahip olması kuvvetle muhtemel bir malla ilgili adağı geçerli sayılır. Mesela ileride miras yoluyla sahip olacağı malın adanması böyledir. Adak, başkasının mülkiyetinde bulunan bir malla ilgili olmamalıdır.
5-) Adanan fiil Allah’a isyanı, bid’at, günah ve mâsiyeti içermemelidir. Böyle olması halinde adak geçersiz olur (Kâsânî, Bedâi‘, V, 82-92; el-Fetâva’l-Hindiyye, I, 229).

Meydana gelmesi istenmeyen bir şarta bağlı olarak adakta bulunan şahısların, Allah’a verdiği bu sözde durması gerekir. Mesela “Bir daha içki içmeyeceğim, içersem bir ay oruç tutayım.” şeklinde adakta bulunma böyledir. Fakat istenmeyen şart gerçekleşirse, dilerse adadığı şeyi yerine getirir, dilerse yemin kefareti öder. Hanefiler bu durumda yemin kefareti ödemenin daha isabetli bir davranış olacağı görüşündedir. Çünkü bu ahitleşme yemin sayılmaktadır (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, V, 507, 521).

Kuranda adak ile ilgili ayetler:

Bakara suresi 270. ayet
Arapça:
وَمَا أَنفَقْتُم مِّن نَّفَقَةٍ أَوْ نَذَرْتُم مِّن نَّذْرٍ فَإِنَّ اللّهَ يَعْلَمُهُ وَمَا لِلظَّالِمِينَ مِنْ أَنصَارٍ
Okunuşu:
Ve ma enfaktüm min nefekatin ev nezertüm min nezrin fe innellahe ya’lemüh* ve ma liz zalimıne min ensar
Anlamı:
Yaptığınız her harcamayı ve adadığınız her adağı muhakkak Allah bilir. Zalimler için hiç yardımcı yoktur.

Al-i İmran suresi 35. ayet
Arapça:
إِذْ قَالَتِ امْرَأَةُ عِمْرَانَ رَبِّ إِنِّي نَذَرْتُ لَكَ مَا فِي بَطْنِي مُحَرَّرًا فَتَقَبَّلْ مِنِّي إِنَّكَ أَنتَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ
Okunuşu:
İz kaletimraetü ımrane rabbi innı nezertü leke ma fı batnı muharranan fe tekabbel minnı* inneke entes semıul alım
Anlamı:
Hani, İmran’ın karısı, “Rabbim! Karnımdaki çocuğu sırf sana hizmet etmek üzere adadım. Benden kabul et. Şüphesiz sen hakkıyla işitensin, hakkıyla bilensin” demişti.

Meryem suresi 26. ayet
Arapça:
فَكُلِي وَاشْرَبِي وَقَرِّي عَيْنًا فَإِمَّا تَرَيِنَّ مِنَ الْبَشَرِ أَحَدًا فَقُولِي إِنِّي نَذَرْتُ لِلرَّحْمَنِ صَوْمًا فَلَنْ أُكَلِّمَ الْيَوْمَ إِنسِيًّا
Okunuşu:
Fe külı veşrabı ve karrı ayna fe imma terayinne minel beşeri ehaden fe kulı innı
Anlamı:
“Ye, iç, gözün aydın olsun. İnsanlardan birini görecek olursan, “Şüphesiz ben Rahmân’a susmayı adadım. Bugün hiçbir insan ile konuşmayacağım” de.

Hac suresi 29. ayet
Arapça:
ثُمَّ لْيَقْضُوا تَفَثَهُمْ وَلْيُوفُوا نُذُورَهُمْ وَلْيَطَّوَّفُوا بِالْبَيْتِ الْعَتِيقِ
Okunuşu:
Sümmelyakdu tefesehüm velyufu nüzurahüm velyettavvefu bil beytil atiyk
Anlamı:
Sonra kirlerini gidersinler, adaklarını yerine getirsinler ve Beyt-i Atik’i (Kâbe’yi) tavaf etsinler.

İnsan suresi 7. ayet
Arapça:
يُوفُونَ بِالنَّذْرِ وَيَخَافُونَ يَوْمًا كَانَ شَرُّهُ مُسْتَطِيرًا
Okunuşu:
Yufune binnezri ve yehafune yevmen kane şerruhu mustetıyren.
Anlamı:
O kullar adaklarını yerine getirirler. Kötülüğü her yanı kuşatmış bir günden korkarlar.

Adak ile ilgili hadisler:
1-) “Adak, (Allah’ın takdir buyurmuş olduğu) hiçbir olayı geri çevirmez. Sadece cimrinin malını eksiltmiş olur.”(Müslim 3096)
2-) “Adak bir şeyi ne ileri alır ne de geri bırakır…” (Buhârî, Eymân, 26; Müslim, Nezir, 2)
3-) Abdullah ibni Abbas (Radiyallahu Anhuma) şöyle dedi:
“Sa’d bin Ubade (Radiyallahu Anh), Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e:
Annesinin bir adak adadığını fakat bunu yerine getiremeden vefat ettiğini söyleyerek bunun hükmünü sordu. Allah Rasulü (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):
−‘Annenin adına onun adağını sen yerine getir’ buyurdu.” (Müslim 3092)
4-) Enes’in (r.a.) anlattığına göre:
Hz. Peygamber (a.s.) iki oğlunun arasında onlara dayanarak güçlükle yürüyebilen bir ihtiyar gördü ve: “Bu niye böyle yürüyor?” diye sordu. Oğulları: “O, yürüyerek Kabe’ye gitmeyi adamıştır” dediler. Hz. Peygamber de: “Allah, bu ihtiyarın kendine eziyet ederek yaptığı ibadetten müstağnidir” buyurdu ve ihtiyarın bir bineğe binmesini emretti.
(Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 3100)
5-) Ukbe b. Âmir (r.a.) şöyle anlatır:
Kız kardeşim (Ümmü Hibban), Beytullah’a kadar yalın ayak yürümeyi adamış ve güçsüzlüğünden yakınarak benden bu konuyu kendisi için Allah Resulü’ne sormamı istemişti. Ben Peygamberimizden bu meseleyi sorduğumda Hz. Peygamber (a.s.): “Hem yürüsün, hem binsin” buyurdu. (Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 3102)

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir